YÖK Başkanına tepki

Ankara ve İstanbul Baro Başkanları YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'a tepki gösterdi

Ankara ve İstanbul Baro Başkanları, YÖK Başkanlığı ve siyasi iktidar yetkililerinin açıklamaların, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı ve öğrenciler hakkında ceza ve disiplin soruşturması açılması yönünde bir baskı ve dayatma olduğu iddiasında bulundular.

 

İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal ve Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, Ankara Barosu Kültür ve Eğitim Merkezi'nde düzenledikleri basın toplantısında, üniversitelerde son zamanlarda meydana gelen öğrenci protestoları ile ilgili ortak bir açıklama yaptı.

 

Kocasakal, emniyet güçlerinin, siyasi iktidarı protesto eden üniversite öğrencilerine karşı şiddet boyutuna varan ölçüsüz güç kullanmasının demokrasi adına kaygıyla ve tepkiyle izlendiğini ifade ederek, ''Siyasi iktidarın, üniversite yöneticilerine karşı bir demokraside kabulü mümkün olmayacak şekilde açıkça saldırıya geçtiğini'' öne sürdü.

 

YÖK Başkanlığının, üniversite özerkliğine ve özgür düşünceye tahammülü olmadığının anlaşıldığını savunan Kocasakal, şu görüşleri dile getirdi:

 

''Bugün Türkiye'de yaşananlar, sivil dikta uygulamalarıdır. Türkiye, hukuk devleti olmaktan hızla uzaklaşmaktadır. Demokrasilerde protesto, toplantı, gösteri ve yürüyüş hakkı, ifade özgürlüğünün vazgeçilmez koşuludur. Siyasi iktidarın bu haklara saygı duyması ve hoşgörü göstermesi zorunludur. İstanbul'da Dolmabahçe'de ve Ankara'da Siyasal Bilgiler Fakültesinde yaşanan olaylarda, gösteri hakkını kullanmak isteyen öğrencilerin şehir girişlerinde durdurulması, otobüslere hapsedilmesi, seyahat özgürlüğünün, suç teşkil edecek şekilde dayanaksız ve keyfi şekilde sınırlandırılmasıdır. Polisin, protesto haklarını kullanmak isteyen öğrencilere karşı ölçüsüz güç kullanması, öğrencileri dövmesi, kasten yaralama suçuna vücut vermiştir. Bu dayak sırasında bir öğrencinin çocuğunu düşürmesi ise uygulanan gücün şiddetinin ve ölçüsüzlüğünün en açık kanıtıdır.''

 

''BASKI VE DAYATMADIR''

 

Ortak basın açıklamasının son bölümünü de Metin Feyzioğlu okudu.

 

Hükümetin olaylarla ilgili açıklamasını eleştiren Feyzioğlu, ''YÖK Başkanlığı ve siyasi iktidar yetkililerince yapılan açıklamalar, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı ve öğrenciler hakkında ceza ve disiplin soruşturması açılması yönünde bir baskı ve dayatmadır'' ifadesini kullandı.

 

Olaylar karşısında takınılan tutumla ilgili ''totaliter devlet'' nitelemesini kullanan ve Siyasal Bilgiler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Celal Göle'nin görevden el çektirileceği duyumunu aldıklarını ifade eden Feyzioğlu, şunları ifade etti:

 

''Biz, Ankara ve İstanbul Baroları olarak demokrasiyi hedef alan bu uygulamaları şiddetle kınıyor, üniversite yönetimlerinin ve demokratik protesto hakkını, hukuka uygun biçimde kullanan öğrencilerin yanında olacağımızı, faşizm boyutlarına ulaşan hukuksuzlukların karşısında kararlılıkla duracağımızı ve süreci büyük bir 'titizlik'le izlemeye devam edeceğimizi kamuoyunun bilgisine saygı ve kaygıyla sunuyoruz.''

 

SBF'de protesto eyleminin gerçekleştiği etkinliğin dekanlık değil, öğrenciler tarafından düzenlediğini, bu nedenle dekanlığın herhangi bir sorumluluğu bulunmadığını kaydeden Feyzioğlu, Göle'nin görevden el çektirilmesi halinde, ''2. Siyasal Bilgiler Fakültesi Vakası'' yaşanacağını söyledi.

 

1952 yılında babası, dönemin SBF Dekanı Prof. Dr. Turan Feyzioğlu'nun ''Nabza göre şerbet veren münevverlerden olmayın'' sözü üzerine dönemin Milli Eğitim Bakanı tarafından görevden alındığını hatırlatan Metin Feyzioğlu, ''Celal Göle görevden alınırsa bu 2. Siyasal Bilgiler vakası olur ki çok büyük bir olaydır. Bu üniversitelerdeki bilimsel özgürlüğün, hür düşüncenin yok edilmesi teşebbüsü olur'' görüşünü dile getirdi.

 

Ankara Barosu Başkanı Metin Feyzioğlu, basın toplantısında dün akşam ailesiyle Çayyolu Park Caddesi'nde bir restoranda yediği akşam yemeği sırasında yaşadığı olayı da gazetecilere aktardı.

 

Restoranda, Ankara Emniyet Müdürlüğü Çocuk Şubesi'nden olduklarını öğrendiği emniyet yetkililerinin müşterilerin kimliklerini topladıklarını anlatan Feyzioğlu, daha sonra 18 yaşından küçük çocukların ailelerinin yanında bulunmasının kabahat suçu teşkil ettiği gerekçesiyle tutanak tutulduğunu öne sürdü.

 

Olaya müdahil olduğu için Çocuk Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alınmakla tehdit edildiğini de ileri süren Feyzioğlu, ''Orada haklarında tutanak tutulan çocukların yaşadığı travmanın bedelini bugün kim ödeyecek? Bize, hayat tarzımıza, özel hayatımıza girilmeme garantisini anayasa veriyor ama kim gerçekten garanti edecek?'' diye konuştu. (A.A.)

 

Eğitim Haberleri