ALO FETVA

Av. Mehmet YALÇINKAYA

Geçtiğimiz hafta Diyanet İşleri Başkanlığı ALO FETVA hattında verilen bir fetva sebebiyle Diyanet İşleri Başkanlığı ve faaliyetleri malum çevreler tarafından insafsızca eleştiriye maruz kaldı. Her olayda olduğu gibi bakış açıları din-diyanet-manevi duygular düşmanlığı üzerine kurulmuş insanların ne söylediklerini pek takip etmedim. Okuyucularıma da kendi ilgi alanları içine girmeyen konularda, “laf olsun torba dolsun” misali konuşanları dikkate almamalarını öneririm.

Diyanet İşleri Başkanlığı belki de kurulduğu günden bu tarafa en parlak dönemini yaşıyor. Başta Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez hocamız olmak üzere, geceli gündüzlü çalışan cefakâr tüm personeli teşekkürü hak ediyor.

Toplumsal sahada kimsenin tahmin etmediği bir şekilde hızla görünen, milletin dertlerini dert edinen, modern sorunlara geleneksel çizgisinden sapmadan güncel çözümler arayan, hayatın içinde yer alan ve bu tavrı süreklilik haline getiren bir Diyanet İşleri Başkanlığımız var. Ne mutlu, ömrü fert ve toplum alanında dini boşluğu nasıl doldurabiliriz derdi ile geçen insanlara…

Bu tartışmalar içerisinde en çok dikkatimi çeken hususların başında ALO FETVA hattının tamamen kaldırılmasını savunan ve iyi niyetinden hiç şüphe etmediğim bazı dostlarımın görüşleri geldi. Sebeplerini incelediğimde gördüm ki ALO FETVA’nın kaldırılmasını isteyen dostlarımızın ortak endişesi, geçen haftaki olayların yaşanacağı korkusunu taşımalarından kaynaklanmakta.

Her insanın dedikleri ile amel etmeye kalkışacak olursak işin içinden hiç çıkamayız.

Diyanet İşleri Başkanlığı dini hususlarda tereddüt yaşayan insanlara yardımcı olmak maksadıyla adına “alo fetva” denilen bir hattı devreye soktu… Böylelikle vatandaşlarımız dini açıdan cevabını merak ettikleri soru ve sorunlarına çözüm olabilecek pratik bir yapıya kavuştular… Teknik anlamda bütün zorluklarına, art niyetli kişilerin işi sulandırma, toplum önünde rencide etme ve linç kampanyalarına malzeme olsun diye yaptıklarına rağmen Alo Fetva Hattı, gerçekten büyük bir ihtiyacı gidermekte.

Ertesi gün basında malzeme yapmak ve İslam düşmanlığına odun taşımak için Diyanet yetkililerini yanıltmayı düşünen kişiler Alo Fetva hattı olmasa da bu emellerine ulaşabilmek için her türlü yolu zaten denemektedirler. Yıllar önce, hem de zamanın Diyanet İşleri Başkanı tarafından verilmiş (fetvanın doğruluğu ve yanlışlığı üzerinde durmadığıma dikkat etmenizi istirham ederim) “Sakız çiğnemek orucu bozmaz” fetvası arkasında o zamanın en önemli sakız üreticisi olan Dandy Sakız ve Şekerleme firmasının olduğu çok sonraları ortaya çıkmıştı.

Asıl mesele, ALO FETVA’nın var olup olmama meselesi değil, sorulan sorulara doğru cevapları ile birlikte “HİKMET” dediğimiz ve Müslümanın yitik malı olduğuna inandığımız gerçekleri de anlatabilmek. Bu anlamda yakinen bildiğim için rahatlıkla söyleyebiliyorum ki, alo fetvada görev yapan din görevlileri üstün bir insanî gayretle bu işi yürütmektedirler. Örnek olsun diye belirtiyorum: İstanbul Müftülüğü’nün sunduğu alo fetva hattında her gün üç erkek ve üç kadın din görevlisi çalışmakta. Ortalama bir kişiye gelen telefon sayısı 100’ün altına düşmemekte. Sadece İstanbul’da sıradan bir günde (soru sayısının Ramazan Ayı başta olmak üzere, dini gün ve gecelerde üç katı kadar artması da işin başka bir yönü) yaklaşık 600 kişi dini konularda çözüm aramak için alo fetvayı kullanmaktadırlar. Böylesine yoğun bir ilgiyle karşılaşılan bir hususu “ihtiyaç yoktur ve din-diyanet düşmanlarına malzeme oluyor” gerekçesi ile kaldırılmasını teklif etmek kimin ekmeğine yağ sürer? Bu sorunun cevabını da siz okuyucularıma bırakıyorum.

Münasebetsiz sorulara nasıl cevap verilmeli? Bu konuda kadim bir dostum (ve meslektaşım) kendi sitesinde şöyle bir yorum yaptı. Hem yoruma katıldığım, hem de bu konuyu aynı minval üzere bir örnekle bitirmek istediğim için izniyle kısa bir alıntı yapıyorum:

“… Mesela adam gazeteci, şu ana dek sadece yedikleriyle “amel” olmuş, asla öğrendiğiyle amel etmek gibi bir derdi tasası yok, sırf hinlik olsun diye soruyor... Karşıdaki din görevlisi zavallı da tufaya gelerek fetvayı veri veriyor… 

Ertesi gün hurraa basında manşet: “Diyanet, nişanlısının şeysinden tutmak caiz değildir, aleviyle evlenilmez, kasaptaki ete soğan doğranmaz, baldız tarafından yoğrulmuş çiğ köftenin eniştesi tarafından tek başına tüketilmesi caiz değildir.” dedi gibi örnekleri bu şekilde uzatmak mümkün, ama sanırım mesele anlaşıldı…

Buradan Diyanet İşleri Başkanına sesleniyorum: Elinizde Hoca Nasrettin’in soyundan hiç kimse kalmadı mı, Allah aşkına? Yoksa bile, onun fıkrasını hizmet içi eğitimle görevlilere aktarsanız olmuyor mu? Her Allah’ın günü, dipten laikçilerin maskarası olmaya çok mu heveslisiniz?

Böylesi tuzak sorularda ne yapıyordu Nasrettin Hoca’mız hatırlayalım isterseniz: Aklı evvelin biri “dur hele, şu hocayı bir işleteyim” diye yöneltmiş soruyu: - Hocam, tuvalette sakız çiğnemek caiz midir? Hoca bu, gelir mi hiç tufaya: - Evladım, caiz olmasına caizdir, ancak içeride ağız şapırdattığını duyanlar başka bir şey yediğini zannedebilir” diyerek, yapıştırıveriyor cevabı...”

Hoca Nasreddin gibi açık sözlü, nüktedan hocalara çok ihtiyacımız var diye düşünüyorum. Tamamını yazamasam da bir örnek vereceğim. İsteyen okuyucularım verdiğim ipucunu takip ederek devamını bir şekilde bulup öğrenebilirler. (Lütfen bu konu için Alo Fetva hattını aramayın.)

İki dönem AK PARTİ milletvekilliği de yapan, nüktedanlığı ile meşhur olan İlahiyattan hocamız Necip Taylan’a, bir CHP milletvekili sorar:

-Sana niye herkes “hoca” diyor? Necip Hoca;

-İlahiyatçıyız biraz, demiş. CHP vekili bunun üzerine dalga geçmek için,

-Siz hocaların eteğini tutarsak cennete girebiliyor muşuz, doğru mu? der.

Necip Hoca’nın verdiği cevap, emin olun Nasreddin Hoca’yı aratmaz.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.