Başkasının duruşması…

Sezai ÇİÇEK

Başkasının duruşması…
Akşam saatlerinde aziz meslektaşım/hemşehrim aradı ve  “Mirim yarın Yargıtay Hukuk Dairesindeki bir dosyanın duruşması için akşamdan Ankara’ya gitmem mecburiyeti hasıl oldu. Kağıttepe 1.  İş Mahkemesi’nin 2017/123 Esas sayılı davasının 2017 yılı Kasım ayının ilk Salı günü yapılacak duruşmasına,  davacı vekili olarak bizi temsilen katılabilir misin?” dedi.
Meslektaşıma “Elbette, seve seve katılırım, yalnız senaryoya rolümü pardon davada hangi tarafın vekili olduğumuz yani duruşmada ne yapılması gerektiğini bilmemiz uygun olur” dedim.
 

Hemşehrim telefonda, dava ile ilgili bilgileri whatsapp  aracılığıyla tarafıma ileteceğini, yapılması gerekenleri de yazacağını bildirerek konuşmasını tamamladı.


Gelen whatsap mesajına göre, davacı vekili sıfatıyla işverene karşı, kıdem tazminatı ile sair sosyal hakların ve alacakların ödenmesi talepli olarak Kağıttepe 1. İş mahkemesinde açılan davanın ikinci celsesine katılacaktım.
Davacı vekilinin tarafıma ilettiği bilgi notunda, davada dinleteceğimiz tanıklardan, birisi yurtdışına çıkmış olduğundan bir sonraki duruşmada hazır edeceğimizi mahkemeye bildirecek, diğer şahitimizin de İstanbul dışında ikamet etmesi sebebiyle bu kişi için de bulunduğu yer mahalli mahkemesine yazılan talimat cevabının beklenmesi gerektiğini hakime söyleyecektim. Tabi yetki belgesi ve sair evrakı uyap ortamında dava dosyasına kendisi ulaştıracaktı.


Arkadaşım bu bilgiler dışında; davalı şirketin tanıklarının her ikisinin, halen davalı firmada yönetici olarak çalıştığı, aslında işçinin iş akdinin de bu şahısların şirket sahibine telkinleri nedeniyle gerçekleşmiş olduğunu,  şahısların beyan ve şahitliklerinin bu gözle değerlendirilip yorumlanması hususuna dikkat edilmesi gerektiğine dikkat çekiyordu yazdıklarında.
2017 yılı Kasım ayının ilk sayı günü, Kağıttepe 1. İş Mahkemesine, yoğun trafik nedeniyle celsenin listede yazılı olan saatından tamı tamına 3 dakika önce yetişmiştim. Aslında kendi davalarımda ancak celsenin başlayacağı dakikada duruşma salonu önünde olurdum. Lakin bu emanet dosyanın duruşması olduğu için ne olur ne olmaz, kazaya kalmasın diye adliyeye  tedbiren vaktinden önce gelmiştim!


Neyse listede yazılı duruşma saatinden yaklaşık 65 dakika kadar sonra duruşma sırası bize geldi. Bu arada davalı tarafın avukatı ile mahkeme koridorunda karşılaşıp tanışmış da olduk.
Davanın duruşması başladı. Taraf vekilleri olarak duruşma salonundaki yerlerimize geçtik.

Bilmeyen okuyucular için sevabına yazayım salonun durumunu. Duruşma salonu iki kapısının iki  ayrı koridora açıldığı, yaklaşık ölçüyle göz kararı olarak 8x6 metre ebadında , avukat ve tarafların koridordan girişine göre sağ başında mahkeme kürsüsü, önünde zabıt katibinin masası ve yanında bilgisayar yazıcısı ile bilgisayar ekranı olan, mahkeme kürsüsüne göre sağ tarafta davacı ile avukatına, sol tarafta davalı ve avukatının masalarının bulunduğu, yine diğer koridora açılan kapıdan ise hakim ve mahkeme çalışanlarının içeri girdiği bir yer şeklinde tarif edeyim. Tabi girişte sol duvara bitişik olan sandalyelerde ise genellikle duruşma sırasını bekleyen taraflar ya da vekilleri bulunur. 

