Ahmet Davutoğlu tarihi biliyor!

Ahmet Davutoğlu tarihi biliyor!

Erhan Afyoncu, haritaların Osmanlı’nın sınırlarını göstermekte aciz kaldığını söyledi ve…

Önceki yıllarda Sultanahmet’te gerçekleştirilen kitap fuarı bu Ramazan’da Beyazıt Meydanı’nda tüm verimliliğiyle devam ediyor. İstanbul’un ve Türkiye’nin dört bir yanından gelen ziyaretçiler, Beyazıt’ta birçok yayınevini bir arada bulma imkânı buluyor. Kitapları sevenler ve onlardan vazgeçemeyenler için burası adeta sevgiliyle buluşma yeri.

Yayınevleri okuyucuları yalnızca kitaplarla buluşturmuyor, aynı zamanda yazarlarıyla da bir araya getiriyor. İşte bu yazarlardan biri geçen gün söyleşisine katıldığımız tarihçi Erhan Afyoncu’ydu. Kitap fuarının hemen yanı başındaki çadırdan salonda tarihçi-yazar Erhan Afyoncu’yla Osmanlı hakkında söyleştik. Tarih şuurumuzu tazelemek adına oldukça verimli geçen bu söyleşiden bana kalanları sizlerle paylaşmayı faydalı buluyorum.

Erhan Afyoncu, Osmanlı’nın Afrika ve Avrupa politikasından dünya tarihinde bıraktığı ize kadar birçok konuya değindi. Bu değerlendirmelerin ışığında haşmetli babanın oğlu Türkiye’nin durumunu da ele almayı ihmal etmedi.

Osmanlı Balkanlar’da nasıl bir siyaset izlemişti?

Osmanlı Devleti, Balkanlarda uyguladığı istimalet (iskan) politikasıyla halkı yanına çekmiştir. Fethedilen bölgelerde Türk nüfusunu artırarak oradaki halkla kaynaşmalarını sağlamıştır. Yerleşilen bölgelerdeki halkın üstündeki yükü hafifletmiştir. Bu sayede halk feodal angaryalardan kurtulmuştur. Şöyle ki; derebeyler zamanında Sırbistan’da halk haftada iki gün derebeyine hizmet ederdi. Osmanlı’da ise bu, senede üç-dört günle sınırlıydı. Bu şekilde halka yaklaştığınızda –o dönemde milliyetçilik de olmadığı için- halk sizi kabul ediyor.

Osmanlı’nın Balkanlar’da ilerlediği bölgelerde Venedik ve Macaristan halka Katolikliği dayatmıştır. Osmanlı ise Müslümanlığı hiçbir zaman dayatmamıştır. Ve şu bir gerçektir ki mezhep değiştirmek din değiştirmekten çok daha zordur. Böyle olunca Ortodoks kiliseleri Osmanlı’yı tercih etmişlerdir. Osmanlı bu kiliselere dokunmamıştır. Sadece en büyük kiliseyi cami yapmış, diğerlerini serbest bırakmıştır. Bu kiliselerin papazlarına da muafiyet vermiştir.

Papaz neden on bir padişaha teşekkür etti?

Bunları anlattıktan sonra Afyoncu, geçen günlerde Sümela Manastırı’nda gerçekleştirilen ayine de değindi. Hatırlarsanız ayini yöneten patrik, on bir Osmanlı padişahına şükranlarını sunmuştu. Bu on bir padişahı diğer padişahlardan ayıran özellik bu manastıra kendi dönemlerinde muafiyet vermiş olmalarıydı.

Balkanlar politikasına yeniden dönecek olursak Osmanlı Devleti, fethettiği ülkelerdeki askerî gruplara da din değiştirmeden Osmanlı ordusunda görev yapma imkanı veriyordu. Yani Balkanlarda Osmanlı’ya karşı çıkan tek güç hanedan oluyordu. Osmanlı Devleti milliyetçilik de olmadığı için hanedanı ortadan kaldırdığı zaman o ülkeye uzun süre hâkim olabiliyordu. Batı Avrupa devletleri Osmanlı’nın bu şekilde ele geçirdiği doğu Avrupa devletlerini Osmanlı’ya karşı birçok kez isyana teşvik etmişse de başarılı olamamıştır. Çünkü milli kimliğin oluşmadığı dönemlerde Osmanlı onların işine geliyordu.

Haritalar bile Osmanlı’nın sınırlarını gösteremiyor

Bugün Kuzey Afrika’ya baktığımızda Tunus, Fas, Cezayir vd. hepsi müslümandır. Bu ülkeler müslüman olmalarını tamamen Osmanlı’nın bu coğrafyada izlediği siyasete borçludur. Çünkü o dönemde Osmanlı’yla birlikte İspanyollar ve Portekizliler de Afrika’da nüfuz mücadelesine girmişlerdi ve Osmanlı oraları fethetmeseydi hristiyanlaşacaklardı. Bunun örneği tarihte Endülüs’tür. Endülüs, hristiyanlar tarafından işgal edilince tamamen hristiyanlaştırılmıştır. İşte böyle bir tehlikeyle karşı karşıya kalan Kuzey, orta ve doğu Afrika Barbaros kardeşlerle birlikte müslümanlaşmıştır.

