AŞK BİTER (Mİ?) (I)

Av. Mehmet YALÇINKAYA

İbretlik bir olay anlatarak yazıma başlamak istiyorum.

Yaklaşık üç sene önce, beş yıllık evli, bir çocuk sahibi, gençliğinden beri tanıdığım bir kardeşim ofisime geldi. Altıncı evlilik yıldönümünde eşini tebrik etmeyi ve bir hediye almayı unutmuş. Gece yarısını birkaç dakika geçe, bilgisayarın başında bir işle uğraşırken, eşi kucağına bir hediye paketi atmış ve aralarında şu konuşma cereyan etmiş:

-Beyefendi siz hatırlamadınız ama ben unutmadım. Evlilik yıldönümün kutlu olsun, bu hediyeyi hak etmedin ama yine de sana veriyorum.

-Ya hu hanım! Ben unuttum eşeklik ettim kabul ediyor ve özür diliyorum. Senin madem hatırındaydı, gece yarısını niye bekledin, sabahtan verseydin şu zımbırtıyı, ben de sana gün içinde sürpriz yapsaydım!

-Zımbırtı ha! Yazıklar olsun sana! Sen…. diyerek bir sürü hakaret ve hatta sinkaflı laflarla geceyi zehir etmiş.

Bu olayı büyüten hanımı, kocası ne yapsa kabul etmemiş ve işi boşanma noktasına kadar ilerletmişler. Bu aşamada ofisime gelen genç kardeşime (sadece ona değil boşanma niyeti ile gelen herkese yaptığım gibi) boşanmanın en son çare olması gerektiği, çocuk/ların geleceği için iyi düşünmelerini tavsiye ettim. Hatta bugün bile hatırlıyorum özel de bu kardeşime;

-Yani evlilikte yapılmaması gereken en kötü işlerden birini yapmışsın. Hanımların en çok üzerinde durduğu hususlardan birisini atlamışsın. Bari alttan alsaydın, asıl ben sana kırıldım unuttuğunu zannettim, sana aldığım hediyeyi yarın takdim ettiğinde üzüleceksin falan deseydin diye de ayrıca konuşmuştum.

Geçen gün adliyede karşılaştık, duruşmadan çıkmışlar ve boşanma gerçekleşmiş.

-Bana niçin gelmedin, diye sitemde bulundum.

-Utandım, gelemedim hocam, dedi.

O gün (mutlaka öncesi de vardır ama) bardağı taşıran son damlanın önüne geçememeleri, önü alınamaz sorunları da tetiklemiş ve kaçınılmaz sona doğru hızla yuvarlanmışlar.

Bugün (çoğu muhafazakâr aile yapısına sahip) ailelerin yürüttüğüm davalardaki boşanma sebeplerinden önemli gördüğüm bazılarını yazmak istiyorum. Buradan iddialı olmak istemem ama bir sonuca varmak düşüncesindeyim. Sonuçta az veya çok, üç aşağı beş yukarı misali toplumun ortalamasının da bu şekilde olduğunu biliyorum.

1. Aldatmak: (Şimdi söyleyeceğim cümleye şükretmek gayretullaha dokunur mu bilemiyorum ama ben yine de hamd ediyorum.) Aldatma konusunda, muhafazakâr ailelerde kadının kocayı aldatması (cinsel anlamı kast ediyorum) çok cüz’i bir yer tutuyor. Aldatma konusuna erkeklerimiz (bir şekilde işi kılıfına uydurduğunu zannederek) aşırı meraklı oluyorlar. Bu konuda başta Diyanet İşleri Başkanlığımız olmak üzere aileden sorumlu bakanlığa çok büyük görevler düşüyor. Zinadan kaçınmak ile ikinci eşle evliliğin, nasıl ince bir çizgi ile birbirinden ayrıldığını veya yuvaları yıkma açısından benzer sonuçları doğurabildiğini iyi anlatmaları gerekir.

2. Hayata kast: Ülkemizin kanayan yarası, aile birliğinin geri dönülemez bir şekilde yok olmasının en önemli sebeplerinden birisidir. Bir insan başka birisine gücünü, nüfuzu vb. kullanarak nasıl şiddet uygular? Bu konuyu havsalam almadığı için yorum bile yapamıyorum. Onur kırıcı söz ve davranışları da bu kategoride değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Çünkü mobbing uygulaması özü itibarıyla ciddi anlamda kişinin psikolojik yapısını alt üst etmekte, şiddet içermese bile hayatını sağlıklı biçimde devam ettirme imkânını ortadan kaldırmaktadır.

3. Şiddetli ekonomik zorluklar: Bugün, Türkiye’nin en zengin insanları belki de en büyük ekonomik zorluğu yaşıyorlardır kendince. Hayatın dayanılmayacak kadar fakirleştiği bir ailede, bireylerin şunu anlaması gerekir: Ayrıldıklarında ekonomik zorluklar da bitmiyor, tam tersine rahatlayacağını düşünen çiftleri daha zor yaşam koşulları bekliyor. Üstelik evlilik üzerindeki o manevi bereketin de yok olduğunu hesaplarsak, bu zorluk çiftlerin tahmininin çok üstünde seyretmeye başlıyor.

4. Aile büyükleri: Başta kayınvalideler olmak üzere, kayınpederlerin ve diğer aile büyüklerinin, gençlerin yuvalarına aşırı müdahaleci olma yolunu tercih etmeleri. Yapıcı olması gereken büyükler, yangına körükle gitmeye başlarlarsa, yeterli hayat tecrübesi de olmayan gençlerin boşanmayı tek çare olarak görmesi kaçınılmaz oluyor.

5. Terk: Hayatın yükü ve ağırlığı karşısında çaresiz kaldığını düşünen bireylerin, daha iyi bir yaşam veya daha az çileli hayat umudu ile yuvalarını terk etmeleri.

(Nasip olursa, haftaya kaldığımız yerden devam edeceğim)

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.