Ağlamalarının sebebi

xxx78

Mucitleri televizyon ekranlarını ve gazete manşetlerini işgal ettiği için son bombayı duymuş olmalısınız: “Türkiye'de bir sivil darbe gerçekleşiyor, Tayyip Erdoğan Putin'leşiyor...” Hemen her gelişmeyi 'komplo' olarak görmeye yarayan bir bakış bu: “Bülent Arınç'ın evinin subay üzerinde çıkan krokisi” dediğinizde, “Sivil darbe malzemesi” diye karşınıza çıkıyorlar.

Tabii 'Ergenekon davası' da, aynı bakışa göre, benzer bir sonuca varmak için kullanılan bir bahane...

Formulün mucitleri “Mazlumlar zâlim oldu” diyorlar ama, ülke üzerine çöken '28 Şubat' (1997) kâbusu günlerinde, “Eh siz öyle yaparsanız, yaptığınıza böyle mukabele ederler” formülünü geliştirmişlerdi.

Yakın geçmişte 'mahalle baskısı' ve “Türkiye Malezyalaşıyor” yaveleri eşliğinde yürütülüyordu benzer bir kampanya; şimdi gönüllü söyleyenler ve yazanlar çıktığı için, terimler ve örnekler değişse de, aynı sonuç yeni formülle alınmaya çalışılıyor.

“Nereden çıktı bu kanaat?” sorusunun tek bir cevabı var: Doğan Grubu'na verilen Maliye cezaları... Sermaye Piyasası Kurulu'nun (SPK) başlattığı hukuki süreç ile RTÜK tarafından açılan 'yanıltma' dosyalarından henüz söz edilmiyor; sözünü ettikleri cezaları Maliye Bakanlığı vermiş olsa da son kararı yargının vereceği de gözlerden uzak tutuluyor.

Denilen şu: Emrindeki bürokratları grubun üzerine saldı bu iktidar, amaç medyayı susturup kendi diktatörlüğünü kurmak... “Bu iktidar son genel seçimde her iki seçmenden birinin oyunu almıştı” dediğinizde verdikleri cevap da hazır: “Hitler ve Mussolini de seçimle iktidara gelmişlerdi.”

Almanya ve İtalya'nın o dönemdeki (1930'lar) durumlarıyla 2010 Türkiyesi, dünyanın o zamanki konjonktürüyle bugünün dünyasında diktatörlüklere bakış ve en önemlisi iktidarın ülkeyi bölgesinde imrenilecek bir ülke haline dönüştürme niyeti hiç hesaba katılmadan yapılmış bu benzetmenin birileri üzerinde yine de etkisi oluyor.

Aynı birileri “Türkiye Malezyalaşıyor” tespitinden de 'mahalle baskısı' ile kıblemizin değişeceğinden de etkilenmişlerdi. 'Eksen kayması' tartışması da en çok aynı tiplerin ilgisini çekmişti.

O tiplerin Türkiye ve insanı hakkında bu tür yanlış bakışlara sahip olmaları hiç şaşırtıcı değil. Vaktiyle savunucusu oldukları görüşleri iktidara taşımak için kestirme formülleri vardı bunların: Birkaç kışkırtıcı eylemle hareketlendirilecek kitleler ayaklanacak, burjuva devletini yıkıp proleterya diktatörlüğünü kuracaklardı. Şimdi de, Tayyip Erdoğan ve arkadaşlarının benzer kestirmeci formüllerle kendi diktatörlüklerini kuracaklarına ve ülkeyi 'Malezyalaştırıp' herkes üzerinde 'mahalle baskısı' uygulayacaklarına inanıyor ve her yeni gelişmeyi 'irticanın ayak sesleri' olarak değerlendiriyorlar.

Demokrasi yolunda atılan adımları tersine yorumlayarak kendilerini gülünç duruma düşürdüklerini fark etmiyorlar bile.

Hani mucitlerin bu tür formülleri mahçup ifadelerle yazdıkları Ak Parti iktidarının ilk günlerinde koparsalardı şimdiki yaygarayı, etkileme alanları daha geniş olabilirdi; bir iktidarın yedinci yılında “Bunların esas amacı diktatörlük” dediklerinde, kopartılan yaygaranın altında 'çıkarları zedelenen' küçük bir azınlığın sesini hemen ayırt edebiliyor insanlar...

Eskiden, halktan aldığı oylara ihanet etmeleri pahasına siyasileri öne sürerek o bir avuç azınlık kullanırdı iktidarı; koalisyonlar kurar, bakanlar atar, başbakanlarla 'al gülüm – ver gülüm' pazarlıkları yaparlardı. İtiraz etmeye başlayan siyasilere karşı 'asker' kartını oynayanlar da aynı azınlıktı; öyle dönemlerde Genelkurmay Başkanlığı'nı ağlama duvarına çevirdiklerini sadece Özden Örnek'in anılarından değil, Kenan Evren'in anlattıklarından da biliyoruz.