Bu açıklamadan sonra duruşmamıza dönecek olursak, mahkeme hakimi “Kamil Hakbilir” dosyamızın celsesini başlattı ve zabıt katibine, “gelenleri yaz” dedi. Sayın katip de isimlerimizi ve kimlerin vekili olduğumuzu bana ve davalı vekili avukat beye sorduktan sonra bu bilgileri duruşma zaptına geçti.


Ben; duruşma başlar başlamaz hızımı alamadan,
-“Hakim bey, bu dosyanın celsesine yetki belgesiyle katılıyorum. Davadaki asıl avukat arkadaşın Yargıtay’da bugün duruşması olduğu için kendisi katılamadı, tanıklarımızdan birisi yurt dışında olduğu için bugün gelemedi, bir dahaki celsede hazır edeceğiz. Diğer şahit için mahalli mahkemesine yazılan talimatın dönüşü beklensin” dedim.

-Hakim, “acelen ne avukat bey, henüz sana soru sormadım ki” babından bana doğru tuhaf bir bakış yolladı ama bu bakışında başkaca bir anlam var idiyse doğrusu onu anlayamadım.
Neyse sözü uzatmadan duruşmaya kaldığımız yerden devam edelim.

Hakim yukarıda söylediğim açıklamayı duymamış gibi yapıp, “davacı tarafın tanıkları hazır mı” diye mübaşire doğru seslendi. Tabi ben, hakimin bana söz vermeden yaptığım açıklamadan memnun kalmadığını anladım yine de ilk kez söylüyor gibi başta ifade ettiğim açıklamayı tekrarladım.
Mahkeme hakimi, zapta geçen beyanımdan sonra, davalı vekiline şahitlerinin hazır olup olmadığını sorduktan ve hazır bulunan davalı tanıklarını sırasıyla duruşma salonuna çağırmasını mübaşirden istedi.
İlk gelen tanık, davalı şirketin müdürlerinden Ertuğrul idi. Bu kişinin kimlik tespiti yapıldıktan yani adı, soyadı, T.C Kimlik numarası ile ikametgah adresi duruşma zaptına yazıldıktan sonra, hakim tanığa yemin teklif edeceğini hatırlattı ve akabinde, bilgisayar ekranında yazılı olan hazır metni okuyup, “yemin eder misin” dedi. Tanık da “yemin ederim” diye karşılık verdi.
Bu arada bilgisayar ekranında duruşma zaptı şablonunda:

Engel hali yok. Usulen HMK 258 madde gereğince, “Sorulacak sorulara, hiçbir şey saklamadan doğru cevap vereceğime namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.”, şeklinde yemin etti., cümlesi yazılıydı.
Tabi hakim tanığa, “konuyla ilgili bildikleriniz nedir” der demez,
“Hakim bey, tanığın yemini eksik oldu. Ekranda yazılı şekilde yemin etsin. Bilgisayar ekranında yazılı metni bizzat kendisi okusun, yeminin bu şekilde eda edilmesini istiyorum” dedim.
Hakim; bana doğru adeta “nereden çattık bu avukata”  der gibi baktı ve tanığa “ekranda yazılı olanı oku o zaman” deyip, davalı vekiline de ekranının tanığa doğru çevirmesini istedi.
Davalı vekili önünde bulunan bilgisayar ekranının şahite doğru çevirdi.

Tanık Ertuğrul, erkanda yazılı metnin “sorulacak sorulara;” şeklindeki ilk iki kelimesini okumuştu ki hakim bir şey hatırlamış gibi müdahale ederek sen dur dedi ve kendisi ekranda yazılı olan
“Sorulacak sorulara, hiçbir şey saklamadan doğru cevap vereceğime namusum, şerefim ve kutsal saydığım bütün inanç ve değerlerim üzerine yemin ediyorum.”, şeklinde yazılı olan metni aynen sadece son iki kelimeyi “yemin ediyor musun”, şeklinde okuyup, tanığa yemin ediyor musun diye tekrar sordu.

Ertuğrul ise “yemin ederim” dedi.
Hakim, cümlenin devamında, “… bu şekilde yemini yaptırıldı. Tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak bilgi verildi ve bu konudaki bildiklerini söylemesi istenildi”, diye duruşma zaptına yazdırdı.
Bize göre yeminin bu şekilde yaptırılması kanuna uygun değildi.

