Adaletsizlik

Dr. Elif Poyrazlı

Adaletsizlik, başkasına haklı sebep olmadan zarar vermek demektir. Günlük hayatta en basitinden, sırada birinin yerini kaparak öne geçmekten tutun da, belli çıkarlar için başkası hakkında yalan yanlış bilgi vermeye kadar herşey bunun altına girebilir.

Bu bağlamda problem, bir şeyi başkasının haklarını çiğnemekten geri durmayacak kadar çok istemektir.

 

Mesela hep daha fazla kar etmek isteyen bir işveren … Bu hedefe ulaşmak için ürün ve hizmet kalitesini arttırma veya yeni pazarlar bulma yoluna gitmek yerine, ürün kalitesini düşürerek müşterilerin haklarını çiğnemesi veya çalışanlarını fazla çalıştırıp az maaş vermesi tabii ki adaletsizliktir.  

 

Yapılan haksızlıklar, varılmak istenen pozisyonların ve hedeflerin önemi arttıkça ağırlaşır. Müdürlüğe oynayan bir insan, patronlara yakın olmaya çalışabilir, kendinden daha iyi özelliklere sahip insanlar olsun istemez, onları oyun dışı tutmaya çalışır.

 

İyi işler yapmak için insanın yüksek hedeflerinin olması tabii ki güzel bir şeydir. Ancak bu hedeflere ulaşmak için kendini geliştirme, prensipli çalışma, insanların güvenini kazanma yoluna gitmek başkadır; insanları türlü dalaverelerle kandırma ve hedefe ulaşmaya yardım edebileceği düşünülen sözde güç sahiplerine yakın olmaya çalışma yoluna gitmek başkadır.

 

Dünyada güce ulaşmak için güç sahibi insanlara yakınlaşmaya çalışmak ve türlü taşkınlıklar yapmak tabii ki Allah'tan uzaklaşmak demektir, ki aslında O'nun dışında güç yoktur. Eğer güç sahibi birine yakın olmak isteniyorsa, Allah'a yakınlaşmaya çalışılmalıdır.

 

'' Ey İnsanlar! Sizin taşkınlığınız, sırf kendi aleyhinizedir. (Bununla) sadece dünya hayatının yararını elde edersiniz. Sonunda dönüşünüz bizedir. (Biz de) bütün yaptıklarınızı size haber vereceğiz. '' (Yunus suresi, 23)

 

 

Bu hastalıklardan bahsederken hep farkediyorum ki, insanlar kendilerine hiçbirini yakıştırmıyorlar. Hastalığın ilerlemiş safhalarındaki eylemleri düşünüp onları yapmadıkları için kendilerini güvende hissediyorlar veya yaptıkları 'ufak' yanlışları temize çıkarıyorlar 'en azından ben şunu şunu yapmıyorum' diyerek.

 

İslam dünyasındaki genel sorunlarımızdan biri bu aslında. Yani bizden daha kötü durumda olan insanlara bakarak kendimizi iyi hissetme alışkanlığından bahsediyorum. Bizden daha kötü şeyler yapan, daha büyük günahlar işleyen insanlar var oldukça bize sıra gelmez düşüncesi … daha fazlasını ve iyisini yapmaya gerek yok düşüncesi …

 

Müslüman toplumlarda çok görülen ve duyulan örnekler arasında: 'kılık kiyafetime dikkat etmiyorum ama en azından namaz kılıyorum', 'faiz yememeye dikkat edemiyorum ama en azından kimseyi dolandırmıyorum', 'ailemle fazla ilgilenemiyorum ama en azından onlara sadık kalıyorum', 'sigara içiyorum, biraz da büyüklerime karşı asiyim ama en azından içki içmiyorum' … ve daha niceleri.

 

Halbuki bu mantığa göre, bizden daha iyi durumda olan insanların varlığı nasıl sonuçlar doğurur diye de bir düşünmek gerekir.

 

Ama şeytan tabii ki işin o tarafını düşünmemizi istemez. Devamlı bize nasıl iyi bir müslüman olduğumuzu göstermeye çalışır ki aman durumumuzu iyeştirmeye çalışmayalım, daha fazlasını yapmaya kalkmayalım, Allah'ın bize verdiği potansiyeli kullanmayalım. Öyle bir potansiyel ki eğer ister ve gereğini yaparsak resmen 'Allah dostu' seviyesine çıkmamıza bile izin veriyor.

 

Bu sebepten dolayı sürekli bir durum değerlendirmesi yapmak önemli diyoruz. Alışkanlık haline getirerek yanlışlarımızı analiz edip onları düzeltmeye çalışmamız gerekir ki yaşadığımızı ve akıl sahibi olduğumuzu anlayalım, gösterelim. Çünkü ancak yaşayan bir kalpte hareketlilik görülür ve ancak akıl sahibi bir insan hatalarını fark eder ve düzeltme yoluna gider.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (7)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.