Türkiye'yi bekleyen tehlike

Hacettepe Üniversitesi'nce yürütülen araştırma verileri, halen yılda 1,3 milyon olan doğum sayısının 2015'de 1,1 milyona düşeceğini ve bu seviyede sabit kalacağını ortaya koydu

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü tarafından, 2008 yılında yapılan Sağlık Bakanlığı Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Genel Müdürlüğü ve Başbakanlık Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı ve TÜBİTAK'ın Kamu Araştırmaları Grubu'nun (KAMAG) katkılarıyla yürütülen 'Türkiye'de Nüfusa İlişkin Göstergeler' başlıklı araştırmanın sonuç raporu tamamlandı.

 

Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Sabahat Tezcan'ın yürütücülüğünde ve Prof. Dr. İsmet Koç'un teknik koordinatörlüğünde yürütülen araştırmanın sonuçları, araştırmacılar Prof. Dr. İsmet Koç, Dr. Mehmet Ali Eryurt, araştırma görevlileri Tuğba Adalı ve Pelin Seçkiner'in imzasıyla 'Doğurganlık, Aile Planlaması ve Beş Yaş Altı Ölümlerdeki Değişimler:1968-

2008' isimli kitapta toplandı.

 

Araştırma verilerinden yola çıkılarak Türkiye'nin gelecekteki demografik yapısına ilişkin değerlendirmelerin yapıldığı kitapta, Türkiye'nin yaşadığı demografik dönüşüm sürecinin, nüfusun demografik yapısının gelenekselden moderne doğru evrilmesini sağladığına dikkat çekildi.

 

Bu sürecin henüz tamamlanmadığına işaret edilen kitapta, Türkiye'nin bugün sahip olduğu doğurganlık hızının azalmaya devam edeceği belirtildi.

 

'DOĞURGANLIKTAKİ AZALMA'

 

Kitapta yer alan değerlendirmelere göre, doğurganlıktaki azalma ile birlikte doğumların daha ileri yaşlara ertelenmesi sebebiyle doğurganlık hızının en yüksek olduğu yaş grubu zaman içinde, Batı Avrupa'nın demografik dönüşüm sürecinde olduğu gibi, 30-34'e kayacak.

 

Bunun sonucu olarak bugün yılda yaklaşık olarak 1,3 milyon olan doğum sayısı hızla azalacak ve 2015 yılında 1,1 milyona düşecek ve daha sonra da bu seviyede sabit kalacak.

 

Buna göre, doğurganlık seviyesinin azalmasının bir sonucu olarak günümüzde yüzde 27 düzeyinde olan 15 yaşın altındaki nüfusun toplam nüfus içindeki payı hızla azalarak 2023 yılında yüzde 20-22 seviyesine gerileyecek.

 

Kitapta, bu sürece ilişkin şu değerlendirmeler yer aldı:

 

'Bu süreç, Türkiye nüfusunun genç nüfus olma özelliğinin hızla ortadan kalkması anlamına gelmektedir. Bu durum, Türkiye'de çocuk sayısı üzerinden yürütülmekte olan nüfus tartışmalarının, bundan sonraki süreçte nitelik yani çocuğun bugününe ve yarınına ilişkin olarak yapılacak eğitim, sağlık, sosyal güvenlik, istihdam gibi yatırımların planlanması üzerinden yürütülmesi gerektiğini de ortaya koymaktadır.

 

Geçmiş yıllardaki yüksek doğurganlık seviyesinin bir sonucu olarak bugün de artış eğilimi gösteren çalışma çağı nüfusunun artışı gelecekte de devam edecek.

 

Yüksek doğurganlık seviyesinin ürünü olan kuşaklar çalışma çağından çıkana kadar, yaklaşık olarak 2035-2040 yıllarına kadar bu artışın devam etmesi beklenmektedir.'

 

'YAŞLI NÜFUS HACMİ'

 

Türkiye'de 1990'lı yıllarda 2,2 milyon olan yaşlı nüfusun hacmi, günümüzde iki kattan daha fazla artarak 4,9 milyona ulaştığının kaydedildiği kitapta, bunun 2023 yılında 8 milyona ulaşmasının beklendiği ifade edildi.

 

Buna göre, sayısal artışın yanında yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki oranı da artmaya devam edecek. Günümüzde yüzde 7 seviyesinde olan yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payı, 2023 yılında yüzde 10'lara doğru çıkacak. Bu durum, Türkiye'de bugüne kadar genç nüfusun gereksinimlerine göre şekillenen sosyal politikaların artık yaşlı nüfusun gereksinimlerine göre şekillenmesi gerektiğini gösteriyor.

 

'ÇALIŞMA ÇAĞI NÜFUSUNA DÜŞEN BAĞIMLI NÜFUS AZALACAK'

 

Kitaba göre, doğurganlık seviyesinin düşmesi, genç nüfusun toplam nüfus içindeki payının azalması ve yaşlı nüfusun toplam nüfus içindeki payının artmasının bir sonucu olarak Türkiye'de çalışma çağı nüfusuna düşen bağımlı nüfus sayısı azalacak. Bu gelişmeye paralel olarak bağımlı nüfusun kompozisyonunda değişim olacak. Bağımlı nüfusun içindeki genç nüfusun payı azalacak ve yaşlı nüfusun payı artacak.

 

Demografik dönüşüm sürecinde Türkiye'nin nüfus büyüklüğü yüzyılın ortalarında yaklaşık olarak 95 milyon seviyesine ulaşacak ve bu seviyede durağanlaşacak.

 

'DEMOGRAFİK DÖNÜŞÜM'

 

Kitapta yer verilen bilgilere göre, Türkiye'nin yaşadığı demografik dönüşüm süreci tüm yerleşim yerlerinde ve bölgelerde homojen bir şekilde değil, heterojen bir şekilde yaşanıyor.

 

Kitaba konu olan araştırmanın sonuçları, kentsel yerleşim yerleri ile Batı, Kuzey ve Orta Anadolu bölgelerinin demografik dönüşüm sürecini tamamlamakta olduklarını, kırsal yerleşim yerleri ile Doğu ve Güney Doğu bölgelerinin ise henüz demografik dönüşüm sürecinin son aşamasına ulaşamadıklarını gösteriyor.

 

Özellikle kırsal yerleşim yerleri ve Doğu Bölgesi'nin bugünkü demografik yapısının Türkiye'nin 1980'lerdeki demografik yapısı ile benzerlik göstermesi, Türkiye'de halen farklı demografik rejimlerin mevcut olduğunu ve henüz tam bir demografik yakınsamanın gerçekleşmediğini göstermesi bakımından önem taşıyor. Bu nedenle, Türkiye'nin demografik dönüşümün bu aşamasında uygulayacağı nüfus politikalarının, demografik rejim farklılıklarını ortadan kaldırmaya dönük; nicelik yerine niteliği ön plana çıkaran politikalar olması gerekiyor

Yaşam Haberleri