Bu toprakların ‘Yedi Güzel Adam’ı

Bu toprakların ‘Yedi Güzel Adam’ı

Yedi Güzel Adam’ın amacının, Cumhuriyet döneminde yaşanan yabancılaşma akımına karşı çıkmak olduğunu ifade eden Prof. Dr. Nazif Gürdoğan, “Onlar Türkiye’nin geleceğini hiçbir zaman Moskova’da Washington’da, Paris’te aramadı. "

Bir dönemin edebiyata damgasını vuran önemli isimlerinden Cahit Zarifoğlu, Rasim ve Alaaddin Özdenören, Nuri Pakdil, Erdem Beyazıt, Akif İnan ve Sezai Karakoç Yedi Güzel Adam olarak anılıyor. Edebiyatımızın bu önemli isimlerinin hayatının anlatıldığı televizyon dizisi izleyicilerin oldukça beğenisini kazandı. Şiirleri hala dilden dile dolaşan usta kalemlerin Mavera adı altında bir arada toplandığı ve derginin kurucuları arasında yer alan Maltepe Üniversitesi Dekanı Prof. Dr. Nazif Gürdoğan’la  Yedi güzel adamı ve Mavera Dergisi’ni konuştuk.

EDEBİYAT MEDENİYET İÇİNDİR

Yedi güzel adamla yürüdüğünüz yolda edebiyatla iç içeydiniz.  Bize yedi güzel adamın edebiyata bakış açısını anlatır mısınız?

Bizim kültür ve medeniyetimizde edebiyatın ayrı bir yeri vardır. Edebiyatlar medeniyetlerin şarkılarıdır. Edebiyatsız medeniyet, medeniyetsiz edebiyat olmaz. Bu yüzden bizim kuşağımız ve bizden öncekiler;  Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Yahya Kemal, Mehmet Akif ve Mavera Dergisi’nin kurucu ve yazarları edebiyatı medeniyet için bilmişlerdir. Yahya Kemal geçmişi bugüne taşıyan şairimizdir. Sezai Karakoç’un deyişiyle; “ bozgunda bir fetih düşü gibidir.” Mehmet Akif şiiri edebiyata, edebiyatı şiire taşıyan şairimizdir yani hayatı şiire, şiiri hayata taşımıştır. Necip Fazıl yarının Türkiye’sini ele alan bir üstattır. Sezai Karakoç ise medeniyetin şairidir. O da medeniyetimizin, edebiyatımızın öncülüğünü yapmıştır. Bu bağlamda baktığımız zaman 20. yüzyılımızı bir edebiyat yüzyılı olarak görmek mümkün.

Mavera Dergisi’ni birlikte çıkaran ve onları yakından tanıyan biri olarak ‘Yedi Güzel Adam’ı ve Mavera yolculuğunu sizden dinleyebilir miyiz?

Türk edebiyatının yedi güzel adamı kimlerdir dersek; Mehmet Akif Türk Edebiyatı’nın yedi güzel adamından biridir. Yahya Kemal,  Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Akif İnan, Rasim ve Alaaddin Özdenören’de Türk Edebiyatı’nın yedi güzel insanlarındandır. Mavera Dergisi Büyük Doğu ve Diriliş dergilerinden ayrı bir yerdedir. Büyük Doğu’nun bir kurucusu vardır ve bu kişi Necip Fazıl’dır. Orada Çetin Altan, Oktay Akbal ve Sait Faik’e kadar Büyük Doğu Dergisi’nde herkes yazı yazmıştır ama Büyük Doğu Dergisi dediğimiz zaman akla kurucusu ve öncüsü Necip Fazıl, Diriliş Dergisi denince de akla Sezai Karakoç gelir ama Mavera Dergisi denince akla yedi şair birden gelir. Nerede birinin adı geçerse yedi kurucusunun da adı geçer.  Mavera’nın kurucuları şiirde, düşüncede, eylemde, sanatta, edebiyatta çok etkili olmuşlardır. Mavera adeta bir üniversite olmuş ve bir döneme damga vurmuştur.

EDEBİYATI İMAN İÇİN BİLMEK

Derginin kendine has bir manifestosu var mıydı?

Derginin manifestosu olarak Rasim Özdenören bir mektup hazırladı. Orada vurgulanan şuydu; biz edebiyatı medeniyet ve iman için biliriz. Bizim şiirde hikâye de, roman da, deneme de amacımız güzelliği aramaktır. Necip Fazıl, “edebiyat, şiir, sanat, mutlak gerçeği; yani Allah’ı aramaktır” der. Mavera’da Necip Fazıl’ın bu tanımını kendisine rehber olarak alan bir dergi oldu. Hiçbir zaman başkalarının kusur ve eksikleriyle ilgilenilmedi, polemiğe yer verilmedi. Biz kendi doğrularımızı söyledik.  Derginin amacı; Anadolu insanının sanatını, kültürünü anlatmak ve Cumhuriyet döneminde yaşanan yabancılaşma akımına karşı çıkıp yerli kültürü; Yunus’u, Mevlana’yı, Hacı Bayram ve Hacı Bektaş’ı anlamak ve anlatmak oldu. Hiçbir zaman Türkiye’nin geleceğini Moskova’da Washington’da, Paris’te aramadı. Memleketin geleceğini Anadolu’da aradı.