Osmanlı haritalarına bakacak olursak Yemen ve Habeşistan Osmanlı sınırları içerisinde yer almaz. Oysa Osmanlı devleti sonuna kadar buralara asker sevketmiştir. Yine Kongo, Afrika’nın ortasında bir ülkedir. Yani fiilen Osmanlı sınırlarında değildir. Buna rağmen bir dönem İngiltere’yle “Kongo senindir-benimdir” tartışması yaşanmıştır. Osmanlı buralara fiilen hakim olamamış olsa da buralar Osmanlı’nın nüfuz bölgesidir. Yani bugün baktığımız haritalar bile Osmanlı’nın sınırlarını tam manasıyla göstermiyor.

Katoliklere karşı Protestanlık desteklenmiştir

Bu dönemde yine Avrupa’da Protestanlık gelişme göstermiştir. Osmanlı, katoliklere karşı Protestanlığı desteklemiş ve onlara Osmanlı topraklarında kalma izni vermiştir. Katoliklere vurulan her darbe Protestanlığı kuvvetlendirmiş ve yayılmasını hızlandırmıştır. Yani o dönemde izlenen siyaset bugünkü dünyanın ana hatlarını şekillendirmiştir.

Dünya tarihinde kalıcı iz bırakan iki büyük devlet var

Erhan Afyoncu’ya göre dünya üzerinde iki büyük devlet var. Bunlardan biri Roma, ikincisi ise Osmanlı. Tarihimizde gelmiş geçmiş birçok büyük devlet olsa da gerçek manada tarihe iz bırakan ve dünyayı şekillendiren yalnız bu ikisi. Mesela İngiltere, çok büyük bir imparatorluktur ama hâkim olduğu bölgeler kızılderililerin, pigmelerin yaşadığı yerler. Avrupa’da İngiltere’nin hâkim olduğu tek bölge Belçika’da Kale bölgesi. Dünyanın coğrafyasını asıl yönlendiren bölgeler ise Avrupa ve Ortadoğu bölgeleridir. Bu bölgelere hâkim olan iki büyük güç vardır: Biri Roma, diğeri Osmanlı. Avrupa Birliği’nin de Roma’nın yeniden ihya edilmesi projesi olduğunu söyledikten sonra, “Bakalım bunda başarılı olabilecekler mi?” diye soruyor Afyoncu. “Amerika’nın da bir üçüncü devlet olarak gösterilip gösterilmeyeceği kalıcı olabilmesine bağlı, bunu da tarih gösterecek” diyor. Bu sözlerden sonra ben de içimden, “tarih bize Amerika’nın bir üçüncü devlet olduğunu göstermesin” diyorum.

Haşmetli bir babanın oğlu: Türkiye

Osmanlı’yı ele aldıktan sonra Türkiye’nin durumunu okumayı da ihmal etmiyor Afyoncu. Şöyle ki: Emperyalist devletler tarihte Arapları bize, bizi de Araplara düşman etmişlerdir. Onlara, “Türkler sizi sömürdüler” demişler; bize de, “Araplar sizi arkadan vurdu” demişlerdir. Bizi arkadan vuran Araplar olmakla birlikte ondan çok daha fazla Osmanlı’nın yanında savaşan Arap aşireti vardır. Dolayısıyla bunu bu şekilde ele almak gerekiyor.

Erhan Afyoncu’ya göre Türkiye’nin bu sınırlar içerisinde sorunlarını çözmesi mümkün değil. Çünkü etrafımızdaki devletler ve sınırlarımız tamamen suni. Ürdün, Irak ve Suriye gibi devletler tamamen sonradan kurulmuş devletlerdir. Aslında bunların tek bir devlet olması lazımdır.

Tarihi bildiği için

Batı için en büyük problem şudur: Eğer Türkiye iç sorunlarını çözerse ve biraz kendine gelirse bütün Ortadoğu’ya ve Balkanlar’a hâkim olur. Tabii bu siyasî olarak, sınırlarımıza katmak olarak değil. Bunun için hiçbir zaman rahat bırakılmayacağız.

Bu açıdan dış işlerinin şu anda izlediği ‘komşularla sıfır sorun’ siyasetini oldukça yerinde buluyor Afyoncu. Bunu da dış İşleri bakanı Ahmet Davutoğlu’nun tarih bilmesine bağlıyor. “Ahmet Bey, geniş tarih bilgisine sahip biridir” diyor.

Türkiye’nin şu anki durumunu Selçuklular’ın son dönemine benzetiyor Afyoncu. Yani 13. yy’daki karışık dönem. O zamanlar Anadolu’da Moğol istilası vardı, büyük tartışmalar vardı ama büyük insanlar da yetişmişti; Mevlânâ, Hacı Bektaş-ı Veli gibi. Bu sıkıntılı döneme rağmen Selçuklular Osmanlı’yı çıkarabilmişlerdi. Burada asıl mesele budur: Türkiye kendisini ileriye götürebilecek o büyük yapıyı kurabilecek mi?

 

Selim Tiryakiol- dunyabizim

Etiketler :