BATININ ÇANAKKALE'DE SAVAŞ HUKUKU İHLALLERİ

Ulvi SEVECEN

İnsanlık tarihinin her döneminde, devletlerarasında yaşanan sorunlar öncelikli olarak diplomatik yollarla aşılmaya çalışılmış, çözüm hedefli bu çabaların yetersiz kalmasıyla da savaşlar kaçınılmaz olmuştur. Modern silahlarla teçhiz edilmiş ordularıyla savaş meydanlarında karşı karşıya çekinmeyen insanoğlu, savaş esnasında zafer elde etmek için her    türlü taktik ve yöntemi mubah görse de vahşete varan bazı davranışlara da tahammül gösterememiş, savaştan vazgeçilmeyince de bazı insani ve hukukî kurallar geliştirmek zorunda kalmıştır. Savaşta “tarafsızlık” anlamına gelen bu kurallar, “Savaş hukuku” olarak tanımlanmaktadır. Savaş hukukunun amacı,  savaşın sebep olduğu vahşeti olabildiğince en aza indirmektir. 1

Modern milletlerarası hukukun her dönemde devamlı yeni düzenlemelere maruz kalan bu alanı, yaşanılan savaşların sebep olduğu korkunç ve yıkıcı sonuçlar karşısında her zaman gündeme gelmiş, bu sonuçları engelleyecek veya aza indirgeyecek bir takım kurallara bağlanması ise ancak 19. yüzyıldan itibaren gerçekleşmiştir.

Fransız Meraşeli Maurice de Saxe’nin ifadesiyle; “ Savaş, o kadar saçma ve kusurlu bir bilimdir ki, içinde genel olarak nasıl yürütüleceği ile alakalı kesinliklere indirgenebilir bir kuralı yoktur. Onun yegâne temeli ve desteği cehaletten beslenen görenek ve önyargıdır.”

Bu görenek ve ön yargılarla hukukun çiğnendiği savaşlardan birisi de tarihin kaydettiği en kanlı savaşlardan biri olan Çanakkale Savaşları’dır. 2

SAVAŞTAKİ HUKUK İHLALLERİ

İtilaf devletlerinin kendi aralarında tesis ettikleri uluslararası sözleşmelere –1864 Cenevre ve 1899 La Haye Sözleşmeleri– ve hukuk kurallarına, insani ve ahlaki değerlere aykırı olarak zehirli kimyasal madde kullanma, esirlere kötü muamelelerde bulunmak, savaş alanı dışındaki halka karşı silah kullanmak, hastane ve mukaddes dini mekânlara saldırmak gibi müdahaleleri, Çanakkale Savaşı’nın seyrinin izlendiği Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nin özellikle siyasi kısım evraklarının ana konularından birini teşkil etmektedir. 

Dünyanın en büyük ordularının, en modern silahlarla giriştikleri bu savaş ortamında yaşanan hukuk ihlalleri, savaşın genel seyrini etkileyecek düzeyde olmamakla birlikte, özellikle müttefik kuvvetler tarafından sıklıkla başvurulan bir savaş yöntemi olmuştur.

Savaş sırasında özellikle hastane ve hastane gemilerinin bombalanması en sık rastlanan olaylardan olmuştur. Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki olaylarla ilgili belgelere göre çeşitli tarihlerde olmak üzere Halil Paşa Çiftliği, Ezine ve Çamburnu’ndaki hastanenin bombalanması,  Arıburnu Mıntıkasında hafif ve ağır yaralı hastaneleri civarına ve Çanakkale Merkez Hastanesi’ne bomba atılması, Soğandere civarındaki seyyar hastanelerin bombardıman edilmesi, Ağadere civarındaki ve Galata Köyü’ndeki hastaneye bomba atılması, Yalova Hastanesi’nin bombalanması, Havuzludere’deki hastanelerin bombalanması olayları yaşanmış idi. Bu saldırılar, Amerika vasıtasıyla protestolar ve eleştiriler söz konusu devletlere devamlı ulaştırılmıştır. Bu eleştirilere yanıtlar ise, daha çok karşı iddialar şeklinde olmuş, bazen kaza ile vurulduğu ifade edilirken, çoğu zaman da uluslararası işaretlerin yeterince net bir şekilde kullanılmamış olduğu noktasında savunmalar geliştirilmiştir.

