Arap-Kürt intikam savaşını önlemek!

xxx65566

Kuzey Irak yönetimi Başbakanı Neçirvan Barzani'nin Kerkük konusundaki açıklaması, Türkiye'nin “Gazze'den sonra Kerkük'e dikkat” çekmesi, Barack Obama'nın çekilme hazırlıkları ve Barzani yönetiminin “çekilmeyin” talebi ile Iraklı Arapların merkezi yönetim üzerinden Kürt nüfuzunu daraltma girişimleri çerçevesinde binlerce askeri Kerkük ve çevresine yerleştirme girişimleri, hep korkulan etnik çatışmayı yakınlaştırıyor mu?

N. Barzani'nin, “Irak ordusuna ait birliklerin Kerkük yakınlarına kaydırılmasından rahatsız olduklarını, tümü Araplardan oluşan birliklerin Kerkük yakınlarına kaydırılmasının amacının kentin kontrolünü ele geçirmek olduğunu” söylemesi, bir iç çatışma habercisi. Peki olay nedir, önce ona bakalım ve Türkiye'nin bu konuda yapabileceklerini nelerdir?

1- Irak ordusunun 12 tümenine bağlı birlikler iki hafta önce Kerkük'ün kuzeyindeki üslerinden Kerkük yakınlarındaki kasabalara kaydırıldı.

2- Kürt yetkililer, Irak ordu birliklerinin Kerkük yakınlarına kaydırılmasını durdurması için Amerikan ordusuna başvurdu.

3- Barzani yönetimi askeri birliklerin bölgeye kaydırılmasını “kışkırtıcılık” olarak niteledi. Ona göre bu hareket, “bölgenin güvenliğini sağlamaya yönelik” değil, kenti “askeri şekilde” kontrol etmeye yönelik ve bu “asla kabul edilmeyecek.”

4- Irak Savunma Bakanlığı sözcüsü Albay Muhammed el Askeri ise, Kuzey'in itirazına, “Irak ordusunun bütün eyaletlerde bulunma hakkı vardır. Bu ordu, bütün Irak ulusunun ordusudur” şeklinde cevap verdi.

5- K. Irak yönetimi, ABD ordusunun Irak'tan çekilmesinin etnik ve mezhep eksenli çatışmaların önünü açacağını iddia ederek, “terörizm hâlâ varlığını sürdürüyor” ifadesini kullandı.

6- Merkezi yönetim tam elli bin civarında Irak asker ve polisini Kerkük'e yerleştiriyor. Bu birlikler büyük oranda Sünni Araplardan oluşuyor.

7- Birlikler, yerleştikleri her bölgede Kürt güçlerin yetkilerini daraltıyor, onların fiili durumlarını ortadan kaldırıyor.

8- Bağdat yönetimi açıkça Kürt birliklerinin Kerkük'ü terketmelerini istiyor. Benzer geri çekilme sadece Kerkük'te değil, seçim sonuçlarının da desteğiyle Musul ve daha bir çok bölgede kendini gösterecek gibi.

9- Şu ana kadar binlerce Kürt'ün görevinden alındığı, yerlerine Sünni Araplar'ın yerleştirildiği ifade ediliyor.

10- Bağdat yönetiminin merkezi güçlendirme, Kuzey'i kontrol altına alma adına yürüttüğü çalışmanın hedefi açık: Kürtler, 2003 yılında neredeyse bundan sonra oralarda olacak. Yani, Irak işgal edildiği günden bu yana yayıldıkları bütün bölgeleri terk edecek.

11- ABD'nin çekilme hazırlığında olduğu Irak, kendi dinamikleriyle yeniden yüzleşiyor şimdi. Kürt yönetiminin, işgalden kazandığı her şeyi elinden almayı, bu şekilde Irak'ın bütünlüğünü sağlamayı düşünüyor.

12- Elbette bu durum, en azından işgal kadar tehlikeli bir çatışmanın kapılarını aralıyor. Türkiye, Gazze saldırıları öncesinde de, saldırı sırasında da bu tehlikeye dikkat çekti. İşgalin başından bu yana “Kerkük”le ilgili bütün korkular ilk kez bu kadar gerçeğe yaklaştı.

Irak Başbakanı Nuri El Maliki, Mesut Barzani'yi “ayrılıkçı” olmakla suçlarken Barzani de ona “diktatör” diyor. Bağdat, merkezi yapıyı güçlendirerek K. Irak'ı adeta köşeye sıkıştırmaya sıkıştırırken Barzani'nin “Musul'da gözümüz yok” demesi, geri adım atar bir pozisyon belirlemesi, Sünni Araplar'ın Cumhurbaşkanlığı'nı istemesi işgal sonrası şartların köklü biçimde değişeceğinin göstergesi.

Bu dönemde, Türkiye Ortadoğu açılımının en üst sırasına yeniden Irak'ı yerleştirmek zorunda. Sanıldığı gibi bu sadece PKK eksenli değil. Hem Bağdat'la çok yakın işbirliğini hem de K. Irak'la yakınlaşmayı içeriyor. Dahası Türkiye, Irak'ta ciddi bir olasılık haline gelen Arap-Kürt geriliminin önüne geçme şeklinde tanımlanabilecek bir misyon üstlenmesi kuvvetle muhtemel.

Hoşyar Zebari'nin; PKK konusundaki işbirliğini kastederek, “Bir yıl önce nerdeydik, şimdi nerdeyiz. Şimdi hareket zamanı. Yeni bir iklime girdik. Sizin zayıf bir partneriniz değil, güçlü bir ortağınız olmak istiyoruz” ifadesi, Amerikan işgali sonrası oluşan dengelerin nasıl da kökünden değişmek üzere olduğunun göstergesi.

Sadece Sünni Araplar'ın değil, Şiileri'nin K. Irak'a karşı cephe alması, ülkenin kuzeyine “Kürdistan” demeyeceklerini, “Kuzey Irak” diyeceklerini açıklamaları da öyle. Hem Bağdat yönetimi, hem Sünni Araplar hem de Şii Araplar, dikkatlerini K. Irak'a yöneltmiş durumda. ABD'nin çekilmesinin geride bırakacağı boşluk, Araplar için Kürtler'e karşı bir intikam zemini oluşturabilir.

İşte bu dönemde, Bağdat'la bir çok alanda ileri anlaşmalar yapan, Şii Araplar'la Osmanlı sonrası en ciddi yakınlaşma içine giren, Sünni Araplar'la Irak içi dengelerde neredeyse ortak yaklaşım sergileyen, bütün bunlar olurken Kürtlerle işgal sonrası hiç olmadığı kadar yakınlaşma eğilimi içine giren tek ülke var, o da Türkiye.

Şartlar değişti. PKK kart olmaktın çıkıyor. Kuzey Irak “yeni tehdit” algılamasıyla Türkiye ile yakınlaşmak zorunda kalacak. Türkiye, Irak için siyasi taraflar açısından en etkin devlet haline gelebilir. Amerikan işgali, Türkiye'nin güneyinde büyük bir güvenlik tehdidine yol açtı. Şimdi bu tersine dönüyor, tehdit işbirliği haline geliyor, güce dönüşüyor. Bu durum, yeni Ortadoğu açılımında Irak merkezli kazanımları Türkiye için en büyük kazan, en güçlü kart haline getirebilir.

Yeter ki Arap-Kürt intikam savaşının önüne geçilsin!