Ya Özkök Olmasaydı...

"Gelecek nesiller Özkök’ü minnetle anacak. Hilmi Özkök’ü, Türkiye’nin siyasi tarihine yaptığı hizmetlerle -darbelerin önlenmesi noktasında- gelecek nesiller minnetle yad edecekler.”

Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, eski Genelkurmay BaşkanıÖzkök'ün ordu içindeki darbecilere karşı verdiği mücadeleyi bu sözlerle değerlendirdi: "Özkök dirayetli durmasa vahimmiş durum! Tarih minnetle yad edecek!"

Deniz Güçer'in röportajı

“Gelecek nesiller Özkök’ü minnetle anacak. Hilmi Özkök’ü, Türkiye’nin siyasi tarihine yaptığı hizmetlerle -darbelerin önlenmesi noktasında- gelecek nesiller minnetle yad edecekler diye düşünüyorum.”

30 Ağustos Zafer Bayramı’nda Genelkurmay Başkanı’nın ev sahipliği yapmasını eleştiren Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’dan ilginç bir açıklama daha geldi. Yazıcı, eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök ve Çetin Doğan arasındaki polemiğe, “Gelecek nesiller Özkök’ü minnetle anacak” diyerek katıldı.

Özkök’ün darbeleri engellediğini söyleyen Yazıcı, “Uluorta konuşmasını elbette doğru bulmam ama bir insanın damarına basarsanız konuşur” yorumu yaptı.

Protokolde milletvekillerinin yerinin yanlış olduğunu öne süren Yazıcı, “Sayın Başbuğ gelse nezaketen elbette ayağa kalkarım. Ama protokol ayrı” dedi.

* Bir hukukçu olarak, Balyoz kapsamında 1 Nisan’da serbest bırakıp 4 Nisan’da tutuklamaları nasıl değerlendiriyorsunuz?

Benim o alana girmem doğru olmaz. Devam eden bir süreç var. Elbette olup bitenler insanı hoşnut edici değil üzüntü verici nitelikte. Yargının bu tür görüntüleri vermemesi gerek. Ama nihayetinde insanları serbest bırakmak kolay, tutuklamak zordur. Tutuklayan arkadaşlar o zor işi yapıyorlarsa mutlaka çok inandırıcı kanıtları vardır.

* İyi ama 3 günde mi değişti bu kanıtlar?

Onu ifade etmeye çalışıyorum. Bırakmak kolaydır, tutuklamak zordur. Zor işi yapıyorsanız çok daha iyi irdelemişsiniz ve çok inandırıcı kanıtlar var demektir. Ama hükmü mahkeme sonucunda elbette yargı verecek.

* Eski 1. Ordu komutanı Çetin Doğan ve Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök arasındaki polemiği takip ettiniz mi?

Ben Hilmi Özkök’e çok büyük saygı duyuyorum. Bunu da çok içtenlikle söylüyorum. Hilmi Özkök’ü, Türkiye’nin siyasi tarihine yaptığı hizmetlerle -darbelerin önlenmesi noktasında- gelecek nesiller minnetle yad edecekler diye düşünüyorum.

* Özkök çıkıp açıkça konuşmalı mı?

Hepimiz insanız. Bir konuşmazsın, iki konuşmazsın ama damarınıza basarlarsa bir şey söylersiniz. Ama gördüğüm kadarıyla Sayın Özkök çok kontrollü, çok dikkatli konuşuyor. Bunu sürdürmesinde yarar olduğu inancındayım. İçeriğini bilmiyorum ama savcılara elbette ifade vermiştir. Çıkıp şimdi uluorta konuşmasını doğru bulmam. Ancak elbette ki kendisine yönelik bu saldırılar, tahrik edici laf atmalar devam ederse orada kişisel haklarını korumak bağlamında cevabını verecektir.

* “Darbe olacaktı Özkök engelledi” diyorsunuz, doğru mu anlıyorum?

Doğru. Çok büyük görev yapmıştır. Tarih onu minnetle anacak. Daha önce de bize ulaşan ihbar mektuplarını anlatmıştım. Olup bitenlerin, yazılıp çizilenlerin yüzde 50’si doğruysa vahim şeyler yaşamışız. O dönemin Genelkurmay Başkanı biraz dirayetli duruş sergilemese Türkiye çok geriye gidecekmiş.

* Sayın Özkök’le tanışıklığınız var mı?

