TÜRKİYE'YE 'MEZHEPÇİLİK' TUZAĞI!

Türk-Kürt gerilimi, Sünni-Alevi kutuplaşması isteyenler ile Şii ve Sünnilerin mezhepçilik üzerinden çarpışmasını isteyenler boş durmuyor.

 

Star'dan Sedat Laçiner, Esed'in Suriye'de yaptığı katliamları, Esed ailesi ve işbirlikçilerinin ülkenin kaynaklarını paylaştığını, Türkiye'de terörü desteklediğini hatırlatarak "Bazı sendikalar, dernekler ve hatta Meclis’teki bazı siyasiler Esad’ı ne yüzle, hangi akılla savunabilmektedirler?" sorusuna yanıt aradı.

Türkiye’de de hatırı sayılır miktarda Nusayri vatandaşımız bulunduğuna dikkat çeken Laçiner, adeta görünmez bir elin Alevi vatandaşlarımızı, başta Suriye meselesi olmak üzere çeşitli konularda mezhepçi bir boyuta çekme çabasına ve Şii mezhepçilerin hesaplarına dikkat çekti.

İşte Laçiner'in yazısı:

Diktatörün mezhebi

Suriye’ye dışarıdan askerî müdahaleye karşı çıkabilirsiniz. Suriye’ye dış müdahale sonucunda bugünkünden bile daha kanlı bir manzaranın ortaya çıkabileceğini söyleyebilirsiniz. Hatta Türkiye’nin Suriye politikasını komşu bir ülkenin iç işlerine müdahale sayıp sert bir dille eleştirebilirsiniz de!... Fakat bunları aşıp Beşar Esad’ı savunmaya başlarsanız, bunu bir de demokrasi, halkların kendi kendini yönetme hakkı, insan hakları vs. gibi kelimeler ile süsleyerek yaparsanız insanlar ya aklınızdan şüphe eder ya da samimiyetinizden.

Beşar Esad 40 yılını aşan bir diktatörlüğün son temsilcisidir. 40 yıldır Suriye’de insanlar öldürülmektedir, hakarete uğramaktadır, yok sayılmaktadır. Esad ailesi ve işbirlikçileri yanı başımızda her türlü katliamı yapmış, Suriye’nin tüm kaynaklarını aralarında paylaşmışlardır. Dahası Esad ailesi Türkiye’de ne kadar terör örgütü varsa hemen hepsini de desteklemiştir. Kısacası Esad ve çevresi mezhebinden, ya da ırkından dolayı değil eli kanlı bir diktatör olduğu için kötüdür.

Duygusal bağ

Bu durumda bazı sendikalar, dernekler ve hatta Meclis’teki bazı siyasiler Esad’ı ne yüzle, hangi akılla savunabilmektedirler?

Belli ki burada akılla değil, duygularla izah edilebilecek bir durum vardır. Esad ailesi Nusayri mezhebindendir ve Türkiye’de de hatırı sayılır miktarda Nusayri vatandaşımız bulunmaktadır. Daha önemlisi Suriye Aleviliğinin Türkiye Aleviliğini andırır bazı yönleri de vardır. Farklı geleneklerden gelseler ve ibadet vs. gibi uygulamalarında ciddi farklar olsa da isim ve diğer benzerlikler zaman zaman duygudaşlıklar oluşturabilmektedir. Bundan çok daha önemlisi isebilinçli ve programlı bir şekilde, adeta görünmez bir elin Alevi vatandaşlarımızı, başta Suriye meselesi olmak üzere çeşitli konularda mezhepçi bir boyuta çekmeye çabasıdır.

Türkiye’yi mezhepçi çatışmalara çekme girişimleri yeni de değil. Bir süredir Sünni aydınları Alevi düşmanı göstermeye çalışan bilinçli kışkırtmalara şahit oluyoruz. Aynı şekilde Hükümeti tıpkı Suudi Arabistan gibi Sünni mezhepçi gösterme çabaları da yoğunlaştı. Bu çabaların görünür nedeni Türkiye’yi Arap Baharı’nda geri plana çekebilmek ve Suriye’de etkisizleştirmek. Bunu isteyen Şii mezhepçilerin hesaplarını tahmin etmek çok zor değil. Ancak bir de Şii ve Sünnilerin mezhepçilik üzerinden çarpışmasını isteyen, Türkiye’de ise Türk-Kürt etnik gerilimine Sünni-Alevi kutuplaşmasını ekleyerek Türkleri zayıflatmada fayda uman aklı da eklemek gerekiyor. Bu ikinci grupta yer alanların bırakın Şiici olmayı, Müslüman olduklarını dahi sanmıyorum.

Türkiye mezhepçi mi?

Son dönemde ısrarla Türkiye’nin Sünnici bir dış politika izlediği tezi işleniyor. Acaba Türkiye son 10 yıldır Sünnici bir dış politika mı izliyor? Bırakınız son 10 yılı, ben Osmanlı döneminde dahi Türklerin İran’ınki gibi mezhepçi bir dış politika izlediklerini düşünmüyorum.Bugün Türkiye Esad’a Alevi olduğu için değil, katliam yaptığı için ve PKK’ya destek verdiği için karşıdır. Aynı şekilde geçmişte de Türkler Saddam Hüseyin’e Sünni olmasına rağmen Esad’dan bir farkı olmaması nedeniyle karşıydılar.

Türkiye Kaddafi’ye mezhebinden dolayı mı karşı çıktı? Veya Türkiye Mısır’da Hüsnü Mübarek’in gitmesini mezhebinden dolayı mı istedi?

Türkiye bu bölgede kendisini mezhepçilikten ve dincilikten kurtarmış belki de tek ülke. İran, İsrail ve Suudi Arabistan gibi ne dinci, ne de mezhepçi bir dış politika izliyor. Belki de bu nedenle sürekli olarak dincilik ve mezhepçilik girdabına çekilmek isteniyor.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Gündem Haberleri