Bir Başka Açıdan Kürtaj ve Dinmeyen Yara; Tecavüz

Demliyazılar

Beni dikkatlice takip eden farklı bir okurum var. Genelde yazdıklarıma muhalif yorumları ve görüşleri mevcut. Adı Şükriye Hiçdönmez olan okurum, hem donanımlı hem de dava sahibi biri. Benim için önemli değil davanın benimle örtüşmesi veya örtüşmemesi.

Türkiye’nin aslında böyle insanlara ihtiyacı var; dava adamı. Ama zamanımız insanları davadan çok tüketmekten yanalar. AVM’lerin kapılarında cirit atan, nerede hangi tür eğlenceler var telaşında olan, sosyal medyada nasıl absürdlük yaparım düşüncesinde olan insanlardan ziyade fikrime zıt da olsa böylesi insanlarla konuşmak, tartışmak benim daha hoşuma gidiyor.

Böyle kişilerin okurlarım arasında olması bana pozitif enerji veriyor. Beni ve yazılarımı sıradanlıktan kurtarıyor.

Şükriye Hanım da kürtaj ile alakalı ama benim fikirlerimle çatışan bir yazı göndermiş.

Yazıyı okuduğumuzda kabul edeceğim yanları da var. Tecavüz ve zina konusunda belli bir yaptırımımız yok. Yapanın yanına kâr kalan bir anlayış var bu konularda.

Şükriye Hanımbunu da dile getirmiş. Şimdi sizleri Şükriye Hanım’ın yazısıyla baş başa bırakmak istiyorum (Yazının sadece imla konularında zorlandığım noktalarına küçük müdahalelerde bulundum; anlamı değiştirmemek kaydıyla.)

Ayrıca yazının sonunda onun bahsettiği İngiltere’de yaşanmış olayla ilgili olarak, benim de yıllar önce seyrettiğim ve bu olayla örtüşen bir filme dair yorumumu bulacaksınız.

Değerlendirmeyi siz okurlarıma bırakıyorum..

KÜRTAJ...

Başbakan önce sezaryen sonra kürtaj dedi. Gene tartışma başladı ve hâlâ devam ediyor. Başbakan’ın amacı gündem değiştirip meşgul etmekti, gerçekleşti. Ama olay kürtajı yasaklamaya gelince konu ciddileşti ve sorun büyüdü.

Kürtaj, bir çıbanı yarayı kazımak veya ana rahminin içinin kazınarak döllenmiş yumurtanın alınması şeklinde tanımlanabilir. Zira kürtaj döllemiş yumurta aşamasında yapılır ve yapılmalıdır, canlandıktan sonra değil. Kadınlar bu noktayı çok kolay yakalarlar. Erkeklerin bilir bilmez ya da yaşamadan -ki yaşayamazlar zaten laf etmelerine hiç gerek yok. Çünkü gün saymakla ve hissetmekle ilgili bir durumdur. Üstüne doktora gidersiniz, gerekiyorsa kürtaj yapılır.

Zamanımızda bunu tartışanlar kesinlikle kötü niyetlilerdir. Yok, ceninin yaşama hakkı, vicdan duygusu vs vs. Sanki bebeği ve çocuğu anneden çok düşünüyorlar. Öyle olsa idi, sokaklarımızda 80 bin tinerci çocuk (sorumlu bir de bunları aşağılar üstelik) çocuk yaşamaz, çocuk işçiler boğaz tokluğuna çalışmaz ya da dilenmezdi. Organ ve de çocuk mafyasına malzeme olanlar da ayrı yara. Amaç üzüm yemek değil tabii ki, bağcı dövmekti tabii.

Bir de Başbakan’a illa destek olmak var ya. Kimse zinayı kaldıran Başbakan’a karşı değildi. Tecavüzü normal gören zihniyetler, tüm kinlerini kadınlara kustular. ÖNCE TECAVÜZÜ ENGELLEYİN. Tecavüz serbest yani, zina gibi. Burada sesiniz yok şu ana kadar.

Tecavüz çocukları ne olacak şimdi kürtaj yasaksa. Bakan siz doğurun biz bakarız diyor. BU NEDİR?? Tecavüz edin çocuk olursa biz bakarız. Bu nasıl bir din ve ahlak anlayışı. Tecavüz, işgal altındaki topraklarda düşmanın bir tür ceza verme ve aşağılama taktiğidir. Son olarak Eski Yugoslavya’da olduğu gibi. Bizde nasıl açıklanacak bu durum?..