Şahsen tanışıklığım yok.

* Türkiye darbeler dönemini kapattı mı?

Bundan sonra hiç kimse darbe yapmaya cesaret edemez. Ordu bizim en önemsediğimiz kurumlardan biri. Mehmetçik deriz, peygamberin isminden gelir. Dolayısıyla bu işten rahatsız olan bir kesim elbette ki kendi içinde, kural dışına çıkmış olan mensuplarının tasfiye edilmesi suretiyle rahatlıyor diye düşünüyorum. Artık bazı konuları rahatça konuşuyoruz. En büyük tehlike konuşmamaktır. Konuşmaktan zarar gelmez.

Anayasa Mahkemesi eminim ders almıştır

* Fire endişeniz var mı?

Hayır. Şahsen işitmedim ama bazı arkadaşlarımız beyanlarda bulunmuşlar. Çok doğal. Arkadaşlarımız görüşlerini söylerler, tartışırız. Sonra da birlikte hareket ederiz.

* İmza konusunda sıkıntıyı nasıl değerlendiriyorsunuz peki?

Tartışılacak bir pozisyon doğdu. Ama arkadaşlarımız rahatsızlığı zamanında algıladılar. Hemen farklı bir manevrayla bu sorunu çözdüler. O teklif düşmüş oluyor.

* Bu kadar ciddi bir çalışma sürdürülürken nasıl böyle bir şey olabiliyor?

Onu özensiz davrananlara soracaksınız. Olmaması lazımdı. Bu tür tartışmalara yol açmaması gerekirdi.

* Ama belli ki bu işin sonu Anayasa Mahkemesi...

Bilemiyorum. 110 imzaya ulaşıp götürebilirler. Anayasa Mahkemesi’ne götürülmesi metnin anayasa aykırı olduğu anlamına gelmez. Mahkeme anayasa değişikliğini usul ve şekil dışında inceleyemez. Efendim, daha önce bir kere yaptı. Bir defa yanlış yaptı diye devamlı yanlış yapacak anlamına gelmez. Eminim yanlış yaptıkları işlerden ders almışlardır.

‘CHP lideri Baykal manevra yapıyor’

* Anayasa maratonu başladı. CHP ve MHP maddelerin çoğunluğuna onay veriyor. Sıkıntılı maddeleri paketten ayırmak gündeminizde mi?

Türkiye’de herkes 1982 Anayasası’nın değişmesi gerektiğinin altını kalın bir şekilde çizer. Bugüne kadar 1876’yı da sayarsak Türkiye 5 anayasa yapmış. Bu anayasalardan ilk üçü hep olağan üstü dönemlerde, son iki anayasa ise darbelerden sonra yapılmış. 22. Dönem’de CHP’nin desteğiyle anayasada çok önemli değişiklikler yaptık. Ancak yeterli değil. Bu ülkenin yeni bir anayasaya ihtiyaç var ve muhalefetin destek vermesi gerekiyor. 22 Temmuz’dan sonra belirli bir projemiz vardı. Çeşitli nedenlerle aksamaya uğradı. Üzerinde çalışılmıştı ancak ’işte bu bizim anayasa önerimiz’dir şekline gelmiş değildi.

* Neden kesintiye uğradı?

Türkiye olağanüstü dönemler yaşadı. Partimizle ilgili bir kapatma davası açıldı. Birtakım darbe çalışmalarına yönelik kanıtlar, belgeler ortaya döküldü. Başka konular gündeme geldi. Birgün Ergenekon, bir gün başka operasyon. Ortam çok müsait gözükmedi. Ancak sonuçta bu Meclis milleti temsil ediyor. Yasa çıkartıyorsa, bütçe onaylıyorsa buna benzer bütün işlemleri yapar. Bu Meclis sınırlı ehliyetli değil tam ehliyetli bir Meclis’tir. Kimsenin vesayetine ihtiyacı yok. Ancak Anayasa’da daha büyük ölçeklerde bir teklif hazırlayıp getirmenin zorluğunu zaman açısından da çok uygun görmedik.

* Muhalefetin eleştirilerine ne diyorsunuz peki?

