'Balkanlar'da yeni Osmanlı hegemonyası'

'Balkanlar'da yeni Osmanlı hegemonyası'

Ahmet Davutoğlu'nun enerji diplomasisi sayesinde Müslüman halklar, Türkiye'yi hemen hemen ana vatan olarak tanıma noktasına kadar geldiler.

Yunanistan'da neşredilen Kosmos tu Ependiti gazetesinin 25 Eylül 2010 tarihli sayısında, Stavros Ligeros imzasıyla yayımlanan yorumun çevirisinde şunlara yer verildi;

Geçmiş yıllarda Yunanistan'ın Balkanlar'daki hegemon rolüne itiraz edenler çok azdı. Bir yandan bölgede ağır basan ekonomik varlığı diğer taraftan da ABD'nin bu rolü Atina'ya vermesi belirli bir durum yaratmıştı. Yunanistan'a karşı pek de dostane duygular beslemeyen ülkeler dahi, "en azından" uymak zorunda kalmıştı.

Bu imaj son zamanlarda çok değişti. Yunanistan'daki ekonomik kriz, güçlü komşu portresinin indirilmesine neden oldu, başka ülkelerin diplomatik oyunlarına yer açtı ve geleneksel önyargıların yüzeye çıkmasına izin verdi. Erdoğan hükûmetinin yeni Osmanlı diplomasisi, bu önyargıları dolaylı bir şekilde Yunan etkisinin gücünü azaltmak, Türk etkisini güçlendirmek ve genişletmek yönünde kullandı.

Ahmet Davutoğlu'nun enerji diplomasisi sayesinde Müslüman halklar, Türkiye'yi hemen hemen ana vatan olarak tanıma noktasına kadar geldiler. Bosna, Türk arabasına tam olarak bağlanmış durumda. Bosnalı Sırplar Ankara'yı ülkenin iç konularına müdahale etmekle suçlamaya başladılar.

Kılavuz İslam

Arnavutluk ile Kosova'da, "Türk-Arnavutluk" fenomeni yeniden alevlendi. Priştina havaalanının yeniden inşası ve yönetimi Türk şirketine verildi. Ankara ile imtiyazlı ilişkiler, Kosovalı Arnavut Başkanın Kıbrıs'ın işgal kesimini ziyareti ve 1974 Kıbrıs işgali yıl dönümü etkinliklerine katılımıyla teyit edildi.

Dünya Basketbol Şampiyonası'nda, Türkiye'nin Sırbistan'a karşı zaferini Arnavutların kendi zaferleriymiş gibi kutlaması bu yönde bir belirtidir. Hatta Mitroviça'da kanlı sürtüşmeler ve olaylar yaşandı. Aynı zaferi güneybatı Sırbistan'ın Novi Pazar şehrinde binlerce Arnavut ellerinde Türk bayraklarıyla ve "Burası Türkiye" diye bağırarak kutladılar.

Siyasi sistemde önemli rolü olan büyük Müslüman azınlık nedeniyle Bulgaristan, hemen hemen bir Finlandiyalılaşmaya doğru gidiyor. Yunanistan ile isim konusundaki sürtüşmesi nedeniyle EYCM de Türkiye'nin kucağına düşmüş durumda.

"Babacık"

Ankara sadece Müslüman toplumlara koruma sağlamıyor. Üsküp ve Tiran'daki hükûmetler gibi hükûmetlere de koruma sağlıyor. Elbette barış ve istikrar yanlısı konuşmalar yapıyor fakat hegemon tutumu açıkça belli oluyor. Bunun iyi bir örneğini Davutoğlu'nun "Türkiye'nin, Balkanlar'da güvenliğin, barışın ve istikrarın sağlanması yönünde gerekli her önlemi alacağına" dair açıklaması oluşturuyor.Batı yanlısı Sırbistan hükûmeti dahi Ankara'nın bölgede rolü olduğunu kabul etmiş durumda. Hatta Ahmet Davutoğlu, Türkiye'nin Balkanlar'da rolünü sabitleştirmek amacıyla Belgrad ile Priştina arasında ara bulucu rolü oynamayı önerdi.

