12 Eylülcülere sorular...

xxx23

Bir yanda, Hrant Dink’in anonslu bir cinayete kurban gitmesine, AİHM’e yazdığı savunmada neredeyse “oh oldu” diyen Dışişleri Bakanlığı’nda bir grup bürokrat var…

 

Öte yanda, Sümela Manastırı’nı 88 yıl sonra, Hıristiyan âleminde “Meryem Ana’nın göğe yükseliş günü” olarak kabul edilen ve kutsal sayılan bu günde ilk kez Rusya Federasyonu’ndan, Yunanistan’dan, Gürcistan’dan, ABD’den ve Türkiye’nin çeşitli kentlerinden gelen çok sayıdaki Ortodoks Hıristiyan’ın katıldığı ve Fener Rum Patriği Bartholomeos’un yönettiği ayine açan Kültür ve Turizm Bakanı var…

 

***

 

Bir yanda askeri bürokrasi atamalarında yetki kullanan Cumhurbaşkanı ve Başbakan var…

 

Diğer yanda Hantepe’deki Heron skandalını soran gaziye “o videonun koordinatları başka yerden alınmış” diye üfüren bir Savunma Bakanı var…

 

***

 

Bir yanda hükümetle “toplu görüşmeye” oturan memur sendikaları var…

 

Ama diğer yanda 12 Eylül’ün koyduğu ve şimdiki anayasa paketinde kaldırılmaya çalışılan kamu personelinin elini kolunu bağlayan “toplu sözleşme” yasağı var…

 

Kısacası...

 

İçinde ahengi olmayan, bir yüzü ileriye, diğer yüzü ise geriye bakan, asıl büyük kavgayı kendi içinde veren garip bir devlet yapılanmasından ağır derecede mustaribiz...

 

***

 

Ben, AİHM’e, beni utandıracak yüz karası bir savunma vermeyen…

 

İnsanlarına din, ırk ve mezhep ayrımı yapmayan…

 

Askeri personel ile diğer kamu çalışanları arasında hiçbir fark bırakmayan…

 

Ordu kurumunu denetlemek yerine şehit ailesine palavra sıkmayan...

 

Kamu kesiminin yarattığı değer karşılığı kadar hak talep ettiği, lokavt ve grevin geçerli bir hak olarak kullanıldığı bir demokratik toplu sözleşme düzenine erişmiş bir devlet istiyorum…

 

Bundan taviz vermeyen tutarlı bir hükümet istiyorum…

 

Bunun yolu nedir?

 

***

 

12 Eylülcülere göre AK Parti’yi devirmektir…

 

Bana göre 12 Eylül rejimini berhava etmektir.

 

Bu nedenle...

 

Oylanacak olan anayasa paketini ben “yetersiz, sınırlı, ürkek” ama 12 Eylül rejimine yönelik bir ayar olarak görüyorum ve bu adımın daha radikal bir değişim ateşini yakacağını düşünüyorum…

 

12 Eylülcüler ise referandumu AK Parti nefretini dindirecek bir arena olarak algılıyor…

 

***

 

Unutmayın…

 

12 Eylül darbesinde;

 

650 bin kişi gözaltına alındı.

 

1 milyon 683 bin kişi fişlendi.

 

Açılan 210 bin davada 230 bin kişi yargılandı.

 

7 bin kişi için idam cezası istendi.

 

517 kişiye idam cezası verildi.

 

Haklarında idam cezası verilenlerden 50’si asıldı.

 

İdamları istenen 259 kişinin dosyası Meclis’e gönderildi.

 

71 bin kişi TCK’nin 141, 142 ve 163. maddelerinden yargılandı.

 

98 bin 404 kişi örgüt üyesi olmak suçundan yargılandı.

 

388 bin kişiye pasaport verilmedi.

 

30 bin kişi sakıncalı olduğu için işten atıldı.

 

14 bin kişi yurttaşlıktan çıkarıldı.

 

30 bin kişi siyasi mülteci olarak yurtdışına gitti.

 

300 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

 

171 kişinin işkenceden öldüğü belgelendi.

 

937 film sakıncalı bulunduğu için yasaklandı.

 

23 bin 677 derneğin faaliyeti durduruldu.

 

3 bin 854 öğretmen, üniversitede görevli 120 öğretim üyesi ve 47 hâkimin işine son verildi.

 

400 gazeteci için toplam 4 bin yıl hapis cezası istendi.

 

Gazetecilere 3 bin 315 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

 

31 gazeteci cezaevine girdi.

 

300 gazeteci saldırıya uğradı.

 

3 gazeteci silahla öldürüldü.

 

Gazeteler 300 gün yayın yapamadı.

 

13 büyük gazete için 303 dava açıldı.

 

39 ton gazete ve dergi imha edildi.

 

Cezaevlerinde toplam 299 kişi yaşamını yitirdi.

 

144 kişi kuşkulu bir şekilde öldü.

 

14 kişi açlık grevinde öldü.

 

16 kişi -kaçarken- vuruldu.

 

95 kişi -çatışmada- öldü.

 

73 kişiye -doğal ölüm raporu- verildi.

 

43 kişinin -intihar ettiği- bildirildi.

 

Askeri rejimin bize bıraktığı ağır miras bu…

 

Referandumda AK Parti karşıtlığı yapmaya kalkışılırken, nispi özgürlükler getiren ve 12 Eylül rejimini hafiften budayan pakete “hayır” demek, yukarıdaki kara bilançoya ve dolayısıyla 12 Eylül rejimine “evet” demek değil mi?

 

Otuz yıldır bu siyaset kurumu sayesinde bizi kuşatan ve bunaltan bu askeri zihniyete meydan okumanın yolu köklü bir rejim değişiminden mi geçiyor yoksa AK Parti’yi yıkmaktan mı?

 

AK Parti’yi yıkmaktan geçtiğini düşünüyorsanız, 12 Eylül rejimini tuz buz edeceğini söyleyen ve bunu yerine getireceğini söyleyen bir alternatif aday var mı?

 

Var ise hep beraber peşine takılalım…