Maydos kasabasında hastanenin bombalanması 5. Ordu komutanı Liman Von Sanders’in hatıralarında geniş yer bulmaktadır: “Maydos kasabası düşman donanması tarafından bombardıman edildi. Burada yanan ilk bina da ağzına kadar yaralı ile dolu olan hastane oldu. Burada genişleyen ateşle birçok Türk ve bunların yanı sıra da 25 İngiliz yaralısı öldü.” Sanders İngilizlerin insanlık dışı bu saldırısı ile ilgili olarak kızgınlığını ise şöyle dile getirmektedir: “ Hastane ile beraber Eceabat’ın bombardımanı pek adi bir hareketti.” Bunun yanında 3 Temmuz’da Seddülbahir’de kendi hastane gemilerinden karaya asker çıkardıkları tespit edilmiştir. 11 Temmuz 1915 tarihli Enver Paşa-Morgenthau yazışmasından anlaşıldığına göre bir küçük İngiliz savaş gemisi büyük bir hastane gemisinin arkasına saklanarak bir nakliye gemisini batırmış, ayrıca muharip asker ve cephane nakliyesini de savaş hukuku kurallarına aykırı olarak hastane gemileriyle yaptığı görülmüştür. 3

Yine Robert R. James, “Gelibolu Hatıratı” adlı kitabında şunları yazar: “Türkçe mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış, insani meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini sergilemişlerdir. Örneğin Kızılhaç çadırları, hastane gemileri, yaralı taşıyan sedyeler, botlar, Türkler tarafından ateş altına alınmamışlardır.  Oysa onlar Türk şehirlerini bombalamışlar, sargı yerlerini, hastaneleri topa tutmuşlar ve çekildikleri yerlerde lağım patlatmıştır.” 4

Çanakkale Savaşları’nda karşılaşılan hukuk ihlallerinden bir diğeri de esirlere karşı yapılan insanlık dışı hareketler ve öldürme olaylarıdır. İtilaf kuvvetlerinin Türk savaş esirlerini öldürdükleri bir vakıa idi. Mesela, Anzaklar’ın genel komutanı Korgeneral Sir William Birdwood emrindeki bir subaya neden çok az Türk esiri gördüğünü sorduğunda, kendisine verilen cevapta aslında çok Türk esirlerin olduğunu ancak ağır bir Türk saldırısında kendilerinin onları savaş esiri olarak besleyemedikleri için hepsinin öldürüldükleri söylenmişti. 5

Bu konuda Türk askerinin tutumu ile alakalı İkdam gazetesinde 11Eylül tarihli “Morning Post” gazetesinden iktibas edilerek yayınlanan “ Esirlere ne muamele yapıyoruz?” başlıklı bir makale esirlere karşı Türk tarafının davranışları hakkında bir fikir vermektedir: “ Avrupa düvel-i muhâsimesi savaş esirlerini açlıktan ölüme ve bir çok mahrumiyetlere maruz olmağa mahkum ederek onlara kötü muamele etmekte oldukları halde Türklerin eline esir düşen İngiliz zabitleri bunlardan asla şikayet etmemektedirler. Gazetemiz muharrirlerinden birine Anadolu’da küçük bir şehirde esir-i harb olarak ikamet eden yeğeninden gelen mektup neşredilmek üzere bize tevdi edilmiştir: “Şehrin en güzel hanelerinden birinde pek hoş bir surette ikamet etmekteyiz. Türk zabitleri bize nezaket ve hürmetle muamele etmektedirler. Ben hem rütbem olan Türk zabitlerinin aldığı maaşı alıyorum.” 6

Talat Paşa’nın “Çanakkale mağlubiyetlerine mukabil bir fikr-i intikam-cûyane ile tecavüze cüret-yab olmaları” şeklinde yorumladığı itilaf kuvvetlerinin bu hukuk ihlallerinden birisi de zehirli gaz kullanılmasıydı. Osmanlı belgelerinde ismi verilmeksizin kötü koku yaydığı ve renginin yeşil olduğu bilgisi ile tanımlanan bu gazların düşmanlar tarafından özellikle 19 Haziran’daki yenilginin ardından kullanılmaya başlanıldığı düşünülmektedir. Temmuz ayı içerisinde düşmanın boğucu gaz yayan mermileri kullanmayı sürdürdüğü yönünde yazışmalar yapılmaya devam etmiştir. 9 Eylül tarihli cephe raporunda da Arıburnu’nda düşmanın sol tarafa boğucu gazlı bombalar atarak bir lağımı patlattığı ancak bir zarar veremediği bilgisi yer almaktadır. 7

Çanakkale’de savaş sırasında İngiliz Agamemnon zırhlısı tarafından atılan bombaların Bolayır’da bulunan Süleyman Paşa Türbesi’ni tahrip etmiş olması, insancıl hukuk dışı uygulamalar için diğer bir önemli örnek oluşturmaktadır. Türbenin askeri amaç için kullanılmaması, buranın işgal altında olmaması durumu iyice anlaşılmaz hale getirmiştir. Lahey sözleşmesinin yanı sıra, İngiltere ile Osmanlı devleti arasında imzalanan anlaşma gereği mabet ve kutsal mekânların korunması gerekiyordu. İngilizler tarafından türbeye verilen zarar, Sırplarla bir karşılaştırmaya neden olmuş ve Balkan Harbi’nde Sırp ordusunun Meşhed-i Hüdavendigar’ı muhafaza etmesine karşılık, düvel-i muazzama arasında sayılan İngiltere’nin bu tavrı saldırganlığının ne boyutta olduğunun görülmesi açısından önemli görülmüştür. 8

Çanakkale savaşlarının önemli ayrıntılarından biri de sivil yerleşim alanlarına yönelik saldırılardır. Uluslararası hukuk, bu yönde hiçbir alanların zarar görmemesi ilkesini net bir şekilde benimsemiş olmakla beraber, savaş esnasında hiçbir askeri özelliği olmayan yerleşim alanlarının, yolcu gemilerinin, balıkçı teknelerinin vurulduğu görülmüştür. Sivil kayıplara, göçlere, travmalara neden olan bu uygulama daha çok Amerika vasıtasıyla ilgili devletlere iletilmiş, örnekleri ile birlikte defalarca protesto edilmiştir.

