Ankara'da rekor 'Evet' iftarı-Foto
Bayram şekeri alırken dikkat!
Üniversite harçlarına ZAM YOK!
MHP TABANI EVET diyor
Foto Galeri
Video Haber
Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Halit Taha YAŞA

Görünmeyen Üniversite’nin bahçesinde gül olabilme şerefi

15 Ocak 2010 Cuma

‘Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü, yalancı ders kitabı, demagog politikacısı, çıkartma kağıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı, fuhuş albümü gazetesi, temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek, kendini öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar, nefsini koruyabilecek destanlık bir meydan savaşı içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik…’

Merhum Üstad Necip Fazıl’ın Gençliğe Hitabesi’nden akıllarımıza kazınmış bir cümlesiyle giriş yapayım dedim. Üstad bu cümleyi söylediği yıllarda, İstanbul Fatih’te işte öyle bir nesil, gençlik yetişiyordu. Bir kutup yıldızının etrafında, binler, on binler fırıl fırıl dönüyorlardı. Sonra o kutup yıldızı öyle bir parladı ki, ülkemizin son 50 yılının iktisadi hayatına, sosyal hayatına, siyasi hayatına, manevi uyanışına damga vurdu. Bu günlerde bu damganın etkilerini hala görüyoruz ve görmeye de devam edeceğiz gibi duruyor.

Madde planında kurtulmuş bir milletin, manevi kurtuluşunda rol almış, gönül sultanlarının hepsinden Allah razı olsun. Abdülaziz Bekine Hz., Hasib Efendi, Mahmud Sami Ramazanoğlu Hz., Musa Topbaş Hocaefendi, Ali Haydar Efendi, Mahmud Ustaosmanoğlu Hocaefendi (halen sağdır), Süleyman Hilmi Tunahan Hz., Seyyid Abdülhakim Arvasi Hz., Muammed Raşid  Erol Hocaefendi, Darendeli Osman Hulusi Efendi, Mahmud Esad Coşan Hocaefendiler… Daha niceleri…

Milyonların unutamadığı, zamanlarına erişme şerefine nail olanların buğulu gözlerle hatırladığı, ömürlerini Allah’ın yeryüzündeki nuru olan İslam’ı, bu toplumun kalbine, bir daha çıkmamak üzere nakşetmekle harcamış bu büyük alimler, eserleriyle, yetiştirdikleri talebeleriyle, hatıralarıyla, kalbimizden öte hala gündemimizde, dünyamızdadırlar. Bu ilim, fikir ve gönül önderlerinden bir tanesinin ise bu gün, yani hicri-30 Muharrem 1431, miladi-15 Ocak 2010 doğumlarının 116. yılı…

Mehmed Zahid Kotku (K.S) ‘den bahsediyorum. ( Hz. Muhammed Zâhid İbni İbrahim-i Bursevî (ks.))

Yazıma, Üstadın bir cümlesiyle başlamıştım. Üstad ne diyordu? ‘Kendisini yetiştirecek bütün cemiyet müesseselerinden aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek bir nesil…’ İşte tam da öyle bir nesil ama sadece zehirli tesiri üzerlerinden atmıyorlardı, hem hocaefendilerinin dizinin dibinde pişiyorlardı, hem de madden ve manen büyüdükçe büyüyorlardı, fazlalaştıkça fazlalaşıyorlardı.

İstanbul’da o zaman da mevcut bulunan İTÜ, Yıldız Teknik, İstanbul Ünv,, Marmara Üniversiteleri profesörüyle, çalışanıyla, talebesiyle bu dergahın, üniversitenin, ilim-fikir-zikir meclisinin müdavimiydiler.

Görünmeyen Üniversite adam yetiştirme fabrikası olmuştu ve adeta fokur fokur kaynıyordu. Üstelik bu üniversiteye girmek için hiç bir ön koşul yoktu. Öss, para, mevki, kültür, güç bir hiç hükmündeydi. Talebeler her yaştan, her eğitim düzeyinden, sınıftan insanlardı. Ama bu talebelerden bazıları vardı ki, ileride öyle yerlere gelip halka hizmet edeceklerdi, bu geleneğin feyzi ve bereketi işte asıl bu zaman gönüllerde anlaşılabiliyordu.