Muhalefet eleştiriyor, ne söylüyor? Hiçbir şey söylemiyor. Rejim alt üst olacak, Türkiye zarar görecek. Bunun dışında katkı sağlayacak eleştiri anlamında saygı duyacağınız, değerlendirmeye alacağınız bir eleştiri kategorisi yok. HSYK’nın şimdiki oluşumuyla bizim hazırladığımız tekliftekini kıyaslasınlar. Objektif bakanlar, getirilen teklifin şimdiki düzenlemeden çok daha objektif ve demokratik olduğunun altını çizeceklerdir.

* Parti tüzüğü ve programının değiştirilmesiyle faşist partilerin kurulabileceği, ’Kürdistan’ taahhüdü verileceği iddiaları var...

Hiç kimse korkmasın. Kimse hak ve özgürlüklerin kullanılmasından zarar görmez. Sınırlandırılmasından görür. Hak ve özgürlükleri alabildiğine kullanmanın yolunu açarsanız, insanlar tercihlerini ortaya koyar. Siyasilerin fikirlerini pazarlayacağı ortam halktır. Halk tercih ederse o büyüyecek, etmezse küçülecek. Elbette ki bütün faaliyetlerde kırmızı alanlar vardır. Bunlar ülkenin birliği bütünlüğü, cumhuriyetin nitelikleridir. Her siyasi parti bu kırmızı alanlara riayet edecek.

* Tartışmalı bir diğer madde de parti kapatma düzenlemesi...

Şimdi rahmetli Menderes’in odasındayız. Türkiye’nin siyasi tarihinin yüz karası olaylardan bir tanesi. Tarihimizi biz elbette sorgulamalıyız. Sorgulanmasından ibret alınır ama bir intikam alma anlamında tarihi irdelememeliyiz. Biz gerçek kişilere idam cezasını kaldırdık. Ama tüzel kişi yani siyasi partilerin idamı devam ediyor. Onun kapatılması bir anlamda idam edilmesidir. Kişisel kanaatim parti kapatmalarını mevzuatımızdan çıkarmak lazım. Partilerde yönetici, üye olarak yasaların suç olarak tanımladığı eylemi icra eden varsa cezalandırılır zaten. Siz tüzel kişiliği idam ediyorsunuz Türkiye’nin bu ayıptan kurtulması lazım.

* Sayın Baykal’ın sadece üç maddeyi referanduma götürme önerisini dikkate alacak mısınız?

Mantığı yok. Bu değişikliği demokratikleşme yolunda Türkiye’nin hamleleri olarak görmek gerekiyor. Sayın Baykal bana göre manevra yapıyor. Anayasa değişikliğiyle ilgili başından beri sergilediği tutumun tutarsız olduğunun yeni farkına varabildi, manevra yapıyor.

* Sayın Cumhurbaşkanı’na da bir çağrı yaptı...

Biraz da devletin işleyişini zorlayarak, yasama, yürütme, parlamento, Cumhurbaşkanı’nın konumunun farklılığını da gözetmeden yapılmış bir çağrı. İçeriği tartışabilir ama muhatap olarak Cumhurbaşkanı’na yönlendiriliyor olmasını çok şık buluyor değilim. Cumhurbaşkanı’ndan bundan birkaç ay sonra takdir edeceği bir konuyla ilgili beyan beklenebilir mi? Siyasi teamüllere aykırı bir kere.

Protokolde milletvekili validen sonra olmamalı

* 30 Ağustos’a gelelim. Sözleriniz büyük eleştiri aldı?

Ben çok doğru bir şey söyledim. Cevap vermeye kalkışanların hepsi yanlış anladı. Ayağa kalkıyoruz değil de asıl ’Dikkat’ çekilmesini eleştirdim. Dikkat çekmek, herkes vaziyet alsın demektir. Hidoprom’u da kast etmedim. Ben ne Genelkurmay Başkanı’nı ne de ordumuzu küçümsüyorum. Bunlar ayrı konular. Demek istediğim devletin bir protokolü var. Onu dikkate aldığınız zaman bir numara Cumhurbaşkanı, iki numarada Meclis Başkanı, üç numarada Başbakan var. Genelkurmay Başkanı, Başbakan’a bağlı. Ama 30 Ağustos’da törende Meclis Başkanı Genelkurmay Başkanı’nın önünden geçmiyor mu? Niye geçsin?

* Öyle diyorsunuz da, zafer bayramı askerlerle, 23 Nisan TBMM kurulduğu için Meclis’le özdeş sayılır. 29 Ekim Köşk’te kutlanır. Bunlar gelenek değil mi? Niye bu kadar önemli?

