51 YIL SONRA…

Ramazan KERPETEN

Bugün 23 Mart 2011.

Bir asra damgasını vurmuş olan,

Bu sebeple de ‘Asrın Adamı’ anlamında Bediüzzaman demişti ona, cümle alem…

Evet, bundan tam 51 yıl önce,

Yani 23 Mart 1960 yılında Şanlıurfa'da hayata gözlerini yummuştu, Bediüzzaman Said'i Nursi Hazretleri…

Bir iktisat, kanaat ve tevekkülle geçen müstesna bir ömrün hitamında Bediüzzaman Hazretleri, 23 Mart 1960 günü Urfa'daki bir otel odasında, sabaha karşı ebedî âleme göç etmişti.

Sabah olunca, önce doktor, ardından koltuğunun altında bir sürü dosya, kâğıt ve matbu evrakla gelmişti tereke hâkimi. Bürokratik teamülleri bütün incelikleri ile işleten hâkim, Zübeyir Gündüzalp'in de yardımıyla Bediüzzaman'dan kalan eşyayı ve emvâli tespite başlar:

“Saat, cübbe, seccade, sarık, birkaç parça eski çamaşır, çaydanlık, bardak, kap-kacak ve onbeş lira madenî para.”

Hepsi bir sepete sığacak kadar dünyalık mal. Tereke Hâkimi şaşkınlık içinde sormuştu:

“Hepsi bu kadar mı?!”

Hayatının büyük kısmında onun yakın hizmetinde bulunan ve onun birçok ahvaline vakıf olan Zübeyir Gündüzalp Bey'in cevabı çok netti:

“Daha ne olsun ki?!”

Evet; ömrünü bir milletin ahiretinin selametine adamış birisinin geriye maddi olarak neyi kalsın ki? O bir asrın ruhuna sahipti, ama dünyalığı anca bu kadardı işte..

Evet O;

Ömrünü, bir milletin imanının, geleceğinin ve dahi ahiretinin kurtuluşuna adamıştı.

Bunun için de bırakın bir ömrü, bir hayatı feda etmeyi,

sonsuz bir hayatı ve mutluluğu bile fedaya hazırdı.

Tarihçe-yi Hayat isimli eserindeki, "Isparta Hayatı" kısmında aynen şöyle sesleniyordu:

“Ben cemiyetin iman selâmeti yolunda âhiretimi de feda ettim.

Gözümde ne Cennet sevdası ne Cehennem korkusu var. Cemiyetin yirmi beş milyon (Türkiye'nin o günkü nüfusu) Türk cemiyetinin imanı namına bir Said değil, bin Said feda olsun.

Kur'an'ımız yeryüzünde cemaatsiz kalırsa Cennet'i de istemem. Orası bana zindan olur.

Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem'in alevleri içinde yanmaya razıyım. Çünkü vücudum yanarken gönlüm gül gülistan olur." 

O Asrın Adamı,

Sadece içinde bulunduğu toprakların, Anadolu’nun değil,

Osmanlı coğrafyasındaki bütün insanların kurtuluşu için,

Bütün İslam Âleminin kurtuluşu ve saadeti için çırpınmıştı.

1.Dünya Savaşı yıllarında Teşkilat-ı Mahsusa ile İslam Alemi’ni dolaştığı ve düşmanlara, istilacılara karşı ortak hareket edilmesi için halka çağrıda, tebliğde bulunduğu rivayet edilir..

O dönemlerde Ruslara esir de düşmüştür.

Asrın Adamı, sadece o zamandaki inananların derdiyle değil, kendisiyle onlarca yıl sonra geleceklerin bile derdini çekiyordu. Gelecekteki/ yani şu son günlerde yaşanan hercümerçlere işaret ediyordu şu hatırasında:

Bediüzzaman İstanbul’dan Van’a gitmek üzere yola çıktığında,

Batum yoluyla Van’a giderken Tiflis’e uğradığında,

Tiflis’te Şeyh San’an tepesine çıkar. Dikkatle etrafı temaşa ederken yanına bir Rus Polisi gelir ve sorar:

“Niye böyle dikkat ediyorsun?”

Bediüzzaman der:

“Medresemin plânını yapıyorum.”

O der:

“Nerelisin?”

Bediüzzaman:

“Bitlisliyim.”

Rus polisi:

“Bu, Tiflis’dir!”

Bediüzzaman:

“Bitlis, Tiflis, birbirinin kardeşidir.”

Rus polisi: “Ne demek?”

Bediüzzaman:

“Asya’da, âlem-i İslâm’da üç nur, birbiri arkasından inkişafa başlıyor. Sizde birbiri üstünde üç zulmet inkişafa başlayacaktır. Şu perde-i müstebidane yırtılacak, takallüs edecek. Ben de gelip burada medresemi yapacağım.”

Rus polisi:

“Heyhat! Şaşarım senin ümidine.”

Bediüzzaman:

“Ben de şaşarım senin aklına. Bu kışın devamına ihtimal verebilir misin? Her kışın bir baharı, her gecenin bir neharı vardır.”

Rus polisi: “İslâm parça parça olmuş.”

Bediüzzaman:

“Tahsile gitmişler.

İşte Hindistan, İslâm’ın müstaid bir veledidir; İngiliz mekteb-i idadîsinde çalışıyor.

Mısır, İslâm’ın zeki bir mahdumudur; İngiliz mekteb-i mülkiyesinden ders alıyor.

Kafkas ve Türkistan, İslâm’ın iki bahadır oğullarıdır; Rus mekteb-i harbiyesinde talim ediyorlar.

İlâ âhir...

Yahu, şu asilzade evlât, şehadetnamelerini aldıktan sonra,

herbiri bir kıt’a başına geçecek,

muhteşem âdil pederleri olan İslâmiyetin bayrağını âfâk-ı kemâlâtta temevvüc ettirmekle,

kader-i Ezelînin nazarında, feleğin inadına,

nev-i beşerdeki hikmet-i ezeliyenin sırrını ilân edecektir.

Amenna… İnşallah..!

Vefatından günümüze bir yarım asır geçmişken,

Kendisini rahmetle ve saygıyla anıyor…

O’nun işaret ettiği şu günlerde;

bir değişim, bir doğum sancısı yaşayan İslam coğrafyasındaki

Diktatörler ve “Haçlı orduları” arasında kalan o nice masum canlara bir zarar gelmemesi için Mevla’ya yakarmaktayız! (23.03.11)

 

AV. RAMAZAN KERPETEN (www.kerpeten.biz , ramazan@kerpeten.biz )


 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.