Afrika’dan Kayseri’deki Oğluna Kurban Eti Gönderdi

Recep KOÇAK

Başbakan Ahmet Davutoğlu geçtiğimiz günlerde, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin 2014-15 Akademik Yılı açılışında ’Yeni Türkiye Vizyonu ve Medeniyet Tasavvurumuz’ konulu bir ders verdi. Davutoğlu, yeni dönemde üniversitelerde mümkün olduğu kadar daha çok bulunmak, üniversitelerle dertleşmek, halleşmek ve gelecek planlamasını Türkiye’nin en seçkin beyinleriyle yapma iradesini ortaya koyduklarını belirtti.

Samsun’a, sadece Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin başbakanı olarak değil özgürlüğün gelecekteki bekçisi olacak gençliği yetiştiren eğitim kurumları, öğretim üyeleriyle dertleşmek üzere geldiğini söyleyen Davutoğlu, sınıfları, ders salonlarını özlediğini belirtti. Kendi şahsında, varoluşsal olarak hiçbir zaman birbirinden ayıramayan üç ilişki biçimi bildiğini söyleyen Davutoğlu, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Her şey ikame edilir, bu üç ilişki Hazreti Âdem’den beri, insanlığın ilk döneminden bu yana ikame edilmemiştir. Birincisi ebeveynle çocuk arasındaki ilişki, anne, baba arasındaki ilişki, varoluşsal ilişkidir. O ilişki sebebiyle varoluş başlar. İkincisi, hocayla talebe arasındaki ilişki. Gerçek hocayla, gerçek talebe buluştuğunda o ilişkiyi ikame edecek herhangi bir ilişki yoktur. Çünkü bu da zihnin, ruhun, ahlakın varoluşsal zeminini kurar. Bir hoca, öğrencisine baktığında sadece öğrenci görür. Onunla birlikte aslında kendisine intikal eden o büyük birikimin gelecek nesillere intikal etmesinin rüyasını görür. Üçüncüsü hasta, doktor ilişkisi, o da gerçekten -ben de eşimden bizzat gördüğüm- ikame edilemiyor. Gerçek doktor ile hasta buluştuğunda hayat boyu başka ilişki doğuyor. Hiç kimsenin nüfuz edemeyeceği bir ilişki. Bence mesleklerin en şereflisi, en şereflilerinden biri hoca olmaktır, öğretim üyesi olmaktır. Önünüze gelen o ham zihinlerin yoğrulmasını ve onun özgür düşünceyle beslenmesini sağlayacak şekilde bir inşa faaliyeti gerçekleştirilmesidir.”

Dışişleri Bakanı olduğunda, kendisini daha önce öğretim üyesi olarak tanıyan bazı büyükelçilerin ’hocam’ diye hitap ettikten sonra özür dilediklerini hatırlatan Başbakan Ahmet Davutoğlu, "Bir daha bu sebeple özür dilerseniz bana ve değer verdiğim en büyük makama bunu hakaret telakki ederim. Bakanlık geçicidir, hocalık bakidir. Bir insana hocam demek, ölümle ve son nefesle de bitmez. Hala benim görmediğim hocalarım vardır. Açık söyleyeyim, rüyalarımda bazen Gazali ile Hegel ile tartıştığımı hatırlatırım. Doktora tezimi yazarken görmediğim halde onlar benim hocam" diye konuştu.,

2014 Kurban organizasyonu kapsamında gönüllü olarak Çad’a giden ve kesimlere nezaret eden Av. Hüseyin Hasan Palan ile MÜ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyelerinden Abdüssamet Bakkaloğlu’nu Deniz Feneri programında misafir ettim. Hilal TV’de Perşembe akşamları yayınlanan programda konuklarımla hem Çad’ı hem de gönüllülük konusunu ele aldık.

