Barış için sosyal devlet!..

xxx135

Terör deyince son yıllarda sadece PKK terörü akla geliyor. Halbuki değişik boyutlarda ve dozlarda bu ülkede terör ben bildim bileli var. Belki sürekli değildi. Zaman zaman kesintiye uğruyor, bir süre sonra yeniden ortaya çıkıyor, meydanlar karışıyor, insanlar karşı karşıya geliyor birbirlerine silah çekiyorlardı. Diyebiliriz ki darbeciler hedeflerine ulaşabilmek için ortamı müsait hale getirmek adına toplumu kamplara ayrıştırıyor ve karşı karşıya getirerek vuruşturuyorlardı. Bunun en son örneğini 12 Eylül 1980 darbesi öncesi yaşadık. Aynı durumu 1960'lı yılların ikinci yarısında da bütün şiddetiyle yaşadık ve sonunda dolaylı darbe 12 Mart 1971 müdahalesi gündeme geldi. Kısacası insanımıza kalıcı huzur ve güven çok görüldü. Bu durum PKK terörü ile doruk noktasına ulaştı.

Bugün gelinen noktada toplumun çok büyük bir bölümü terör olmasın, insanımız farklılıklarına rağmen barış içinde yaşasın istiyor. Sadece terörden nemalanan kesimler bu konuda sessiz, hatta bazen destekler mesajlar veriyorlar.

Hemen ifade edelim ki, ülkemizin hâlâ en önemli tek sorununu terör olarak sunup, başka hiçbir sorun yokmuş görüntüsü vermenin doğru olmadığını düşünüyorum. Anayasada devletin tarifi 'sosyal hukuk devleti' olarak yapılıyor. Öyle ise bu iki husus hayata geçirilemediği sürece ülkemizin sorunlarının çözdüğünü söylemek mümkün değildir. Hatta diyebiliriz  ki terörü besleyen hususların başında sosyal dengesizlik ve adaletin tecellisinde yaşanan aksaklıkların önemli bir yeri vardır. Özellikle yargının siyasi amaçlarla sürekli olarak hedef tahtası haline getirilmesi giderek bu alandaki sıkıntıları ağırlaştırıyor. Bu bakımdan sosyal devlete giden yolda ciddi olunması gerekiyor. Artık tüm siyasi partiler, "Sosyal devlet sadaka dağıtan devlet değil, her vatandaşın insanca yaşayacağı gelir seviyesine ulaştırılması ve gerekli güvencelerin sağlandığı devlet" olduğunu görmeli ve buna göre hareket etmeli, bu yönde programlar hazırlayıp bunu millete sunmalıdır. İktidar partisi ise böyle bir programı hayata geçirmelidir. Çünkü, iktidar şunu yapacağız değil, şunları yaptık ve yapıyoruz demek durumundadır.

Elbette maddi imkansızlık içindeki vatandaşlara bir takım yardımların yapılmasını eleştiriyor değiliz. Ancak, esas olan devlet gelirlerinin toplumun her ferdi arasında sosyal devlet anlayışına uygun dağıtılmasının sağlanmasıdır. İşsizlik sorunu çözüme kavuşturulamadığı ve 3 milyonun üzerinde işsizin bulunduğu bir ülkede sosyal devletten söz etmek yanlış olacağı gibi, sosyal patlamalara ve teröre zemin hazırlanmış olmaz mı?

Kısacası insanımızın bazı sıkıntılarını gidermenin yolu devlet yardımları değil, oluşturulmuş mekanizmalar yoluyla vatandaş olmanın gereği yardıma muhtaç olmadan insanımızın yaşamasının sağlanması yoluna girilmelidir.

Bir başka ifade ile insanımızın büyük bir bölümünü alan el olmaktan kurtarmak gerekiyor. Veren el olması sağlanamasa bile en azından kapısına dayanan kamyonlardan indirilen kömür ve mutfak malzemesine insanımızın ihtiyaç duymaması gerekir. Bunu söylerken herkesin zengin olması gerektiğini ileri sürüyor değiliz. Herkes için asgari bir geçim seviyesinin belirlenmesi ve bunun devlet tarafından sağlanmasını istiyoruz. Halbuki uygulanan sistem -Sadece bugün değil, uzun yıllardan beri- zengini daha zengin fakiri ise giderek yoksullaştırıyor. 2009 yılında ülkemizde 13 dolar milyarderi varken 2010 yılında bu rakam 39'a çıkmış. Yani sistem zenginleri daha da zenginleştiriyor. Hemen belirtelim ki kesinlikle zengin ve servet karşıtı değiliz. Ancak, ülke imkanlarının sosyal devlete ulaşacak yönde kullanılmadığına dikkat çekmek istiyoruz. Bu ise kesinlikle toplumsal huzura zemin hazırlamaz. Barışın yolu sosyal devletten, bunun yolu da Milli Görüş iktidarından geçer.