Arızalı zihniyet

xxxx855

Bizim memleketimizde hakim paradigmanın borazanı olan medya, "Herşeyi biz biliriz, biz ne dersek o olur, siyasetin dizaynını biz gerçekleştiririz, hükümetleri biz kurarız, biz bozarız" mantalitesiyle hareket eder ve kamuoyunu kendi arzuladıkları bir dünya görüşü etrafında biçimlemek için haberleriyle, manşetleriyle, yorumlarıyla insanların zihinlerini dönüştürmeye çabalar. 28 Şubat sürecinde militarist iradeye selam duran, onların kamuoyuna dikte ettirmeye çalıştığı laiklik algısını milletin zihinlerine yerleştirmek için çabalayan medya, siyasetin karanlık odaklarca belirlenmesinin birincil aracı olmuştu. "28 Şubat, bin yıl sürecek" açıklamasını manşetlere çekmiş, Türkiye'nin en başarılı hükümeti olan Refahyol hükümetinin işbaşından uzaklaştırılması için her türlü kirli ittifakın başrolünü oynamıştı.

Hakim paradigmanın davul dövücüsü medya kendisini öylesine güçlü görüyordu ki, bu medyanın patronajı Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanını evinde pijamayla karşılamaktan bile çekinmiyordu.

Bir sonraki aşamada ve süreçte, yine militarist iradenin kamuoyunu biçimleme dolmaları olan andıçlar geldi. Hakim paradigmanın hizmetkarı medya, andıç dolmalarını insanlara yutturabilmek için çabaladı, yorumlarda, köşe yazılarında aslında hiç varolmayan şeyler, yalanlar beynimize boca edilmeye çalışıldı.

Türkiye'yi kendilerinin çiftliği gibi gören bu medya zihniyetinin son aşamada geldiği nokta ise, insanların siyasi tercihlerine saygısızlık yapmak ve "Bidon kafalılar, Göbeğini kaşıyan adamlar" nitelemeleriyle insanlara hakaret etmek sınırına dayandı.

Bu medya zihniyetinin Türk insanına bakışı buydu.... Aşağılama, hakaret, istihza etmek...

Ve, en sonunda kendilerini bu ülkenin efendisi gibi gören bu zihniyetin son yediği herze, bardağı taşıran son damla oldu....

Belki de uzunca süredir ilk defa bir başyazar, yazdığı bir yazı dolayısıyla istifa etmek zorunda kaldı.

Yazılarının okunup okunmadığını bilmiyoruz. Ama işimiz görevi mecburen takip ettiğimiz bu yazarın, bu ülkenin demokratik hayatına bir katkı sağlayan, insan hak ve hürriyetlerini önceleyen hiçbir yazısına denk gelmemiştik.

Zaten, O'nu bu medya organının başyazarı olarak istihdam edenler, bu fikirleri millete enjekte etsinler diye orda oturtuyorlardı.

Bu bir devrim olabilir.... Bu bir basamak olabilir.... Aslında Türkiye'de her türlü insan hak ve hürriyetleri yapılırken, insanlar aç-bi ilaç yaşarken, memleketin en verimli kurumları birilerine üç otuz paraya takdim edilirken, kendi kafalarındaki laiklik algısını millete dayatmaktan başka bir iş yapmayan, kendileri için oluşturdukları fil dişi kulelerinde keyif çatanlar, artık kurdukları arızalı sistemin sona erdiğini muhakkak anlayacaklar.

Bugün, başyazarları gitti.... Yarın, hala köşesinden zehir zemberek yazılar yazan, millete hakaretlerini sürdüren diğerleri de gidecek.

Bu millet, kendisine saygısızlık yapanların medya organlarına rağbet etmese aslında bütün işler hallolacak. Bu ülkenin birçok sorunu var... Öncelikle başörtüsü sorunu hala çözülmeyi bekliyor. Peki, bu arızalı zihniyetin şimdiye kadar, binlerce kızımızın demokratik hak ve taleplerine karşı olumlu bir şeyler yaptığını, olumlu bir şeyler yazdığını, insan hak ve hürriyetlerinin tam anlamıyla oluşması yönünde doğru dürüst bir şeyler karaladığını gördünüz mü?

Onların derdi, militarist iradenin hınk deyiciliğini yapmak....