Palan ve Bakkaloğlu ailelerinden, çocuklarından, kendi ülkelerinden uzakta geçirdikleri Kurban bayramını anlatırken gözleri doldu, benim de onlarla birlikte gözlerim yaşardı. Anlatılanlar ülkemiz, Müslümanlar ve insanlık adına güzel şeylerdi.

Hüseyin Bey’in annesi adına Çad’ın bir köyünde Deniz Feneri’ne açtırdığı kuyunun başında nasıl duygulandığını anlatırken yeniden o anın sevincini yaşadığını gördüm. “Annemin adına açtırdığım kuyudan söz etmeyecektim aslında” dediğinde ben, “Teşvik olması için böylesi güzel hayır faaliyetlerinin konuşulmasında fayda görüyorum” karşılığını verdim.

Program biterken konuklarımın anlattığı son Çad hatırası çok etkileyici ve izleyenleri de stüdyoda oluşan duygusal atmosfere dâhil edecek cinstendi: Deniz Feneri’nin Çad’da birlikte iş yaptığı yardım kuruluşunun yetkilisi Yahya Bey’in oğlu Kayseri Uluslararası İmam Hatip Lisesi’nde okuyormuş. Annesi bayramın birinci günü Çad’dan oğluna telefon ederek, ‘Orada kurban kesildi mi?’ diye sormuş. Delikanlı, ‘Görmedim anne’ demiş. Anne, ‘Oğlum sen kurban eti yemedin mi?’ diye tekrar sormuş, yemediğini öğrenince ertesi gün ekibimize oğluna ulaştırılmak üzere bir miktar kurban etinden yapılmış kavurma göndermiş.

Türkiye’den hayırseverlerin vekâletini Deniz Feneri’ne verdiği ve görevlilerimizin başında durarak kestikleri kurban etlerinden bir miktarı Kayseri’de okuyan Çadlı öğrenciye ulaştırılmış. Anne yüreği böyle bir şey. Tam da Davutoğlu’nun anlattığı cinsten, yerine hiç bir sevginin, ilişkinin ikame edilemeyeceği bir şey. Bu konuyu Deniz Feneri’nin Ramazan ağabeyi İbrahim Uğurlu Bey’e anlattığımda duygulandı, ağladı.

Kurbanlar sadece bir ibadetin yapılması, bir görevin ifası, belki de yıl boyunca hiç et yiyemeyen insanlara et ulaştırmaktan ibaret değil. Kesilen kurbanlarla yürekler ve ülkeler arasında sevgi köprüleri kuruluyor. Kurban vesilesiyle bir ülkeye giden gönüllüler oradaki acil ihtiyaçları tespit ediyorlar. Yardım kuruluşları yeni yeni projeler hayata geçiriyorlar.

2013 Kurban döneminde Fildişi Sahili’ne giden Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Araştırma Görevlisi Huzeyfe Alkan ile Deniz Feneri gönüllüsü Ahmet Delidağ bazı okullarda çocukların Kur’an-ı Kerimleri yapraklara ayırarak okumak zorunda kaldıkları bilgisi ile dönmüştü. Deniz Feneri kısa sürede Fildişi Sahili için 15.500 Kur’an-ı Kerim temin edip söz konusu ülkeye ulaştırdı. Bununla da kalınmadı. Geçtiğimiz günlerde bazı hayırseverlerin desteğiyle Fildişi Sahili’nde okul, cami, idari bina ve sağlık ocağından oluşan bir sosyal yaşam kompleksinin temeli atıldı. Abidjan bölgesindeki okul 2 katlı ve 6 derslikli, cami ve sağlık ocağı ise 400 kişi kapasiteli olacak.

Üçüncü defa kurban görevlisi olarak yurtdışında görev üstlenen İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Abdüssamet Bakkaloğlu, kurbanın vacip olarak tanımlaması bile İmam-ı Azam’ın nasıl büyük bir âlim olduğunun bir göstergesi olsa gerek” dedi.

recep.kocakk@gmail.com

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.