 

Türkiye’de edebiyat şu an ne durumda? Kalite mi yoksa popülarite mi önde?

Türkiye’de edebiyat çok geniş bir alana yansımamakla beraber önemini koruyor. Türkiye’de her alanda büyük şairlerimizin izlerini görüyoruz. Artık televizyonlarda da önemli belgeseller yapılıyor. Yakın bir dönemde Nuri Pakdil’in mektupları yayınlandı. O mektuplarda da açıkça görüldüğü gibi onlar bir dönemi kucaklayan ve bugünün alt yapısını hazırlayan çalışmalardır. Nuri Pakdil romana çok önem verir geniş kitlelere ulaşmanın en önemli yolu olduğunu ifade ederdi.  “Dostoyevski’yi okumayana ehliyet bile verilmemeli, biz roman okumayanın düşmanıyız” derdi.

HERKESİN BİR OKUMA KOTASI OLMALI

“Kırk kitap okunmadan bir kitap yazılmaz” sözünüzden yola çıkarsak Türkiye’deki kitap okunma ve yazılma oranlarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Fetih Gemuhluoğlu, “oku emri var, yaz emri yok” derdi. Cahit Zarifoğlu yurt dışına giden herkese defter, kalem hediye ederdi ve “senin orada gördüklerin çok önemli değil ama senin oraya ait üniversitelerde, sokaklarda, caddelerde gördüklerin Türkiye’deki insanlar için önemli, mutlaka yaz” derdi.  Nuri Pakdil,  “okumak ciddi bir iştir, kitap okurken mutlaka takım elbise giyerek, masanın başında okumak gerekir. Çizilmemiş ve not düşülmemiş kitap okunmamış demektir” derdi.  Herkesin bir okuma kotası olmalı. Yemek yemeği nasıl ihmal etmiyorsak okumayı da aynı oranda ihmal etmemeliyiz.  Zira yeni dünya da kültürler öne çıkıyor.  Artık ordular ve devletler değil, kültür ve medeniyet savaşıyor. Savaş alanlarının yerine kültür alanları ve üniversiteler geçti. Bu bağlamda edebiyat ve sanatçılar yeni dünyanın misyonerleridir.

TRT de yayınlanan Yedi Güzel Adam dizisi hakkında görüşleriniz nelerdir?  Dizi Yedi Güzel Adam’ın hayatına gerçek bir perspektiften yaklaşıyor mu?

Yedi Güzel Adam Dizisi birebir gerçeği yansıtmıyor. Arkadaşlar dizinin izlenebilirliğini artırmak için ilaveler yaparak dramatik unsurlar eklemişler. Bununla birlikte bazı eklemeler yapılmasaydı bu kadar ilgi görüp sevilmeyebilirdi. Orada şairlerimizin fikirlerinin yansımalarını görüyorum. Düşüncelerin geniş kitlelere yayılmasında sosyal medyanın önemli bir payı var.

BÜYÜK BİR DOSTLUĞUN HİKÂYESİ

Yedi güzel adamı döneminin diğer şairlerinden farklı kılan özelliği nedir?

Her edebiyat hareketinin ardında mutlaka büyük dostluklar vardır. Yedi güzel adamın arasında da kırk yıllık dostluk vardır.  Cahit Zarifoğlu,  Rasim Özdenören, Alaaddin Özdenören ve Erdem Beyazıt ilkokuldan liseye kadar aynı okulda okumuşlardır. Akif İnan Urfa’dan Maraş Lisesi’ne gelmiş olup Sezai Karakoç MaraşLlisesini yatılı okumuştur. Aralarında çocukluktan gelen büyük bir dostluk vardı.

 

Cahit Zarifoğlu’nun okuyuculara yazdığı cevaplar Mavera Dergisi’nin öne çıkan en önemli  noktalarından biri. Bu mektuplardan bize bahseder misiniz?

Cahit Zarifoğlu yazmayı çok severdi. Bir günde onlarca mektup yazar Avusturalya’dan  Amerika’ya kadar dünyayı harekete geçirirdi. O günlerde elbette sosyal medya canlı değildi, buna rağmen Zarifoğlu mektupla ve telefonla insanları teşvik etmesini bilirdi. Onun okuyucularla Mavera Dergisi’ndeki yazışmaları efsanedir. Bu yazışmalar derginin son sayfalarındaydı. Bu yüzden adı; sondan okunmaya başlayan dergiye çıkmıştı. Mustafa İslamoğlu’ndan Prof. Fatih Andı’ya kadar yüzlerce tanınmış şahsiyetin mektubuna Mavera’da cevap yazılmıştır.

*Rasim Özdenören, “Biz yazalım. Yazılan kalır ve er ya da geç muhatabını bulur” derdi. Bu sözden yola çıkarsak Mevlana ve Yunus eser yazmasalardı isimleri bugüne ulaşmazdı.

*Fatih Sultan Üniversitesi’nde bir yeni Türk Edebiyatı merkezi kurma çalışması yapılıyor. Yedi güzel adamla ilgili tüm kişisel eşyaları toplanarak bir müze oluşturulacak. Bu şair ve yazarlarla alakalı yapılmış doktora tezleri, belgesel ve röportaj toparlanarak müzeye dahil edilecek.

 

Söyleşi: Milat / Özlem DOĞAN

Etiketler :
HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.