Kurtulmuş'un konuşmak istemediği konu

Numan Kurtulmuş Radikal'den Avni Özgürel'e konuştu.

Has Parti Lideri Prof. Dr. Numan Kurtulmuş Radikal'den Avni Özgürel'e konuştu.

HAS Parti’nin geçici genel merkezinde Radikal’in sorularını yanıtlayan Kurtulmuş’un konuşmak istemediği tek konu Saadet Partisi günleriydi

HAS Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş’la, yakın geçmişte birkaç partinin daha kuruluş çalışmalarına sahne olmuş ‘geçici’ genel merkez binasında bir araya geldik. Radikal’in sorularını yanıtlayan Kurtulmuş, hem SP günlerinin gerginliğini üzerinden atmış hem ülke çapında gördüğü ilgiden dolayı keyifliydi. Konuşmak istemediği tek bir konu vardı Saadet Partisi günleri..

2010 senesi önemli siyasi gelişmelere sahne oldu. CHP’de değişim yaşandı, hâlâ süren bir iç mücadele var. MHP sıkıntılı, AK Parti seçime kilitlendi. Türkiye siyaseti sizce nereye gidiyor?
Cevap: Siyasetimiz hem yeni bir dilin hem yeni bir tarzın hâkim olacağı döneme doğru evriliyor. AK Parti, CHP, MHP ekseninde sekiz senedir yapılan siyaset, soğuk savaş mantığıyla yapılan siyasettir. Sürekli düşman üreten mantık artık geçerliliğini yitirecek. Üslubu beyan ayniyle insan sözünü siyasete uyarlamamız lazım. Siyasi partiler olarak düşman değil, rakibiz düşüncesinin hâkim olacağı bir yeni dönemden söz ediyorum. Rekabette duygular, duyarlılıklar üzerinden değil, projeler üzerinden, bilgi üzerinden yapılır. 

Deniz bitti artık

Böyle geldi ama böyle gitmez mi yani?
Gitmez. Deniz bitti artık. Sorunları çözmek yerine çözmek istiyormuş gibi yapma, varlığı dayatılan kamplaşmaların ortasına dalıp karşı tarafa göre kendini tanımlamak suretiyle siyaset yapma dönemi bitti artık. Siyaset ortak alan üretme, orada uzlaşma sanatı.
Ama herkesin işine geliyor bu.
İşine geldiği için bugüne kadar devam etti. Ama artık yola böyle devam edilemez. Türkiye esasında halk tarafından seçilmemiş bürokratik oligarşi eliyle yönetiliyor. Mevcut siteme demokrasi denemez. Millet tarafından seçilmeyen, halkın denetleme imkânı bulunmayan birtakım kurum ve kuruluşlar siyasetin üzerinde egemen. MGK, YAŞ, HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ön planda ama onlardan ibaret değil. Onlarca üst kurul var. RTÜK’ten YÖK’e, SPK’ya siyasi ve ekonomik kararların önemli bir kısmı siyaset tarafından değil, bu bürokratik oligarşi tarafından veriliyor. Bir an için seçilmiş bir meclis olmadığını farz edin ve ne aksar diye bakın. İşin yüzde yetmişini bunların yaptığını göreceksiniz.