Resmî Türk etkisinin Yunan etkisiyle bir ilgisi olmamasına rağmen birincisinin artması, ikincisinin azalması demektir. Bunun bir örneği de Arnavutluk. Türkiye, Arnavutluk sahillerinde üslere sahip oldu ve bir deniz kuşatması yaratma çabası çerçevesinde Yunanistan'ın batısında tatbikatlarla bunların açılışını kutladı.

Aynı zamanda Türkiye'nin perde arkası müdahalesiyle Arnavutluk Anayasa Mahkemesi, Adriyatik Denizi'ndeki deniz bölgeleri sınırlarının çizilmesiyle ilgili olarak Yunanistan ile Arnavutluk arasındaki anlaşmayı iptal etti. Uluslararası Deniz Hukuku temelindeki söz konusu anlaşma, hem Ege'de hem Doğu Akdeniz'de buna benzer konularla ilgili Yunan tezleri açısından olumlu bir içtihat oluşturuyordu.

Büyük Arnavutluk

Bunlar yetmiyormuş gibi Yunan aleyhtarı ortam gittikçe yoğunlaşıyor. Bu olumsuz ortam, doğmuş olduğu Himarra'da sadece Yunanca konuştuğu için 37 yaşındaki Aristotelis Gumas adlı Kuzey Epirlinin öldürülmesine yol açtı. Başbakan Sali Berişa olayı kınadı fakat

Arnavut medyasının büyük bir bölümü dolaylı olarak cinayeti işleyenleri destekledi. Bu kişilerden sadece birisi hâlâ tutuklu ve diğerleri yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Bazı Arnavut politikacılar için Yunanistan aleyhtarı bir ortam üretmek popülerlik sağlıyor.

Batının mutabakatı ve kayıtsız şartsız desteğiyle Kosova'nın bağımsızlığı, Büyük Arnavutluk vizyonunun gerçekleşmesi yönünde iştahları kabarttı. Bu çerçevede EYCM Arnavutları, Slav-Makedon çoğunluğa baskı uygulayarak bir nevi kantonlaşma talep ediyor, Çameryalı Arnavutlar etkinlikleriyle Yunan Epirine doğru genişleme konusunu gündemde tutuyorlar.

Aristotelis Gumas'ın öldürülmesi ve Yunan aleyhtarlığının yoğunlaşması Yunan Başbakanın sert bir dil kullanmasına ve Atina'nın Arnavutluk'un AB yolunu engelleme olasılığına dair bir imada bulunmasına neden oldu. AB'nin gelecek ay, AB ülkelerini ziyaret

eden Arnavutlar için vizenin kaldırılıp kaldırılmayacağı konusunu görüşeceğinin bilinmesine rağmen Arnavutluk şimdilik tutumunu değiştirmiyor.

Avrupa Birliği

Atina'nın Balkan politikası, genel olarak sorunludur. 2014 yılına kadar Batı Balkan ülkelerinin (Hırvatistan, Arnavutluk, Sırbistan, Karadağ, Bosna ve Kosova) AB'ye üye olması hedefi daha çok bir slogan şeklindedir ve bir temeli yoktur. Birinci Dünya Savaşı'nın başlangıcının 100. yıl dönümü elbette bir dönüm noktası olabilir fakat aslında bu tür bir genişleme bu kadar kısa bir zamanda mümkün değil.

- Birincisi, bu ülkeler genelde üyelik kriterlerini yerine getirmiş olmaktan çok uzak.

- İkincisi, bölgede hâlâ çözüm bekleyen sorunlar var ve yakında çözümleneceklerine dair hiçbir belirti yok.

- Üçüncüsü, AB bir krizin içinde ve yeni bir genişlemenin sorunlarıyla uğraşmak niyetinde değil.

Yunanistan, bölgedeki ülkeleri AB yolunda ilerletecek lider güç olarak rol oynamaya çalışıyor. Ülke ekonomisindeki kriz ve bu bağlamda da ülke gücünün azalması, bu yöndeki çabaları yok ediyor. Ne Avrupalı ortaklar ne de Balkanlı komşular, Atina'nın bu tür bir rol oynadığını kabul ediyor. Meydana gelen boşluğu Ankara kapatmaya özen gösterdi. Ahmet Davutoğlu, Balkanlar'a Avrupa satamaz fakat siyasi ve ekonomik açıdan güçlü bölgedeki dengeleri kararlı bir şekilde etkileyen bir Türkiye ile ilgili yeni Osmanlılık vizyonunu satabilir.