O bahçenin, yani Görünmeyen Üniversite’nin bahçesinin güllerinden bazılarının şimdi kimler olduğunu buraya yazsam, sanırım bilmeyenlerin dudakları uçuklar. Yani çok şaşırırlar. Ama yazmak ne haddime ne de doğru olur.

O nesil öyle güzel oluşumlar, hareketler, projeler geliştirdi ki, bu millet hala onların meyvelerini yiyor. Daha da yiyecek gibi duruyor. Allah yardımcıları olsun.

O üniversitenin bir talebesi (pardon talebe aday adayı) olamamış, çünkü o yıllarda hayatta olmayan bir kardeşiniz olarak, aklıma geldikçe üzülüyorum. Belki de o yıllarda oradan nasiplenmiş insanların, şuan ki konumlarını, bilgi-birikimlerini, ahlaklarını, kulluk bilinçlerini, tasavvuf hayatlarını görerek kıskanıyorum, imreniyorum. Ama nasibimiz yokmuş napalım. Dünya gözüyle göremedik, bari rüyamızda görelim bazı şeyleri diyoruz ama o da olmuyor. Kendi kendime demek ki layık değiliz diyorum.

Ülkemizin son 50 yılına her alanda damgasını vurmuş, gönüller sultanı merhum Hocaefendimizi, bugün ikindiden sonra Süleymaniye Camisi’nin bahçesindeki kabirleri başında, akşam namazına müteakip ise İskenderpaşa Cami’nde çeşitli etkinliklerle yad ediyoruz. Sevenlerini veya kendisinden bu zamana kadar haberi olmamış ama merak edip de öğrenmek isteyen ağabeylerimi, kardeşlerimi bekliyorum. Allah bizleri yollarından ayırmasın. Saygılarımla…

Hocaefendilerin fotoğrafı

İskenderpaşa Cami – Arkada merhum Mehmed Zahid Kotku Hocaefendi, önde irşad görevini bıraktığı merhum Mahmud Esad Coşan Hocaefendi

NOT; Yapım aşamasında olan www.gorunmeyenuniversite.com sitesine de bu vesileyle bakabilirsiniz

 

taahaayasa@hotmail.com

Bu yazı toplam 2786 defa okunmuştur
GoogleGoogle YahooYahoo FacebookFacebook DiggDigg Del.icio.usDel.icio.us
RedditReddit TwitterTwitter friendfeedfriendfeed myspacemyspace bloggerblogger
tebrik
mehmet akif karayel
sayın habername.com yönetici ve üyeleri, halit taha yaşa isimli yazarınızı çok beğeniyor ve takip ediyorum. maşallah, yazıları günden güne daha bir güzelleşiyor. kendisine teşekkür ederiz.
28 Ocak 2010 Perşembe 11:02
mzk (k.s)
elif
Vefat tarihi olan 13 Kasım 1980 tarihli takvim yapraklarında tevâfukan çok mânidar ibareler yer alıyordu. Meselâ bunların birindeki şu parça ne kadar şâyân-ı taaccübdür: Arkamdan Ağlama Öldüğüm gün tabutum yürüyünce Bende bu dünya derdi var sanma! Bana ağlama, "Yazık, yazık!" "Vah, vah!" deme! Şeytanın tuzağına düşersen vah vahın sırası o zamandır. Yazık yazık asıl o zaman denir. Cenâzemi gördüğün zaman "Elfirak, elfirak!" deme! Benim buluşmam asıl o zamandır. Beni mezara koyunca elvedâ demeğe kalkışma! Mezar cennet topluluğunun perdesidir. Mezar hapis görünür amma, Aslında canın hapisten kurtuluşudur. Batmayı gördün ya, doğmayı da seyret! Güneşle aya batmadan ne ziyan gelir ki? Sana batma görünür amma Aslında o doğmadır, parlamadır. Yere hangi tohum ekildi de yetişmedi? Neden insan tohumu için Bitmeyecek, yetişmeyecek zannına düşüyorsun? Hangi kova suya salında da dolu olarak çekilmedi? Can Yusuf'un kuyuya düşünce niye ağlarsın? Bu tarafta ağzını yumdun m
19 Ocak 2010 Salı 19:34
YAZARIN ÖNCEKİ YAZILARI

Yazarlar

Ötelerden Mektuplar

Alıntı Yazılar