Oligarşik yapı var

Model bu.
Öyle. Sistem bu mantıkla yapılandığı için siyasi partiler de bir oligarşik omurga üzerine kurulu. Partinin yönetim yetkisinin genel merkezde birkaç kişinin elinde toplandığı, adaylıkların birkaç kişinin iki dudağının arasında olduğu, halkın paydaş olmadığı bir tablo bu. İstanbul’da üniversite öğretim üyelerinin çoğunlukta olduğu bir gruba, 70 İstanbul milletvekilinden kaçını tanıdıkları ya da tanımasalar bile adını bildikleri sorusunu yönelttim, yedi isim sayan olmadı.
Sadece anayasa değişikliği yetmez diyorsunuz.
Yetmez elbette. Siyasi Partiler Kanunu’nun, Seçim Kanunu’nun, Meclis İç Tüzüğü’nün, Sendikalar Yasası’ndan meslek örgütlerinin faaliyetlerini dayandırdığı yasalara kadar tüm yasaların değişmesi, demokratikleştirilmesi lazım. Siyasetin vesayetçi anlayışa karşı çıkarken önce kendi konumunu düzenlemeyi düşünmesi lazım. 40-50 sene partilerine hâkim olan, başında oldukları kuruluşları yöneten insanlar var.
Halkta siyasal kültürün oluşmamasının sebebi de bu mu?
Halk, paydaşı olmadığı siyasete küskün ve bigâne. Zira sistem halkı 4-5 senede bir oy veren mekanizmaya dönüştürmüş durumda. Halkın hiçbir konuda söz hakkı yok. Ne aday belirlemede var ne devlet hayatıyla ilgili önemli kararda kanaatini soran. Başta dış politika olmak üzere en önemli kararlar halktan gizli yürütülüyor. Örneğin AB üyeliği konusunda ya da Afganistan’a asker gönderilip gönderilmemesi meselesinde ahaliye ne düşündüğünü sormak akla gelmiyor, daha ötesi istenmiyor.
CHP’deki gelişmeler bu yolda ümitlendirdi mi sizi?
Sayın Kılıçdaroğlu göreve geldiğinde Anayasa Mahkemesi’ne yapılmış başvuruyu geri çekseydi, bana göre iyi bir başlangıç yapmış olurdu. Şimdi CHP’de yaşanan sürecin ne sonuç doğuracağını bilmiyorum. Karar vermek için değişim projeleri gündeme geldiğinde, alınacak tavrı görmek gerek. Ama söylediğim istikamette bir yenileşmenin olmasını da dilerim. Türk siyasetinin samimiyet testinde olduğu bir süreci yaşıyoruz.

50 ilde örgütlendi

Türkiye demokrasisi bölge ülkeleri için de örnek.
Bu doğru ama kendi değerlerimizle model kurmalıyız. Başkalarının kurguladığı rol model olmak bizi foto model konumuna getirir, birilerinin diktiğini taşıyıcı oluruz.
Önümüzdeki seçime HAS Parti ittifak arayışıyla mı yönelecek, bağımsız olarak mı girecek?
Bir ay gibi oldukça kısa sayılacak bir sürede kurduk partimizi. Bu ayın sonunda il kongremizi yapacağız. Şu ana kadar 50 ilde örgütlenmemizi tamamladık, yıl sonundan önce 81 ilde teşkilatlanmış olacağız. 28 Kasım’da ise kongremizi gerçekleştireceğiz. Yani seçime katılmaya hak kazanmış bir parti olacak HAS Parti.

Yüzde 58’le övünmek gereksiz
Bana göre referandumda evet oylarının yüzde 70’ler seviyesine çıkması mümkündü. Esasen ahım şahım olmayan paket mevcut kamplaşma ortamında, AK Parti’nin son bir haftada benimsediği kuşatıcı dil sayesinde 58 seviyesinde oyla kabul edildi. Onun için bunun övünülecek bir yanı yok. Demokratikleşme diyemeyeceğimiz, demokratikleşme yolunda niyet ifade eden bir paketin bu seviyede halk desteği almış olmasının övünülecek yanını görmüyorum. Halkın mahiyeti itibariyle karşı olmadığı düzenlemeye sadece kamplaşma dolayısıyla bu seviyede olur vermiş olduğunu görmek lazım.

‘Açılımın özürle başlaması yakışırdı’
Kürt sorununun çözümü konusunda ne düşünüyorsunuz?
Türkleri rencide etmeyen, Kürtlerin onurunu koruyan bir çözüme ihtiyaç var. Referandum sürecinde, mitinglerde “Doğu’nun ve Batı’nın sahibi, Türklerin ve Kürtlerin rabbi olan Allah’ın kulları” diyerek halkı selamladığımda aldığım müspet tepki gözümün önünde. Aynı anlayışla kendisini milliyetçi olarak ifade eden kitlelere ortak geçmişimize ve paylaştığımız değerlere dayanan çözüm mecburiyetimizi anlattığımızda da itiraz gelmiyor. Ancak kamplaştırıcı siyaset üslubu hem aradaki mesafeyi açarken hem de çözümü zorlaştırıyor.
Bu konuda bir projeniz var mı?
Bu konuda ‘Gönüllü Birliktelik Projesi’ başlıklı bir rapor hazırladık ve hükümete sunduk. Mayınlı araziler konusunda, anayasa değişikliği konusunda raporlar hazırladık ve sunduk.
Referandum sonrası AK Parti bu konuda daha ileri adımlar atma konusunda rahatlamış görünmüyor mu?
Bence AK Parti referandumda evet oyu verenlerin beklentilerini karşılamaktan uzak bir tavır içinde. Sekiz yılda pek çok konuda olduğu gibi demokratikleşme konusunda sanırım mış gibi davranacaklar. Bunu referandum akşamı başbakanın Burhan Kuzu’ya “Hazırlık yapın” demesinin üzerinden çok geçmemişken anayasa değişikliğini 2011 seçimleri sonrasına bırakma kararından anlıyoruz. HAS Parti’nin seçime kadarki kısa dönemde AK Parti’yi demokratik reformlar konusunda zorlayacağını, onu sollayıp geçeceğini herkes görecek.
AK Parti işe yanlış noktadan mı başladı?
Evet. Başbakan bana göre Doğu’da faili meçhul cinayete kurban gitmiş, işkencede ölmüş insanların ailelerinden, yerlerinden yurtlarından edilmiş insanlardan özür dileyerek yeni bir dönemi başlatabilirdi. Devlete kendi vatandaşından özür dilemek yakışırdı.

