Taş atan çocuklar konuştu

Taş atan çocuklar konuştu

Hakkâri’de gün boyu polisle çatışan yüzü maskeli, eli taşlı çocuklar konuştu:

 Güneydoğu’da bazı kentlerde kepenkler iniyor, sokaklar savaş alanına dönüyor. Hakkâri’de gün boyu polisle çatışan yüzü maskeli, eli taşlı çocuklarla temas kuruyoruz. Gazetecilere güvenmeyen çocuklar bu defa konuşmaya karar veriyor.

MEHVEŞ EVİN - NAMIK DURUKAN'ın haberi

 

Güneydoğu’da bazı kentlerde kepenkler iniyor, sokaklar savaş alanına dönüyor. Hakkâri’de gün boyu polisle çatışan yüzü maskeli, eli taşlı çocuklarla temas kuruyoruz. Gazetecilere güvenmeyen çocuklar bu defa konuşmaya karar veriyor

 

Peş peşe gelen şehit, baskın ve operasyon haberleri hepimizi derin bir umutsuzluğa sürüklüyor. Haberleri izledikçe içimiz kararıyor. Açılım vaatleri çoktan soldu. Her gün şiddet ve nefretin yükseldiğine tanık oluyoruz.

Sahi, ne kadarına tanık oluyoruz? “Bölge”de neler olup bittiğini hangimiz şehirdeki evimizde rahat içinde otururken gerçekten biliyor? İç savaş çıkacak uyarıları doğru mu? Ve en önemlisi, 30 yıldır bu topraklarda hüküm süren savaş halinden çıkma umudumuz, yolumuz var mı?

Bu soruları kafamda çevirip durmaktan fena halde yoruldum. Ve “ne işin var oralarda?” sorularının arasında Güneydoğu’ya gitmeye karar verdim. Baştan söyleyeyim: Onca acıya ve yer yer ümitsizliğe rağmen bundan daha etkileyici bir yolculuk yapmadım.

Bu yazı dizisi, bölgede yıllarca muhabirlik yapmış deneyimli gazeteci Namık Durukan bize eşlik etmeseydi asla çıkmazdı. Genç fotoğrafçı arkadaşım Ozan Güzelce’nin fotoğrafları olmasaydı, sözcükler bu deneyimi anlatmaya yetmezdi. Tabii şoförümüz Cengiz Kaplan’sız 590 kilometrelik yolu zor yapardık!

Yolculuğumuzda korucularla da konuştuk, ölen bir PKK’lının ana babasıyla da. Kahvede oturan yaşlı amcayla da sohbet ettik, taş atan çocukların arasına da karıştık. Hangi “taraf”tan olursa olsun Kürtler, potansiyel veya alenen terörist muamelesi görmekten bıkmış, bunu dile getirmekten artık korkmuyor. Hepsinin ortak söylediği şey, “Artık yeter. Barış istiyoruz. Bölünmek istemiyoruz!”

Yolculuğa Diyarbakır’dan başlayıp Cizre, Şırnak, Hakkari üzerinden Van’da bitirdik. Ancak son günlerde Hakkari’de yaşanan  sokak olayları nedeniyle sondan başlıyoruz...

 

Hakkari’ye öğleden sonra giriyoruz fakat ölüm sessizliği hakim. Çocuklar yollara taşlarla 20 santimetre yüksekliğinde barikat kurmuş. Gelen yabancı arabalara ters ters bakıyorlar. Az ötede bir panzer, epeyce taşlanmış. Hava kurşun gibi ağır.

Kepenklerin tamamı kapalı, sokakta tek tük insana rastlıyoruz. Önceki akşam büyük gerginlik yaşanmış. Operasyonda öldürülen 12 PKK’lının cenazesi Hakkari’ye getirildikten sonra ailelerine verilmeyip Şemdinli’ye nakledildiği için irili ufaklı sokak olayları gün boyu farklı mahallelerde sürmüş.

Kiminle konuşursak aynı şeyi söylüyor: Cesetler anlatılmaz biçimde tahrip edilmiş. Örgüt sempatizanı olsun olmasın, halk “Tamam, ölmüşler. Ama böyle bir şeyi niye ölüye yapıyorlar? Bu Müslümanlığa, insanlığa sığar mı?” diyor. Medyaya çok kızıyorlar, yanlı haber verildiği için.

Hakkarili’nin en büyük sıkıntısı polis. Zaten olaylar, taş atan çocuklarla emniyet güçleri arasında. Hatta asker görünce selam durdukları söyleniyor. Zaten şehirde asker yok. Bir yandan manzara ironik: Koca panzerler gaz sıkıyor, yüzü maskeli veletler koşarak kaçıyor. Sonra yine bir yerlerden çıkıp var güçleriyle taş yağmuruna tutuyorlar.

 

Karanlık ara sokakta

Akşam sekiz gibi bir dükkanın arka kapısından girip yemek yiyoruz. Gizlice. Çünkü şehirde su satan yer bile yok. Misafirperverliğiyle tanınan Hakkarililer “Bileydik geleceğinizi evde ağırlardık” diye hayıflanıyor. Bir yandan da şehrin bu halini gördüğümüze üzülüyorlar. Dışarı çıktığımızda saat dokuz (21.00), in cin top oynuyor. Karanlık arka sokaklardan çata pat ve slogan sesleri yükseliyor. Taş atan çocuklarla konuşmak için Namık Durukan ve DHA muhabiri Behçet Dalmaz önderliğinde sokağa dalıyoruz.

