O yetiştirilmiş ve bu vatana yollanmıştır...

O yetiştirilmiş ve bu vatana yollanmıştır...

Türk medyasının ilgi çekici simalarından Ahmet Hakan, bugünkü yazısında Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun serencamını kendi gözünden anlattı. İşte o yazı:

Hürriyet yazarı Ahmet Hakan'a göre bütün yönleriyle Ahmet Davutoğlu

DİNDARLIĞI kendilerine dert edinen aileler, çocuklarını genellikle imam hatip mektebine gönderirler...

Bu bir tavırdır... Bir tür davaya bağlılık gösterisidir...

Dindarlığı kendilerine daha “derin stratejiler” açısından dert edinen bazı aileler ise, çocuklarını imam hatip mekteplerine göndermezler...

Onların projeleri ise şudur: Karşı tarafın imkânlarından azami ölçüde yararlanarak “misyon sahibi” bir evlat yetiştirmek...

Yani çocuk, bir “beyaz” gibi eğitilecek ama bir “zenci” olduğunu da asla unutmayacak...

Ahmet Davutoğlu’nun imam hatip mektebine değil de İstanbul Erkek Lisesi’ne yazdırılmasında sanırım bu bakış açısının payı büyük...

Kısacası:

Ahmet Davutoğlu bir projedir... Yetiştirilmiş ve bu vatana yollanmıştır...

¡ ¡ ¡

İstanbul Erkek Lisesi’ni birincilikle bitirmiş... Boğaziçi Üniversitesi’nde üstün başarılara imza atmış... Yüksek lisanslar, doktoralar falan... Genç yaşta profesör olmuş...

Öğrenim hayatına bakıyoruz:

Hep mahcup... Hep içine kapanık... Hep derslere odaklı...

Hep kendisini diğer öğrencilerden farklı hissediş...

Hep “Ben sizin gibi değilim, benim bir misyonum var” algısı...

Dava adına bir ihtiras...

Hani Cem Yılmaz’ın meşhur esprisinde, çılgın arkadaşlarının eğlenceye davetlerini, “Rica ederim bu bahsi kapatalım, zira benim ders çalışmam lazım” diye geçiştiren gözlüklü çocuk var ya...

Biraz öyle biri Ahmet Davutoğlu...

Eğlenceyi, mavrayı, disiplinsizliği, birazcık taşkınlığı, birazcık dünyeviliği kendisine haram kılmış, yüklenilmesi zor bir yüke omuz vermiş biri...

Ve bütün bunlardan dolayı kontrol kumkuması olmuş...

¡ ¡ ¡

Devam edelim:

Artık “yetişme süreci” tamamlanmıştır...

Ve ortaya çok parlak, gelecek vaat eden, iyi yetişmiş genç bir akademisyen çıkmıştır...

“Medeniyetler Savaşı” teorisine karşı yazdığı çetin ceviz yazılarla herkesin dikkatini çeken saygın bir uluslararası ilişkiler uzmanı olmuştur...

İslami kesimde “Biz pek adam yetiştiremiyoruz... Son dönemde aramızdan bir tek Ahmet Davutoğlu çıktı” cümlesinin sıkça işitildiği günler...

İşte o günlerde Ahmet Davutoğlu’nun karşısına iki teklif çıkar:

Biri Yeni Dünya’nın en iyi üniversitelerinden birinden gelen yükte de, pahada da ağır ve reddedilmesi düşünülemeyecek bir tekliftir...

Diğeri ise Malezya’dan gelen, yükte de, paha da hafif ve hemen elin tersiyle itilecek türden bir tekliftir...

Ahmet Davutoğlu Malezya’dan gelen teklife “Evet” der...

Dedik ya... O bir misyon adına hareket etmektedir...

Ve misyon söz konusu olduğunda rasyonellik anlamını yitirir...

¡ ¡ ¡

“Malezya macerası”ndan yepyeni deneyimler, yepyeni kavramlar ve yepyeni bakış açılarıyla İstanbul’a döner...

İstanbul’da “Stratejik Derinlik” adlı kitabı üzerine sabahlara kadar ter döker...

Bu arada Aksaray’da köhne bir apartman dairesinde faaliyet gösteren Bilim ve Sanat Vakfı adlı kuruluşun düzenlediği dersleri hiç aksatmadan sürdürür...

Amaç:

Yeni Ahmet Davutoğlu’lar yetiştirmektir...

İşte tam bu sırada...

Memlekette meydana gelen iktidar değişikliğinin ardından Ahmet Davutoğlu’na şiddetle ihtiyaç duyulur...

Küçük bir kararsızlık... “Acaba vakit tamam mı? Acaba pratik, teoriyi aşar mı?” tereddütleri...

Sonra kabulleniş...

Ve o gün bugündür Türk Dış Politikası’na önce damgasını vuruyor...

¡ ¡ ¡

Bundan 8 sene önceydi... Hac zamanıydı... Kendisiyle Mekke’den Medine’ye gitmiştim... Medine’de birlikte hurma satın almıştık...

Uhud Dağı’nın eteklerinde Uhud Savaşı’nı öyle bir anlatmıştı ki, kendimi “Çağrı” filminin doğal platosunda hissetmiştim...

Zaten onun üç şehri vardır: İstanbul, Kudüs ve Medine...

En sevdiği kelime ise “hikmet”tir...

Tarihin içinde akmakta olduğu hissinden heyecan duyan, bu akışın ritmini kaybetme korkusuyla telaşlanan bir adamdır Ahmet Davutoğlu...

Bir ankette “Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?” sorusuna, “Savaşmaya hazır tarafları durdurabilecek bir ikna yeteneği” diye cevap vermiş...

Hangi misyon için yetiştirildiğini unutup unutmadığını bilmiyorum...

Ama bildiğim bir şey var:

Onu Suriye’den İsrail’e koştururken ya da Türkiye-Ermenistan Protokolü’ne imza atarken gördüğümde...

Sahip olmak için can attığı o doğal yeteneğinin sınamasını yapıyor gibi...

Sanırım bir de “imkânsızlıklar içinde yetişmiş bir zenci çocuğunun”, beyazlara ait bir kulvarda nasıl da büyük başarılar kazanabileceğini göstermek istiyor...

Etiketler :