Kosova

Yorgos Papandreu'nun, ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden ile görüşmesinden, ABD'nin Atina'ya sadece EYCM'nin ismi sorununun çözülmesi yönünde baskı uygulamadığı ancak Kosova'nın bağımsızlığını tanımasına dair de baskı yaptığı anlaşılmaktadır. Uluslararası Lahey Adalet Divanının 22 Temmuz 2010 tarihli kararıyla Kosova'nın tek taraflı bağımsızlık ilanını uluslararası hukuka uygun olarak nitelendirdiğini unutmamak gerekir.

ABD'nin Yunanistan üzerindeki baskısı, Sırp hükûmetinin geri adım attığı bir dönemde ortaya çıktı. Uluslararası mahkemenin "düşmanca" kararının ardından, Belgrad'ın, Kosova'nın bağımsızlığı konusunu BM Genel Kurul toplantısına getirme kararı almış olduğu hatırlatılmalı.

Avrupalılar, Belgrad'ın Kosova'nın bağımsızlığının protesto edilmesi karar tasarısı üzerinde ısrar etmesi durumunda, AB kapısının Sırbistan'a kapanacağı yönünde açıkça tehditte bulundular. Tam aksine, Sırbistan'ın geri adım atması durumunda ülkenin AB üyeliği sürecine ivme kazandırılacak. Tadiç hükûmeti, hemen arkasına hiç bakmadan gerilemeye başladı ve karar tasarısını siyasi açıdan iyice kısıtladı.

Yunanistan, Kıbrıs, İspanya, Romanya ve Slovakya, Kosova'nın bağımsızlığını tanımayan AB ülkeleridir. Aslında Atina, dolaylı tanıma yönünde adımlar attı. Dimitris Druças'ın bu yaz Priştine'ye yaptığı ziyaret bu yönde bir adımdı.

Domino Korkusu

Uluslararası mahkemenin son kararına rağmen Kosova'nın bağımsızlığıyla uluslararası yasallığın ihlâl edildiğine şüphe yoktur. Birçok ülke, tek taraflı bir parçalanmanın ve bağımsızlığın tanınmasının olumsuz etkilerine itiraz etti, Kosova konusunun içtihat oluşturacağını savundu.

Bu ülkelerin çoğunda toplu olarak yaşayan azınlıklar var bu nedenle Kosova'nın tanınmasıyla çok tehlikeli bir yolun açılmasından korkuyorlar. Bu korkuların aşılması amacıyla Washington erkenden, Kosova'nın özel bir durumu olduğu ve içtihat oluşturmayacağına dair bir bahane sundu ancak bu tür güvencelerin orta vadede siyasi karşılıkları yoktur.

Washington ve büyük ortakların baskısı altında Avrupa ortak bir tez üzerinde anlaşma sağlayamamasına rağmen "27"ler Kosova'ya yargıçların ve polislerin gönderilmesi konusunda anlaştı. Bu görev, dolaylı da olsa aslında net bir şekilde bağımsızlığı yasallaştırıyor.

Öyle bir noktaya ulaşıldı ki artık en istikrarlı çözüm Kosova'nın ikiye bölünmesi. Bu çözümü elbette sadece Kosovalı Arnavutlar değil Batılılar da reddediyor. Okyanus ötesi görüşleri yansıtan Avrupalı bir sivil toplum örgütünün önerisi küçük bir farklılık yarattı. Söz konusu öneriye göre Sırbistan, Kosova'nın bağımsızlığını tanımaya zorlanmayacak fakat BM ile diğer uluslararası organizasyonlara üye olmasına izin verecek. Öte yandan, Priştine İbar Nehri'nin güneyindeki Kosova topraklarını yasallaştıracak ve Sırplara Kuzey Kosova'da, nasıl olsa kontrolü altında olmayan ve olmayacak küçük bir bölgeyi verecek.

BYEGM
 

Etiketler :