Hakime hitaben tekrar, yeminin usule uygun şekilde icrasını talep ettiğimizi söylediğimde, hakimi bu kez sinirlendi ve,
“Avukat bey, ben sizinle mi uğraşacağım, yemini yaptırdım beğenmiyorsanız itiraz edersiniz” dedi.
Hakime; “Hakim bey, benimle uğraşmanıza gerek yok. Söylemiştim ben bu davaya geçici olarak katılıyorum. Davacının asıl avukatı Ankara’daki duruşması sebebiyle hazır değil. Lütfen, şahite Usul Kanununa uygun olarak yemin yaptırılsın. İşte şu anda itiraz ediyorum yeminin bu şekilde eda edilmesine ve beyanımı zapta geçin” dedim.
Hakim:
-“Hayır ben tanığa yemini yaptırdım , siz duruşmadan sonra dilekçeyle itiraz edersiniz” dedi.
-“Hakim bey o zaman söylediklerimi şu an zapta geçin öyleyse. Neden duruşmadan sonra dilekçeyle itiraz edeceğim ki” dediğimde, ısrarla beyanımı zapta geçirtmeyeceğini celse arasında yazılı olarak yeminin  eda ediliş şekline itiraz etmem gerektiğini söyledi.

Hakimle karşılıklı konuşmamız sebebiyle ortam haliyle gerilmişti ve bu şekilde duruşmaya devam etmekte zorlanacaktık. Karşı tarafın avukatı da olayları sessizce izliyor, tartışmanın nereye varacağını tahminde zorlanır bir halde simasına renk vermeksizin bana doğru bakıyordu.
Son olarak hakime: “Doğrusu, duruşmadan çıktıktan sonra, ‘hakim duruşmada yeminin yapılış şeklinde yönelik itirazımı zapta yazdırmadı’ şeklinde bir dilekçe vermeyi kendime ve size karşı doğru bulmam” diyerek,  şimdilik kaydıyla (o an için) kendi adıma konuyu kapattım.
Bu konuşmalardan sonra davalının ilk tanığı Ertuğrul olayla ilgili bildiklerini anlattı.
Hakim, davacı tarafın sorusu var mı dediğinde, hakim bey şahit davalı tarafın tanığı ilk soruyu onların sorması uygun olmaz mı dediğimde, hayır siz soracaksınız dediği için sormak gereken soruları yönelttim, benden sonrada karşı taraf vekili kendi tanıklarına soru sordu.

Akabinde davalının diğer tanığı olan Osman çağrıldı duruşma salonuna. Şahitin kimlik tesbiti yapıldı, tam yemin faslına geçileceği esnada hakim, bir şey hatırlarmışçasına zabıt katibine, zaptın yukarısına çıkmasını ve ilk tanığın yemin metninin bulunduğu paragrafa gelmesini söyledi.
Katip duruşma zaptının birinci sayfasında zaptın ilgili kısmına geldiğinde, hakim zaptın yemin kısmını aşağıdaki şekilde değiştirtti.
“Engel hali yok. Usulen HMK 258 madde gereğince “Sorulacak sorulara hiçbir şey saklamadan doğru cevap vereceğine, namusu, şerefi ve kutsal saydığı bütün inanç ve değerlerin üzerine yemin edip etmeyeceği  soruldu. Yemin ederim dedi. Bu şekilde yemini yaptırıldı. Tanıklık yapacağı olayla ilgili olarak bilgi verildi ve bu konudaki bildiklerini söylemesi istenildi”, şeklinde duruşma zaptını ekrandan değiştirtti.

Anladığım kadarıyla hakim ilk tanık için yaşadığı tartışmanın tekrarlanmaması adına ikincinin yemin merasimi bu şekilde yaptırmayı uygun gördü. Bu şahit davacının iş akdinin sona ermesine dair bildiklerin anlattı.

