HALK İSYANINA FARKLI BAKIŞ

Ortadoğu'yu saran isyan ateşi, Libya'yı kavurmaya devam ederken uzun yıllar bölgede bulunan Gazeteci Ertuğrul Cesur'dan çok farklı bir değerlendirme geldi.

Yıllar önce El Cezire TV yayınlarına bakınca, “Arap dünyasında bu nasıl mümkün oluyor” diye hayretler içinde kalmıştım. Tunus ile başlayıp Arap ülkelerini saran “devrimler” sürecinde El Cezire’nin yaptığı yayınlara bakınca her şey ayan beyan ortaya çıktı. Sadece El Cezire değil, “one minute”den Mavi Marmara efsanesine adamlar bize meğer nasıl bir kazık atmış! Biz de saf saf bunlara inandık. “Diktatörler tek, tek devriliyor” diye herkeste bir sevinç. Oysa yaşananlar, Soros devrimlerinin yeni bir dalgasından ibaret. Hatırlayın, birkaç ay önce Kırgızistan’da benzer bir olay yaşanmıştı. Güya elektrik zammından bıkan halk isyan etmiş. Ne ilgisi varsa ardından Özbeklerle Kırgızlar birbirine girdi.

Bir gencin, tezgâhının elinden alınmasına isyan ederek kendisini yakmasıyla Tunus’ta başlayan isyanlar zinciri tüm diktatörleri devirmeye başladı. O genç kendisini yakarken böyle bir amacı yoktu elbet. Ancak yıllar içinde tecrübe kazanan CIA gerçekten kedisini öyle geliştirmiş ki, spontane gelişen olaylardan bile anında yararlanmasını biliyor. Arkasından desteğini çektiği diktatörler zavallı “kâğıttan bir kaplan” durumuna düşüyor.Amerika içlerini oymuş, oymuş, oymuş…” 

Ancak Libya’da daha farklı bir durum var; Kaddafi faktörü. Benzer bir durum Suriye’de de Esat nedeniyle yaşanacaktır. Ama diğer Mübarek’ler, kendilerine verilen talimatın dışına çıkmayacaklardır.

Sonuç itibariyle “diktatörler” devriliyor. Ancak devrilenler sadece diktatörler mi? Saddam’ı “diktatör” diye, diye gönderdiler, Irak üç parçaya bölündü. Sudan’da Ömer Beşir’i daha göndermeden Hıristiyan Güney bölgesi ayrıldı, seneye kalmaz Darfur bölgesi de ayrılır. Mısır’da yılbaşında yaşanan kilise bombalama ve Hıristiyanların isyanına bakılırsa oradan da birkaç tane “Mısırcık” çıkar. Libya’da bedevilerin fazla bir beklentisi yok zaten. Cetvelle bir üçken, iki dörtgen daha çizdimi tamamdır. Kısacası bölge emperyalizm için daha küçük, daha yumuşak lokmalar haline geliyor. Peki, bu noktaya nasıl gelindi, biraz geçmişi hatırlayalım...;

Tüm bunları Sovyetler Birliği’nin dağılması ile ilan edilen kez revize edilmiş bir planın uygulanması olmakla birlikte 2006’da Hizbullah - İsrail savaşı ile de ilintili düşünmek gerek. 33 Gün Savaşı olarak bilinen savaşta Hizbullah, İsrail karşısında öylesine büyük bir zafer kazandı ki, Arap dünyasında Sünni babalar, bir zamanlar oğlu komünizme kayan ailelerin panik içinde, “Oğlum komünist oldu, ne yapacağım?” dediği gibi, “Oğlum Şii oldu, Hizbullah’a sempati duyuyor, ne yapacağım?” diyerek telaşa kapılmıştı. İsrail ile girdikleri her savaşı kaybeden Araplar sonunda bir zafer kazandılar, ancak o da Şii çıktı. Çöken İhvancı – Selefi İslam’ın yerine Hizbullah gerçek bir alternatif oldu. Neyse ki babaların imdadına Batılı uzmanlar yetişti. Sünni dünyanın kalbine bir “Şii hilali” korkusu yayıldı. Kaddafi için ölüm fetvası veren Karadavi hoca efendi iki yıl önce “Mısır’da yükselen Şii tehditten” söz etmişti. “Fatimiler devrinden beri ilk defa Mısır’da Şii sayısında bir artış oluyormuş, çoğalan Şiiler kendi haklarını talep edermiş, bu da ilerisi için sakıncalı bir durummuş…” Şu demokratlığa, şu özgürlükçülüğe, şu hoşgörüye bakar mısınız?!.. Ezher’in şeyleri Hizbullah’ın İsrail karşısındaki galibiyetinin gerçek bir galibiyet olmadığını ispatlamak için göbeklerini çatlattılar, ama yetersiz kaldılar.

