"Ben de 27 Mayıs mağduruyum"

"Ben de 27 Mayıs mağduruyum"

27 Mayıs 1960 ihtilalinde amcası Yassıada'da idama mahkum edilen eski Başbakan Mesut Yılmaz, ailesinin darbe döneminde yaşadıklarını ve kendisinin siyasete giriş öyküsünü anlattı.

Eski Devlet Bakanı Yusuf İzzet Akçal'ın yeğeni olan Yılmaz, o günlerde yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

"Biz aile olarak 27 Mayıs'ın mağdurlarından olan bir aileyiz. Amcam bir seneden az bir süre devlet bakanlığı yaptı ve Yassıada'da idama mahkum oldu. 7-8 sene tutuklu bulundu. O sürede büyük sıkıntı yaşadık. Bu bende ister istemez kalıcı izler bıraktı. Amcam örnek aldığım, siyasete girmeme verisle olan müstesna bir insandı. Bunun kötü muameleye mağruz kalması, adil olmayan yargılama sonunda mahkum olması beni çok rencide etmişti. Yassıada duruşmaları sırasında ortaokula başlamıştım. Babandan, amcamın avukatlığını üstlenmiş kızı ve oğlundan devamlı bilgi alıyordum. Yassıada'da ve harp okulunda devlete büyük hizmetler yapmış insaların kötü muamlaeye hatta zaman zaman aşağılık davranışlara mağruz kalması çocuk zihnimde derin izler bıraktı.

Aslında bu olaylar yaşanmadan önce amcamla yakın ilişkimiz içinde siyasete girmeyi benimsemiştim. İlkokulda siyasal bilgileri girmeyi hedeflemiştim. 27 Mayıs'ın üzerinden 50 sene geçti, yarım asırdır. 50 senede en gizli arşivler bile açılır. Maalesef Türkiye'de 50 yıla rağmen 27 Mayıs olayına hala mağdurlar ve sorumlular olarak yaklaşılıyor. Bu olayı doğru analiz etmek için çaba gösterilmiyor.

 

Olayın bütün detaylarıyla tarihçi titizliğiyle ortaya çıkarılmasını kastetmiyorum. Bu olaydan doğru ders çıkarmamız lazım. Günlük olayları bile kutuplaşma vesilesi yapıyoruz. 50 sene sonra bizden beklenen olayın tarafsız bir değerlendirmesini yapmaktır, bu özeleştiri yapmayı da gerekli kılar.

 

27 Mayıs hadisesini ne hukuken ne de siyaseten savunamayız. Demokrasi bizim kültürümüzün, tarihimiz bir ürünü değildir. Bunu evrim geçirerek üreten Batı'dan Türkiye'ye adapte ettik. Bizim gibi uzun süre monarşi ile yönetilen ülkelerde demokrasinin karşılaşabileceği en önemli sorun iktidarın sınırlandırılmasında yaşanır.

 

1924 Anayasası'nı 1982 Anayasası'nın alternatifi olarak önermek yaşananları anlamamak değildir. Türkiye'nin sorunu yönmetimin güçlendirilmesi sorunu değil temsilde adalet sorunudur. Türkiye'de yüzde 30 oy alan bir parti bile tek başına anayasayı değiştirmeye yetecek sandalye sayısına ulaşması mümkündür. İhtilali, ihtilalcileri savunmak mümkün değildir. Türkiye'de her zaman askeri cuntalar olmuştur ama onları harekete geçiren ise iktidarın meşrutiyetini kaybettiği fikrinin yaygınlaşmasıdır."

Etiketler :