Hakimin isteğiyle ikinci tanığa da ilk soruyu ben sordum. Daha doğrusu davalının tanığına sadece ben soru sorabildim. Hakim, sorularıma şahitin cevaplanmasından sonra önce bana sonra davalı vekiline tanık beyanlarına karşı diyeceğim olup olmadığını sordu. Biz aleyhe olan kısımları kabul etmediğimizi ayrıca yazılı olarak her iki şahitin anlatımlarına karşı itirazlarımızı celse arasında dava dosyasına sunacağımızı bildirdik.
Davalı vekili ise kendi tanıklarına soru sormalarına izin verilmediğini şahide soru yöneltmek istediklerini söyledi. Buna rağmen hakim benim sözlerimi duruşma zaptına aynen yazdıktan sonra, karşı taraf vekilinin söylediklerini:
-“Davalı vekili, aleyhe beyanları kabul etmiyoruz” dedi, şeklinde zapta geçti.
Karşı taraf vekili:
“Hakim bey, tanık bizim tanığımız müvekkil şirket aleyhine hiç bir beyanı da yok. Kaldı ki ben böyle bir söz de söylemedim, ikinci şahitimize soru sormama izin verilmedi, sorulmasını istediğim sorularım var” dedi.
Hakim duruşma zaptına yazdırdıklarını bu kez: “Davalı vekili şahite sorularımın hepsini soramadım dedi” şeklinde düzeltti!..
Ben daha fazla dayanamayıp, “Hakim bey, davalı vekiline neden kendi şahitine soru sordurmuyorsunuz” dedim.

Davalı vekili benim desteğimi de gördükten sonra bütün cesaretini toplayıp, “hakim bey siz benim söylemediklerimi zapta yazdırıyorsunuz. Ben sizin yazdırdığınız gibi bir şey demedim ki” diye ekrandaki yazıya işaret ettiğinde, hakim çaresiz zaptı tekrar değiştirtti.

Duruşma zaptının bahse konu kısmının son hali:
“Davalı vekilinden soruldu: İkinci tanığa soru sormama izin verilmedi, davacının iddialarının temelsiz ve asılsız olduğu tanık ifadeleri ile de netleşmiş bulunmaktadır, yazılı beyanda bulunacağız, ispat edilemeyen davanın reddini talep ederiz dedi” şeklindeydi.

Zabıt katibi duruşma zaptını bilgisayardan yazıcıya gönderdiği esnada hakime:
“Hakim bey, bu davanın asıl vekili olsaydım dosyadan şu anda istifa ederdim. Bu şekilde yargılama olmaz, tanığın yeminini usule aykırı yaptırıyor, davalı vekilinin kendi şahitine soru sormasına engel oluyorsunuz. Bu davayı kazansam da kazanmasam da bu yaptığınız doğru değil.”, dedim.

Duruşma salonunda kendi davalarını bekleyen 5-6 avukat arkadaş daha vardı. Hepsi pür dikkat dinledi söylediklerimi. İlginç olan hakim hiçbir şey demedi ve tek kelime bile etmedi sadece anlamamış gibi bakakaldı.

Tabi duruşma çıkışı derhal mahkeme kalemine koştum. Zihnimde, hakimin avukatlıktan geçme bir meslektaş olduğunu hızını alamayan avukatın duruşmada hakim olduğunu unutup avukat gibi davrandığına dair kanaatimi yazı işleri müdüründen alacağım bilgi ile teyit etmekti.
Yazı işleri müdiresine:
-“Müdire hanım, mahkeme hakimi avukatlıktan geçen biri mi?” dediğimde,  O “Hayır avukat bey, bizim hakim hiç avukatlık yapmamış” dedi.
Aldığım bu cevaptan memnun olmamıştım.
Şimdiyse tek düşüncem aynı mahkemeye ait başka bir dosyada vekil olarak hakimle tekrar karşılaştığımızda nasıl bir tepki vereceğini analiz etmekten ibarettir.:)))

Tabi bu arada duruşmadan üç gün geçmesine rağmen beni aramayan davanın asıl avukatı meslektaşımı, olur ki hakimle bir şekilde duruşmada söylediklerim sebebiyle olumsuz bir durumla karşılaşır diye mecburen duruşma salonunda yaşanılanlar hakkında bilgilendirdim.
Peki, siz benim yerimde siz olsanız ne yapardınız başkasının duruşmasında?
Not: Yazıdaki mahkeme ve dosya numarası ile isimler gerçek olmayıp, önemine binaen asıl isimler zikredilmemiştir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.