İşte burada Türkiye devreye girdi. İsrail’e karşı Erdoğan konuştu da konuştu. Her nasılsa kendisine bir de Davos’ta Şimon Perez ile Filistin konusunu tartışma fırsatı verildi. İsrail böyle bir oturumu nasıl kabul etti, ayrıca üzerinde durulmaya değer. Burada Erdoğan’ın samimiyetsiz olduğunu söylemek mümkün değil, ancak Erdoğan’a Filistinlilerin sözcülüğünün verildiği açıkça tescillenmiş oldu. Erdoğan “one minute” diyerk fiili bir durumla oyunu, kendisinden beklenenden de çok daha başarılı oynadı. Arap dünyasının dört biryanından, “Erdoğan seçimlerde aday olsa kazanır” yorumları gelmeye başladı. Arap halkları Erdoğan’ı gördükçe kendi liderlerinden tiksindiler. El Cezire hemen her gün Türkiye ve Erdoğan reklamını yaptı. Tüm bunların üzerine Gazze gemisi olayı... Burada Batı’nın tek bir proje üzerinde müttefik olduğunu da söylemek istemiyorum. Orada da “tatlı olsun”cularla,  “kanlı olsun”cular arasında bir ihtilaf var ve bu iktidarları deviren önemli bir ayrılık. Hatırlarsınız, İsrail eski Dışişleri Bakanı Livni bu yüzden İngiltere’ye gidemedi, çünkü hakkında tutuklama kararı çıkarıldı. Fakat diktatörlerimiz açısından bu ihtilaf sonucu değiştirmiyor, çünkü kullanım süreleri her iki taraf açısından da doldu. Bölgenin yeniden pay edilmesi için çoktan karar çıktı.

Şimdi biraz empati yapalım. Hatırlayacaksınız, geçtiğimiz günlerde Ankara OSTİM’de iki patlama olmuş 6 işçi yaşamını yitirmişti, sıradan bir iş kazası… Acaba istense buradan bir “devrim” başlatmak zor iş miydi? Yapılacak teş şey, küçük çaplı protestoları Sorosçu STK’larla desteklemekten ibaret. Bu işi gönüllü yapacak birçok sendika, dernek bulmak için çok çaba sarf etmeye de gerek yok. Güneydoğu’da PKK’nın bir talimatıyla onlarca insan kendisini yakmak için sırada bekliyor. Geriye sadece uluslar arası medyadan, “Devrim dalgası Türkiye’ye sıçradı” şeklinde bir haber patlatmak kalıyor. Bir günde bakmışsınız o lök gibi muhafazakar badem bıyıklılar olmuş birer devrimci.!!!! Ancak şu aşamada Türkiye’de bu iş daha “rafine” bir şekilde Ergenekon operasyonu ile yürüyor. Eski düzen tasfiye edildi sayılır. “Amerika içini oymuş, oymuş, oymuş, oymuş…” oymaya da devam ediyor… “sivil diktatörlerin delikten aşağı süpürülmesine” biraz daha vakit var.


Ertuğrul CESUR

Gündem Haberleri