Azerbaycan silaha sarılmalı

Nigar ALMANGIZI

 

Türkiye Ermenistan arasında dünyanın heyecanla beklediği tarihi protokol imzalandı. Aslında benim için bunun o kadar da önemi yok. Siyasetle az çok ilgilendiğim için bu camiada ne gibi oyun ve oyuncuların olduğunu çok iyi bilirim.

Nedense bu protokolün imzalanmasını fazla heyecanlanmadan izledim. Aslında ben şu olanlardan da memnunum. Olanları çok normal karşıladım. Bu yüzden “Tarihî Protokol”de dikkate alınan konular hakkında uzun uzadıya açıklamalar falan yapmayacağım. Zaten iki günden beri Ermenistan – Türkiye − Azerbaycan ve diğer ülkelerin basını oldukça geniş bilgi veriyorlar...

Ben de bununla (esasta) ilgili, fakat farklı yönde duran bir kaç konuya temas etmek istiyorum. Yaklaşık bir yıldır Ermenistan − Türkiye arasında bu konu hakkında yetkili ağızlardan resmi beyanatlar geliyordu. Ve bu bir yıllık (geçen) sürede Azerbaycan ile Türkiye arasında bir parça politik soğukluk da yaşandı...

“Türkiye Azerbaycan’ı sattı” , “kardeş kardeşi arkadan vurdu”, “sınır kapıları açılacak hem de yarın” gibi enteresan sözler duydum bu geçen zaman içinde. İlk başlarda bir Azerbaycan Türkü olarak olan hadiseleri bende tepki ile karşıladım. Zaman geçtikçe bizim burada kaybettiğimiz hiç birşeyin olmadığını anladım. Ve Türkiye resmî makamlarınında, resmî ağızlardan zaman zaman işgal altındaki toprakların iadesi olunmadan sınır kapısının açılmayacağının söylemesi, bunun dışında muahlefetin de bu olay hakkında kesin bir söylemle tavrını koyması bizim zararımızın olduğu hiç bir adımın atılamayacağını kesin göstermiştir.

Her ne hikmetse başbakanın ve cumhurbaşkanın (kesin kes) sınırların açılmasında işgal edilen bölgenin iadesi olmadan açılmayacağı ifadeleri varken üzerinden bir saat bile geçmeden medyanın çoğunluğu sınırların açılacağından bahsedip bizi inandırmaya çalıştılar. Ama ben daha cok yüksek devlet büyüklerinin sözlerine inandım. Sonuna kadarda bu görüşte olacağım.

Protokol imzalandıktan hemen sonra sayın Davutoğlu ve sayın Erdoğan’ın yaptıkları açıklamalar, beyanatları da bu görüşümü teyid etmiş oldu... Yani benim tezim doğrulandı...

Gelelim bu olayların Azerbaycan devleti üzerindeki fayda ve zararına. Şimdilik bir zarar görmüyorum , hayrını ise net olarak görüyorum. 20 yıldır Qarabağ’ın işgal edildiğini dünyaya anlatamadık. Anlatsak da anlamazlikdan geldiler. Bu bir yıl içinde meydana gelen görüşmeler dünyanın gözünü açtı ve dünya net olarak gördü ki Azerbaycan toprakları Ermeniler tarafından işgal edilmiş. Türkiye; dünyanın gözü önünde ermenilerin Azerbaycan topraklarını işgal ettiğini, bu işgal sona ermeden Ermenistan’la sınır kapılarının açılmayacağını dünya kamuoyu önünde haykırdı..

Dünya Azerbaycan’ın ve Türkiye’nin haklılığını gördü ve bu bir nevi Azerî iddialarının isbatı mahiyetinde oldu. Bu çok mühim bir meseledir. Sözümü yineliyorum bütün dünya haklı olduğumuzu gördü. Bu konu için Türkiye’ye teşekkür etmeliyiz. Teşekkürler Türkiye. Çünkü bununla beraber Azerbaycan’ın kendi topraklarını kurtarması için bir zemin oluşmuştur. Nitekim Azerbaycan gecikmeden hemen silahına sarılmalı topraklarını düşmandan temzilemelidir. Bu bizim için tarihi bir fırsattır. Firsati kaçırmayalım diyorum ben.

Uluslararası areneda topraklarımızın işgali resmen bilinmektedir ve inkâr edilmek bir yana kabul edilmektedir. Azerbaycan topraklarını ne Türkiye, ne Rusya, ne İran, ne Amerika, ne de bir başka devlet değil kendimiz kurtarmalıyız. Türkiyeye ve ya bir başka devlete küseceğimize silaha sarılıp “ya istiklâl ya ölüm” dememiz gerekir.

Yani ölüm kalım savaşı yapalım. Bizim buna gücümüz de yeter, sayımız da... Yeterki gayret edelim. Bu konu için artık laflar, sözler yeter. Biz diğer konuya bakalım. (Protokol imzalandı ama her iki devletin parlementosunda onaylanması lazım, bu olaylara yüzde yüz oldu demek için yinede erken ama anladığım birşey var Türkiye Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olayında olduğu gibi bu konuda da “günah benden gitti” zihniyetiyle hareket etti. Bu belki bazılarının hoşuna gitmiyor ama aslında bir fırsat ve önemli bir ataktır; Türkiye devletinin rakiplerini iyi tanıdığının işaretidir).

Protokolün geciktirilmesi hadisesi, Ermenilerin bir şovu (gösterisi) idi. Burada da iki mesele dikkatimi çekti. Birincisi, hemen herkesin söylediği gibi, Ermensitan iktidarının diasporaya ve bu olaylardan rahatsızlık duyan muhalefete rağmen “ben her türlü çabayı sarfettim fakat ABD (ABŞ)                                      devleti sonuna kadar ısrar etti” mesajıdıysa, ikincisi ise Ruslara yaranmağa hizmet eden tarafıydı. Yani bir çeşit Rus planıydı.

Başka bir açıdan bakarsak şu tahlilde sanırım yanlış olmaz. “Ey Amerika bakın biz onay vermesek bu bölgede bizden habersiz kimse birşey yapamaz” tarzında bir Rus taktiğiydi. Tabiî ki, bu konular geniş ve derin mevzulardır. Bundan sonraki yazımda (inşaallah) bu konuya detaylarıyla temas edeceğim.

İmza töreninden 6 saat önce Ermeni görevlilerin Rusya ve Fransa’dan kimlerle konuştukları hakkında bilgiler gelmektedir. (Azeri basınında sadece gazetemiz presspost.az’de çıkan bir haberde anlatılmıştı bu husus..) Ama şimdilik bu konu yine de tamamen açıklığa kavuşamamış, tam olarak belgelenememiş bir durumdadır. Gerçi görünen köye klavuz da istemez ya...

Ve bir mühim konu daha: İki halkın arasına fitne salmaktansa iktidarların yürüttüğü çabaları desteklemiyorsak bile fazla karışmayalım, (tam olarak bilmediğimiz konular varken) ortamı karıştırmayalım diyorum ben... Azerbaycanı Türkiye’den uzaklaştırıp, Ermensitan değirmenine su taşımayalım. Allah korusun böyle bir şey olacak olursa, bedeli çok ağır olur ve tarih bizi affetmez, dünya ve ahirette bunun vebáli üzerimizde olur...

İki kardeşin arasına girilmeyeceğini anlayalım vesselam... 12/10/2009

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (14)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.