Numan Kurtulmuş kim?

‘Yenilikçi’lerin önde gelen ismi
Türkiye’nin siyaset hayatına 62’nci parti olarak katılan Halkın Sesi (HAS) Partisi’nin Genel Başkanı Numan Kurtulmuş muhafazakâr akademisyen politikacı kuşağının bir mensubu. Sosyalizmi İslami bakış açısıyla yorumlayan Nurettin Topçu, Kalvinizm ve Weberyan sosyoloji anlayışını İslam potasında değerlendiren Prof. Sabri Ülgener’den ilham alan, Nakşibendi dergâhının Prof. Sabahattin Zaim’le üniversitede taçlandırdığı Erbakan, Özal, Kutan, Yalçıntaş gibi isimlerin de aralarında olduğu kuşaktan söz ediyorum.
Kurtulmuş; bu kuşağın isimleri mühendislik ve iktisat alanındaki çalışmalarıyla temayüz edip siyasete atılanların dahil olduğu halkadan. Tıpkı Erbakan, Turgut Özal, Recai Kutan, Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül gibi.
Ünyeli, Milli Mücadele gazisi, subay ve aynı zamanda din âlimi dedesinin adını taşıyor. Babası İsmail Bey ise pek çok vakfın kurucusu, Erbakan’ın ‘ağabey’ dediği, yardımseverliğiyle tanınıp sevilmiş bir doktor.

Alemdaroğlu uzaklaştırdı
Lisans ve yüksek lisans eğitimini İÜ İşletme Fakültesi’nde tamamlayan Kurtulmuş, doktorasını ABD’de Cornell Üniversitesi’nde hazırladı; 1994’te doçent, 2004 senesinde profesör oldu. HAS Parti lideri eşi Sevgi Kurtulmuş’la meslektaş. Sevgi Hanım İÜ İktisat Fakültesi’nde doçentlik bekleyen öğretim üyesi olarak görev yaparken, Kemal Alemdaroğlu tarafından başı örtülü olduğu gerekçesiyle fakülteden uzaklaştırıldı.
Numan Kurtulmuş’un siyasete ilgisi yeni değil. Nitekim Tayyip Erdoğan’la tanışıklığı da Erdoğan’ın MSP gençlik kolları başkanlığı günlerinden. O günden bugüne aynı çatı altıda bulundularsa da iki lider birlikte siyaset yapmadılar. Ama Kurtulmuş, AK Parti’nin kuruluş sürecinde Erdoğan’ın yanında görmek istediği isimlerin başındaydı. Aktif siyasete 1998’de Fazilet Partisi İstanbul İl Başkanı ve Genel İdare Kurulu Üyesi olarak başlayan Numan Kurtulmuş’un politik geleceği Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül’ün başını çektiği ‘Yenilikçiler’ olarak bilinen hareketin Erbakan çevresinde kümelenen kadroya bayrak açtığı dönemde netleşti.

Baba hatrına kalmıştı
Kurtulmuş ‘yenilikçi’lerden farklı düşünmese de babasının Necmettin Erbakan’la dostluğu sebebiyle karşı cephede saf tuttu. Fazilet Partisi’nin Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılması üzerine Saadet Partisi kurulduğunda herkesin gözünde geleceğin genel başkanıydı. 2008 senesi ekiminde SP 3. kongresine tek genel başkan adayı olarak girdi ve seçildi. Ancak iki sene dayanabildi kuşatılmışlığa ve SP’den ayrılmak zorunda bıraktı.

RADİKAL

Perde Arkası Haberleri