’Gelenektir, askerler kutlasın’ mı demek istiyorsunuz? Asker yapıyorsa Cumhurbaşkanı başkomutan, o yapsın o zaman. Kimse bunu başka yerlere çekmesin. ’Askere söyleyemediğini böyle söylüyor’ falan demesin. Ben diyorum ki; bu şekil, görüntü bizim protokol düzenimize uymuyor. ’Uymuyor ama böyle olsun’ diyorlarsa sorunum yok. Genelkurmay Başkanı’na da bir eleştirim yok.

* Emekli askerler sizi epeyce eleştirdi.

Bizim ordumuzun avukatı emekli askerler mi, işlerine baksınlar. Onlara ne oluyor? İki de bir askerle ilgili herhangi bir görüş beyan ettiğimizde emekliler bir yerden çıkıyor. İşlerine baksınlar. Benim muhatabım da değiller.

* Askerler gelince ayağa kalkıyoruz diyorsunuz ama cumhurbaşkanı gelince, siz gelince de nezaketen ayağa kalkıyoruz...

Ayağa kalkılması değil ayakta beklenmesi anlamında söyledim. Üst astı tebrik etmez. Yok böyle bir şey. Devletin geleneği bu. Bundan da kimsenin tahkir edildiği, küçümsendiği anlamı çıkmaz. Bu protokol görüntüsü benim anladığım resmi protokole uymuyor. Nezaketen ayağa kalkmak apayrı, protokol olarak apayrı. Ayrıca bende siz gelirken, küçük çocuklar gelirken de ayağa kalkarım. Sayın Başbuğ gelse de ayağa kalkarım, yok öyle bir şey.

* Başka protokol hataları var mı gözüne çarpan?

İllerde yaşanıyor. Milletvekillerinin protokol sırasında bir yanlışlık var. Çok geriye itilmiş. Diyelim ki illerde vali Cumhurbaşkanı’nı temsil ediyorsa yanında milletvekili olması lazım.

* Belediye başkanı da seçilmiş ama...

O yerel seçilmiş, o genel seçilmiş. Yer değiştirebilirler. Fazla takılıyor değilim bu konulara. Gündemin bu kadar yoğun olduğu günlerde protokolle uğraşacak halim yok. Başka sorun yok mu diyenler olabilir ama şekil de önemli. Dış ülkelerde de karşılamalarda siz kaç adım atacaksınız bunlar hesaplanmıştır. Ülkemizde de benzer uygulamaları yapsa, netleştirse, herkesin pozisyonuna uygun olarak belirlese iyi olur diye düşünüyorum.

* Askerle gerginlik görüntüsü varken bunları söyleminiz ilginç belki

Niye aramızda gerginlik olsun. Söylemiyorum ama beni çok kişi tebrik etti.

Demokratik açılıma BDP katkı vermedi

* Açılımın son durumu nedir?

Süreç 2009’da başladı. Dünya şartları uygundu. Hep birlikte yapalım dedik. Ama bunu derken elimizde sihirli değnek yoktu. Kimin aklında ne fikir kırıntısı varsa paylaşalım dedik. Sorunun çözüm noktasında en önemli katkıyı o zaman DTP’nin şimdiki BDP’nin vermesi gerekiyordu. Ama maalesef beklenen katkıyı veremediler. Her defasında yanlış adres gösterdiler.

Türkiye’nin bu önemli sorununu çözme noktasında muhatabımız millettir. Ne terör örgütü, ne terörist başı, Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin de, her hangi bir kamu idaresinin veya kişinin de muhatabı olamaz. Altını çizerek söylüyoruz. Ama terörden beslenenler, bundan nemalananlar bu sorunun bitmesini istemiyorlar. Doğu ve güneydoğu’da ise bizim içtenliğimiz kavranmış durumda.

TARİHİ ODADA KONUŞTU

Bakan Yazıcı ile eski Başbakanlardan Adnan Menderes’in odasında konuştuk. Ulus’ta 1925 yılından 1948 yılına kadar Başbakanlık binası olarak kullanılan tarihi bina, 1990’lı yıllara kadar da Maliye Bakanlığı olarak kullanıldı. Şu anda binayı kullanan Gümrük Müsteşarlığı, Eskişehir Yolu üzerinde TOKİ tarafından yaptırılan yeni hizmet binası tamamlandığında taşınacak. Vatan

Perde Arkası Haberleri