Ahmet Hakan'ın yedi yıl önce işlediği 'halt'!

xxx357

Bakınız; birileri hâlâ şunun farkında değil.. Başbakan Erdoğan, Aydın Doğan'a “Almanya Deniz Feneri davasını neden haber yapıyorsunuz?” demiyor.

Yine Erdoğan, Doğan'a “Almanya'daki dernek yöneticileri kesinlikle suçsuzdur” da demiyor.

Ya ne diyor? Diyor ki: “Siz bu davayı bir yıldır görmediniz. Ne zamanki ranta dayalı talepleriniz tarafımdan reddedildi, işte o zaman görmeye başladınız..”

Başbakan Erdoğan'ı bu kadar öfkelendiren en önemli haber ise Doğan grubu gazetelerinde “Paralar Erdoğan'a elden teslim edildi” şeklindeki haberlerdir.

Tamam, Ergenekon davasında bazı tutuklular hakkında da aynı “infaz” metotları tatbik edilmişti.

Oysa bu tutuklular hakkında sadece iddialar yazılıp çizilmeli ve gazete manşetlerinde ve köşe yazılarında “İşte kasanın başındaki adam” diye sanki kesinleşmiş bir durum varmış gibi yazılmamalıydı.

Bu konuda hem ben müsterihim hem de gazetemin müsterih olduğunu düşünüyorum; kaldı ki “arşivimiz” ortada, isteyen bakabilir.

Bu son olayda iş öylesine şirazesinden çıktı ve Erdoğan'ın kişiliğine öylesine hakaret edildi ki Başbakan'ın buna sessiz kalması elbette beklenemezdi.

Hem medyadaki nüfuzunu kullanıp iktidarı tehdit etmek suretiyle rant üstüne rant elde etmeye çalışacaksınız hem de “Paralar Başbakan'a gitti..” diyerek ithamdan öte infaz metodunu uygulayacaksınız.

Müsaade edelim de Başbakan'ın da söyleyeceği bir şeyler olsun..

Ama haydi Doğan'ın bazı “kalemşorlarını” anladık, hakaret onların “mümeyyiz vasfıdır”; peki Ahmet Hakan'a ne oluyor?

Bu “yargısız infazların” ya da “insafsız yargıların” bir mağduru da zamanında Hakan değil miydi?

Ve bu mağduriyete uğratanların başında Hürriyet ve Cumhuriyet gazetesi gelmiyor muydu?

Bugün Ahmet Hakan kalkıyor, bir Başbakan'a tam manasıyla çirkin bir üslupla yazı kaleme alıyor. (Hürriyet, 8 Eylül 2008)

“Sen” diye hitap ediyor, “zalim” diyor, “Putin'le iş bitiriyor” diyor, “çapı düşük” diyor, diyor da diyor.

“Putin'le iş bitiriyor” derken elinde herhangi bir belge var mı? Yok..

Tabii bunu “patronu” Aydın Doğan'a atfen söylüyor.

Peki Doğan'ın her dediği ya da Hürriyet'in her yazdığı doğru mudur?

Şayet doğru ise, örneğin 23 Ekim 2001 tarihinde Milliyet gazetesinde Ahmet Hakan'a yönelik “İskele Sancak cepler dolacak”, “Ahmet Hakan paraları lüplemiş”, “Ahmet Hakan Coştu” gibi manşetler de doğruydu(!)

Şu “pis” tesadüfe bakınız ki, yedi yıl önce Kanal 7'de İskele Sancak'ı sunan Ahmet Hakan'a “giydirenler” Hakan'a vurmakla kalmıyor, Hakan üzerinden İskele Sancak'a, İskele Sancak üzerinden de sırf yeni parti kurmuş olan Tayyip Erdoğan'ın özgürlük mücadelesini desteklediği için Kanal 7'ye vuruyordu.

O gün Hakan “Milliyet yazıyorsa doğrudur” mu diyordu, yoksa haysiyetini beş paralık etmeye çalışanlara karşı hakkını savunmaya mı çalışıyordu?

Bugün aynı patrondan maaş alan Necati Doğru o dönemde Cumhuriyet'te yazarken 25 Ekim 2001 tarihli köşe yazısında bakınız Hakan'a nasıl “yükleniyor”:

“Dinci kesimin Arap sakallı, yeşil kadife kılıklı tüccar gazetecisi Ahmet Hakan dini kullanarak malı götürmüş”.

Evet Sayın Hakan, bunları yazarken “Bak, sen de götürmüşsün..” demiyorum; demiyorum çünkü suçlu olmadığınız sabit olmuştu.

Sadece diyorum ki: “Bak, senin için de yedi yıl önce aynı hakaretler ediliyor ve aynı tarzda infaz yapılıyordu”.

Bunları yazanlar bugün de aynı kişiler, aynı gazeteler, infaza maruz kalan da aynı kurum, yani Kanal 7..

Ha, bu yedi yılda değişen bir şey var; o da bu grubun karşısında artık kendisinden şantajla para kopartılan bir başbakan yok.

Buna karşılık, yedi yıl önce size ve sizin üzerinizden Kanal 7'ye, Kanal 7 üzerinden Erdoğan'a yönelik yapılan haberlerle, bugün Deniz Feneri üzerinden Erdoğan'a yönelik yapılan haberlerde bir “benzer” durum daha var; o da şu:

Hani 23 Ekim 2001 tarihinde Milliyet'te “İskele Sancak cepler dolacak” üst başlıklı bir haber ve bu haberin içinde de “Ahmet Hakan belediyeyi 1,5 trilyon dolandırdı” cümlesi vardı ya..

Ve bugün de yine aynı Milliyet'te 15 Eylül 2008 tarihinde “Zekeriya Karaman belediyeyi dolandırmış hem de yardım paralarıyla..” diye bir haber var ya..

Şimdi sıkı durun; işte bu iki haberi yazan gazete aynı gazete yani Milliyet; haberde imzası olan muhabir de aynı muhabir yani Şenol Demirci..

Evet Ahmet Hakan kardeşim, bu işler işte böyle işler ve Doğan Grubu'nda habercilik maalesef böyle “işler”.

Bu işler öyle aynı gazetedeki “refikiniz” Yılmaz Özdil'in yaptığı gibi, Zahid Akman “ak”ını ve Zekariya Karaman'ın “kara”sını almak suretiyle kelime oyunu yapıp “Ak kara belli olacak” demekle olmuyor.

İş kelime oyununa kalırsa çıkıp ben de “oynarım”.

Misal derim ki: “Yılmaz Özdil'in köşesindeki mailde yozdil@hurriyet.com.tr yazıyor, değil mi?”

Neymiş neymiş? “Yozdil” imiş..

Tabii Özdil'in “dil”i “yoz” mudur değil midir bilmiyorum ama kendisi öyle yazıyorsa bana sadece susmak düşer!