Nitekim Enver Paşa, Amerikan sefiri Morgenthau’ya yazdığı yazılardan birinde birçok savaşa katıldığını ve bu nedenle birçok masum halkın nasıl bir ıstırap yaşadığını çok iyi bildiğini dile getirmiş ve İngilizlerin savaşın her aşamasında uluslararası hukuku ayaklar altına aldıklarını örnekleriyle ortaya koymuştur. Savaşta hedeflerine ulaşmak için hiçbir masum vatandaşı önemsemeyen İngilizlerin, örneğin müstahkem olmayan Gelibolu’yu topa tuttuklarını anlatmıştır.

Gelibolu’nun bombalanması sonucunda çok sayıda ev, işyeri, özel ve resmi binalar, zarar görmüştür. Bombalamaların ardından nüfusun büyük bir bölümü Balıkesir’e gönderilmiş ve burada camilere, medreselere ve resmi binalara yerleştirilmişlerdir. Hasta ve yaralılara ek olarak evlerinden uzaklaşan bu insanların yaşadığı panik duygusu, yiyecek ve sağlık problemleri sebebiyle yardım çalışmaları başlatılmıştır. Müdafa-i Milliye Cemiyeti, Donanma Cemiyeti, İstihlak-ı Milli Kadınlar Cemiyeti gibi organizasyonlar vasıtasıyla yeni hastaneler kurulmuş, göçmenlerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışılmıştır. Savaş sırasında sivillerin zarar görmesine neden olan bir başka hadise de yolcu ve nakliye gemilerine, balıkçı teknelerine yönelik olarak gerçekleştirilen saldırılar olmuştur. 9

Netice itibariyle; yukarıda dile getirildiği gibi çok eski zamanlardan itibaren savaşın da hukuk çerçevesi içinde yapılması kabul edilmiş, bu kabul neticesinde uluslararası hukuk ortaya çıkmış ve “Savaş Hukuku” adı altında tanımlanmıştır. Ancak insanlığın, savaşı bu hukuk içerisine oturtma noktasındaki çabayla beraber ihlallerin de yaşandığı görülmektedir. Bu da savaş hukukunun ancak kağıt üzerinde tanımlandığı pratiğini bize göstermektedir. İhlaller çoğunlukla, modern silahlara sahip İtilaf kuvvetleri arasında yaşanması anlamlıdır. Ne pahasına olursa olsun Boğazı geçmek düşüncesiyle hareket ederek çok açık bir şekilde gerçekleştirdikleri bu davranışlar karşısında Osmanlı orduları savaş hukukunun bütün şartlarına ve geleneklerine uyarak harp tarihinde hak ettiği yeri almıştır.

KAYNAKLAR:                                                                  

      1- M. Yasin ARSLAN, Makaleler, 236, TBB Dergisi, Sayı 79, 2008

2- Mesut ERŞAN, Çanakkale Savaşı’nda Hukuk İhlalleri, Ankara, 2009, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, 15. cilt, 73.sayı, 166. sayfa

      3-  A. g. e, c. 15, s.167-168

      4- Selahattin ÇETİNER, Çanakkale Savaşı Üzerine Bir İnceleme, s. 22

     5- Tim TRAVERS - Birten ÇELİK , Çanakkale Muharebeleri ve Kralın Kayıp Adamları”, Çanakkale-1 Savaşı ve Tarihi, İst. Büyük Şehir Bel. Yayınları, İstanbul s. 90

   6- Murat ÇULCU, İkdam Gazetesi Çanakkale Cephesi, 3 Kasım 914-3 Şubat 1916,Haber, Yorum, Bildiri, Gözlem ve Anılar, c. 2, İstanbul 2004, s. 698

    7- Tülay Alim BARAN, Çanakkale Savaşında Hukuk İhlalleri, Ankara, 2009, Atatürk Araştırmaları Merkezi Dergisi, 15. Cilt, 73.sayı, s. 105

     8-  A. g. e 15. Cilt, 73.sayı, s. 89

    9- Şerafettin ZEYREK, Çanakkale Savaşlarında Hava Gücü ve Hava Savaşları, Çanakkale Araştırmaları Türk Yıllığı, Sayı 1, Mart 2003, s. 143

 

ulvi_sevecen@hotmail.com

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.