Daha önce başka gazetecilerle konuşmayı kabul etmedikleri halde yokuşun tepesine eşlik ediyorlar. Hepsinin yüzleri maskeli, bir anda 40-50 genç etrafımızı sarıyor. Tanınırlarsa sorgulanmadan hapse gideceklerini ve TMK’dan yıllarca yargılanacaklarını biliyorlar.

Yaş ortalaması 17 ama aralarında 15, hatta 13 gösterenler de var.

“Peki başınız derde gireceği halde neden taş atıyorsunuz?” diye soruyorum. Hep bir ağızdan heyecanla konuşuyorlar. Biri “24 yılla bile yargılanan çocuklar var. Devlet taş atan çocuğa bunu yapıyor. Eğer bedeli buysa yaşamaya hazırız” diyor. Diğeri “Derdimiz polisle. Gece baskın yapıp çocukları evlerinden alıyorlar. Güvenliğimiz yok. Yaşlıya bile saygı duymuyorlar” diyor. “24 bin KCK’lı gözaltına alındı. Ne için?” diye soruyorlar.

 

Ailem olmasaydı dağa çıkmıştım

Sokağı aydınlatan zayıf bir sokak lambasının altında not tutmaya çalışıyorum. Pek çok olayın polisin kışkırtmasıyla çıkartıldığını, hatta aralarına yerel kıyafetler giyerek karıştıkları iddiasındalar. Ancak son günlerdeki olaylara çok sayıda çocuğun katıldığını söylüyorlar.

Ailem olmasa dağa çoktan çıkmıştım” diyenler de var, “Annem burada olduğumu bilse beni eve tıkar. Sonra başka bir şehre yollar” veya “Babam en küçük bir siyasi söz ettiğimde beni susturur” diyen de.

Hangi anne, oğlunu kendi eliyle cezaevine yollar? O sırada çalan cep telefonunu sessize alırken, kimbilir belki de anne babasıdır diye düşünmeden edemiyorum!

Son sorum “Taş atmakla nereye varacaksınız?”

Cevap: “Vardığı yere kadar gideriz.”

Karanlık yokuştan aşağıya inerken, gencecik insanların öfkesini neyin durdurabileceğini düşünüyorum. Tek bir cevabı yok. Ama TMK mağduru çocuklar için yapılacak yasal düzenleme eminim sokağın ateşini söndürür. Ha, dağa çıkmalarını çok istiyorsak aynen böyle devam edelim!

 

Cami önünde küçük çocuklar

Gösterilerin sürdüğü sokağın karşısında bir cami var. Kuran kursuna giden küçük çocuklar duvara dizilip etrafı seyrediyor: “Olay çıktığında doğru eve gidiyoruz abla. Bize bir şey yapmıyorlar.”

 

90’LARDAN DAHA BETER

-  Hakkâri’de gazeteciler her iki tarafın tehditlerinden usanmış. Biri, sokakta insanları coplarken aldığı görüntülere polisin el koymak istediğini anlatıyor.

-  Polisin para karşılığında küçük çocuklara taş attırdığı rivayetini sıkça duydum. Her olay sonrası zarar gördükleri için 150 TL aldıkları için.

-  Boşaltılan köyler yüzünden şehrin nüfusu 7 binden 80 bine çıktı. Fuhuş, tefecilik had safhada. Ancak fuhuş operasyonunda bile özel harekatçı ve öğretmenlerin gözaltına alınıp serbest bırakıldığı, yerellerin ise tutuklandığı söyleniyor.

-  Güneydoğu’nun korku yılları sayılan 90’lara dönüldüğü herkesin dilinde. Fakat bu sefer halkın çok tepkili olduğu, dolayısıyla o günlerden bile beter bir tedirginlik yaşandığı ortak fikir.

 

ESNAF KENDİ KAPATIYOR

“Doğrudur, eskiden esnaf baskıyla kepengini kapatırdı. Fakat son zamanlarda kendi istekleriyle hareket ediyorlar. Hem kapatmasalar biber gazını veya taşı yiyip zarar görecekler” diyor Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Arif Koparan.

Yol boyunca pek çok kez duyduğum cümleleri o da söylüyor: OHAL bizim için kaldırılmadı ki tekrar başlasın. Bak benim nüfus cüzdanıma! Kontrol noktalarında çıkara çıkara o kadar yıprandı ki iki kat PVC kaplattım. Neden? Çünkü Hakkariliyim.”

İşsizlik rekor düzeyde fakat asıl meselenin ekonomi değil huzurda olduğunu söylüyor Koparan. Ve yol boyunca klasikleşen soruyu o da soruyor: “Şehitlikte neden hiçbir liderin, bürokratın çocuğu yok?”

 

 

 

Gündüz boş sokak

Kepenkler günlerdir kapalı. 12 PKK’lının öldürülmesi değil cenazelerin teslim edilmemesi insanları isyan ettirmiş.

 

 

 

Karanlık gece

Saat 21.30’da Hakkâri’nin ana caddesinde in cin top oynuyor.

 

 

 

 

 

Etiketler :