Kimliklerimiz ve haklarımız...

Kimliklerimiz ve haklarımız...

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Kahramanmaraş’ta teşkilatını kurdu ve ilk etkinlik olarak bir salon programı gerçekleştirdi.

“Kimliğimiz ve haklarımız” konusunda özgün bir yaklaşım

 

Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Kahramanmaraş’ta teşkilatını kurdu ve ilk etkinlik olarak bir salon programı gerçekleştirdi. Programa konuşmacı olarak katılan Mazlumder GYK Üyesi Mehmet Alkış, Kimliğimiz-Haklarımız” konulu bir konuşma yaptı.

 

Programa Kahramanmaraş Milletvekilleri Cafer Tatlıbal ve Fatih Arıkan, MTTB Genel Başkanı Taha Enes Şener, Mazlumder Gaziantep Şube Başkanı Abdurrahim Çelik, MTTB İl Başkanı Rıdvan Koçak ve çok sayıda davetli katıldı.

 

Mehmet Alkış konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

“Resmi tarihin ifadesiyle Kurtuluş Savaşı; aslında Osmanlı sisteminin, küçülmüş bir coğrafyada varlığını sürdürmesi için hedeflenmiş son bir hamleydi. Ancak Osmanlı Devleti’nin imkânları ile kazanılan savaşın sona ermesinin hemen ardından Osmanlı Sistemine tamamen son verildi ve modern bir Ulus-Devlet için gerekli görülen bütün adımlar atıldı: Birinci Meclis tasfiye edildi, Birinci Meclis’in kabul etmediği Lozan Anlaşması kabul edildi, Cumhuriyet ilan edildi, Hilafet lağvedildi ve peş peşe inkılaplar adıyla bir çok yeni uygulama hayata geçirildi…”

 

“…İki kesim, başından beri kimlikleriyle kendilerini ifade etmekte büyük zorluklar yaşamışlardır. Birincisi, Din/İslam’ın öngördüğü Dünya Görüşüne sahip Müslümanlardır. İkincisi, Resmi İdeolojinin temel aldığı Türklük dışında bir etnik mensubiyeti olanlardır. Nüfus yoğunluğu bakımından Kürtler, ulusçuluktan en çok etkilenen kesim olmuştur. Her iki kesimin de kimliklerinden uzaklaştırılarak Resmi İdeolojinin kodlarına uygun bir kimliğe sahip olmaları tasarlanmıştır. Bunun için, bir yandan Din, bütünlüğünden koparılarak Ulus-Devlet ideolojisini destekleyen bir çerçeveye indirgenmiştir.  Diğer yandan Kürtlerin asimile edilmesi için çeşitli uygulamalar devreye sokulmuştur. İki kesimden de kimliğini sahiplenenler baskıyla sindirilmişlerdir. Red ve inkara tabi tutulmuşlar, kimlikleriyle kendilerini ifade edemez hale gelmişlerdir…”

 

“Yeni Bir Ulus Yaratma Ülküsü”nü hayata geçirmeyi amaç edinen yönetici elit; herkesi olduğu gibi, özellikle Müslümanları ve Kürtleri yeni bir kimlik edinmek için zorlamışlardır. İki kesimin sahip olduğu güç; baskıları göğüslemeye, karşı koymaya yetmediği için, kaçınılmaz olarak bir savrulma sürecine itilmişlerdir. Bunun sonucunda, bir kimlik kayması yaşanmıştır: Müslümanlar sağcı-milliyetçi; Kürtler ise, sol-sosyalist bir çizgiye kaymışlardır.”

 

“…Başlangıçta “geçirmek zorunda oldukları bir aşama” gözüyle baktıkları durum kalıcı bir hal alıyordu. Arızi olan asli olanı unutturmuştu. Geçici kabuller inanca dönüşüyordu. İnandığı gibi yaşamayanlar yaşadıkları gibi inanır olmuşlardı…”

 

“Müslümanlar açısından en temel ve hayati sorun; reddedilen bir kimlikle toplumsal ve kamusal hayatın içinde yer almak zorunda kalmalarıdır. Öyleyse, temel ve hayati bir fonksiyona sahip olması nedeniyle öncelikle ve ivedilikle çözülmesi gereken de bu sorundur. Bu çözülmeden diğer sorunların çözülmesi mümkün değildir.”

 

“Müslümanların ortaya koyduğu tarihi tecrübe ve derin birikim, Demokrasinin henüz keşfedemediği ve aşamadığı imkanlara sahiptir. Bu imkanlardan yararlanmak, demokrasinin zaaflarını da aşmayı sağlayabilir. Önyargısız ve komplekssiz bir yaklaşım önümüze yeni ufuklar açabilir. Örneğin, İslami esasların belirlediği bu tarihi tecrübe; Müslüman olsun olmasın bütün etnik ve inanç gruplarının hukukunu korumayı “dini bir vecibe”, bu hukuku ihlal etmeyi “suç” sayar. “Hak verilmez alınır” diyen beşeri telakkinin aksine, istenmesine bakılmaksızın herkesin hakkını teslim etmeyi zorunlu görür.”

Etiketler :