Taraf'tan yine çok konuşulaak iddia

"Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni Gladyo hazırladı." Taraf Gazetesi'nde gizli Anayasa olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile ilgili ilginç bir yazı kaleme alındı.

"Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ni Gladyo hazırladı." Taraf Gazetesi'nde gizli Anayasa olarak bilinen Milli Güvenlik Siyaset Belgesi ile ilgili ilginç bir yazı kaleme alındı.

Avukat Erdal Doğan tarafından yazılan "EMASYA yetmez ya diğerleri" başlıklı makalede ilginç bilgiler yer alıyor. İşte o yazı:

"EMASYA yetmez ya diğerleri

Taraf 'ın Kafes Eylem Planı gibi bir başka dehşet darbe planı olan Balyoz'u gün ışığına çıkardığında bu vahim eylemlerin EMASYA Protokolü ile ilişkisi de, çok haklı olarak bu hukuk dışı askerî vesayet belgesinin iptali de gündeme gelmiş oldu.

Yine aynı şekilde kırmızı kitap olarak da bilinen ve tüm içeriğini 2003 yılında Humanite dergisinin 4. sayısından öğrenebildiğimiz Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'nin iç düşman tanımının değişimi de eş zamanlı olarak gündeme gelmiş durumdadır. Resmî Gazete'de yayınlanmayan MGS Belgesi'nin hukuk dünyasındaki yerinin bir yönetmelik, adının Milli Güvenlik Genel Sekreterliği Yönetmeliği ve bu yönetmeliğin yürürlüğe giriş ve yürütme biçiminin de kendisi gibi gayrı hukuki bir Bakanlar Kurulu kararı ile sağlandığını kendisinin 40-42. maddelerinden öğrenmiştik.

Kutsal Kırmızı Kitap

Öyle "kutsal" bir yönetmeliktir ki bu; anayasa, yasa, tüm kurum ve kuruluşların uygulamasını, idaresini, muhafazasını NATO konseptini de gözeterek bu belge üstlenmiştir. Bu yönetmeliğin rötuşlanmasının demokratik bir hukuk devleti hedef ve kaygısı için hiçbir anlam ifade etmeyeceğini söylemeye gerek var mıdır? Ama son günlerde aklı başında olduğunu sandığım kişilerin bu belgenin meşruiyetini kabul eyleyerek rötuşlanması üzerinde hem fikir oluşlarını görünce bu belgenin de EMASYA Protokolü gibi ortadan kaldırılması zorunluluğunun altını çizmek gerekti. Çünkü bu belgenin 2003 yılındaki metni dikkate alınacak olunursa öngördüğü hedefler ve eylemler, bugünkü Ergenekon davası sanıklarının Kafes Eylem Planı'nda öngördükleri, gerçekleştirdikleri veya gerçekleştirmeye amaçladıkları psikolojik ve tedhiş eylem planları ile birebir örtüştüğü gerçeğidir. Yalnız bu değil tabii. Malatya Zirve Yayınevi çalışanı Hıristiyanların katli davası sanıklarından Varol Bülent Aral'a ait belgelerde, Ergenekon yapısı ve işleyişi kısmında, bu örgütün direktiflerini doğrudan milli güvenlik siyaset belgesinden aldığını not eder. Bu dosya gibi İstanbul'daki Ergenekon sanıklarında da MGS Belgesinin çıkmış olması pek tesadüf olmasa gerek! Elimizdeki MGS Yönetmeliği'ne baktığımızda toplumun topyekûn bir psikolojik harekât için harekete geçirilmesi için çok ayrıntılı planlardan ve görevlendirmelerden bahseder. Bu bağlamda sivil toplumun nasıl örgütlendirileceği de defaten zikredilmiş. Yani iç ve dış düşmana karşı bir kontrgerilla örgütlenme biçiminin nasıl olması gerektiği hususu çok ayrıntılı olarak işlenmiştir. Yönetmelik, iç düşman olarak bellediği kesime karşı toplumun diğer kesimini topyekûn bir teyakkuz halinde hazır tutmaya çalışmaktadır.

12 Eylül cuntasının hazırlattığı anayasayı gladyocuların hazırlattığı bir anayasa olarak nitelendirmek mübalağa olmayacaktır. Darbecilerin, darbe ve iktidarlarına zemin hazırlamak için işledikleri cinayet ve katliamlar düşünüldüğünde hazırlatacakları anayasa da demokratik şeffaf bir hukuk devletini hedeflemeyeceği zaten aşikârdır. Fakat bu aktörler bunu dahi yeterli görmemiş, kendilerine gerçek anayasa olarak gördükleri MGS yönetmeliğini hazırlamışlardır. Böylelikle de bugüne kadar MGSB ile cumhuriyetin tüm kurum ve kuruluşlarının işleyişini, yasal mevzuatını, toplumun yaşam şeklini ve geleceğini bu belge ile belirlemişlerdir. Mesela TBMM de herhangi bir meclis alt komisyonunda bir yasa değişikliğine gidilecek olsa öncelikle bunun MGS yönetmeliğine uygunluğuna bakılır.

Öteki 'iç düşmanlar' ne olacak

Kendisini öyle veya böyle bir hukuk devleti olduğunu ilan eden herhangi bir X devleti hukuk hiyerarşisinde ancak bir bakanlık tasarrufu olabilecek bir yönetmeliği, kendi anayasasından, uluslararası sözleşmelerinden, yasalarından, tüzüklerinden üstün kılmaya kalkışmasının bırakın içeriği yalnızca şekil bakımından bile saçma olduğunu bilir.

 

Mevcut hükümet hukuka aykırı bu belgeyi tümüyle ortadan kaldırmayıp da yalnızca irticai faaliyetleri iç düşman tanımlamasından çıkarmaya veya yeniden tanımlamaya kalkacak hem samimiyetsiz bir yaklaşımda bulunmuş, hem de nafile bir çaba sarf etmiş olur. Çünkü bugüne değin MGK kararları ve uygulamalarından gördüğümüz kadarıyla diğer iç düşman tanımlamaları (Kürtler, Aleviler, misyonerler, gayrımüslim azınlıklar, solcular) potansiyel olarak muhafaza edilir ve belge tümden ortadan kaldırılmazsa eski vesayet rejimi ve tehdit algılaması da devam edecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nin gerçek anlamda demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olma niyeti ancak ve ancak evrensel hukuk sistemine uygun bir anayasa ve ona bağlı olarak oluşturacağı yargı, yasama ve idari yönetimi ile oluşabileceğini sürekli vurgulamak gerekiyor."

 

Gündem Haberleri