Ayrıca, aile içi ensest ilişkiler dünyada ve Türkiye’de az değildir. Bu bebeler ne olacak? Doğsunlar mı? Kardeşinin annesi 13 yaşında bir çocuk??? Bu travmayı taşıyabilir mi? Bunları ve ne kadar yaygın olduğunu biliyor musunuz? Anne bu durumlarla nasıl baş edecek? Çözümünüz nedir? Konu öyle fetva ya da kanunla çözülecek kadar basit değil yani. Anne çocuğuna binbir zorlukla bakarken nerede olacaklar, fetva verenler yazanlar, yasa çıkaranlar?.. Doğan çocuk piç diye aşağılanırken yanında olacak mısınız? Çocuğun hakkı bu mudur tüm masumluğuna karşılık? Yoksul kimsesiz sokaklarda ya da fuhuş veya organ mafyasının elinde. Sokak çocuklarına sahip çıkan var mı? GÖRÜNCE YOLUNUZU DEĞİŞTİRİYORSUNUZ.

Tek ve mağdur anne ne yapsın? Elbette kadınlar, karışmayın çocuk işine planlamasını ben yaparım derler. Çünkü çocukla ilgili her risk ve sorumluluk onlara bırakılmış. Tecavüzcü zaten çeker gider, zora gelen baba da çekip gidebilir. Hatta boşanmalarda bile çocuklar anneye verilir, babanın iyisi nafakayı öder. Vicdanı rahat eder. Ama çocuk ömrü boyunca annede. Düşünün geniş düşünün öyle boş lafları aşan bir durum bu.

Daha tecavüzcüyü yakalayamayan, hatta suç saymayan, mahkeme kararı ile 13 yaşında çocuğu tecavüze gönüllü kabul eden, sorumluluğunu hatırlamayan, hatırlatmayan hatta alkışlarla ödün veren bir toplumdayız. Önlemek kimsenin derdi değil hatta sorumluluk ve yetki sahibi olanların bile. Buyurun size durumumuz. Güya ahlaklı İslam toplumu.

ABD'ye gâvur ahlaksız dersiniz. Tecavüz büyük suç ve sadece kadının şikâyeti yetiyor erkeğin en ağır cezası için. Bizde buyurun durumu güya ahlaklı İslam toplumu.

İngiltere'de, yarısı bir kız dolaşırken parkta, adamın biri korkutuyor. Kız bağırıyor ve etraftan yetişiyorlar, adam yakalanıyor. Hâkim 7 yıl 7 gün hapis veriyor. İtirazlar bir şey olmadı ki diyorlar. Hâkim diyor ki: 7 gün olay için, 7 yıl da kızlarımızın parkta dolaşma özgürlüğünü tehdit ettiği için diyor. Orada kadınlar insan, bizde erkeklerin kölesi tabii, hak ne kelime. Gece parkta dolaşan kadına herkes tecavüz edebilir tabii. Diyarbakır’daki 13 yaşındaki bebeye 26 kişinin tecavüzü gibi. Bu toplumda ne din var ne insanlık ne de AHLAK..

Arap kültürünün aklı belden aşağı erkekleri. HZ MUHAMMED bunları engellesin diye kadınları ezen kız çocuklarını gömen kavime gönderildi ama bu zamanda getirdiği din cahiliye devri alışkanlıklarına sebep ve mazeret haline getirildi... Yazıklar olsun... Bugünlerde olanlara, yapılanlara, yapanları savunanlara..

Hani deveye demişler ki boynun neden eğri, cevaplamışnerem doğru ki..

Bizdeki buyurun değerlendirin, güya ahlaklı İslam toplumu.. Şimdi bazıları diyecek ki, İslamı yaşadığı düşünülen ailelerde bunlar olmaz. Yanılırlar, onlarda da çok görülür tüm kapalı toplumlarda daha yaygındır. ZATEN DİNDAR HÜKÜMETTEN ÖNCE TECAVÜZ VE ZİNA SUÇTU HİÇ OLMAZSA..

Şimdi de Şükriye Hanım’ın bahsettiği, İngiltere’de yaşanmış olayla örtüşen bir filmin analizini paylaşıyorum.

Olay Amerika'da 1984 yılında ve 10 yıllık bir sürede geçiyor. Bir lisede mezuniyet balosu var. Baloda herkes aşırı derecede alkol alıyor. Filmin kadın kahramanı Katolik ve Katolik olmasına rağmen o da aşırı alkol alıyor. Biliyorsunuz ki Katolikler dindardırlar. Bu öğrenci kızla filmin diğer kahramanı erkek minibüse biniyorlar. Minibüs erkeğin. Minibüsün arkasında kıza zorla tecavüz ediyor ve olaydan sonra kıza bunu kimseye anlatmamasını, eğer anlatırsa tekrar bu olayı yapacağını hatta öldüreceğini söylüyor. Kız şoke olmuş halde durumu ailesine söylüyor. Kızın ailesi durumu mütecavizin ailesine anlatıyor.. Onlar bu durumu kabul etmiyorlar. Ama kız tarafı mütecavizi mahkemeye veriyor.

Mütecaviz bunu duyunca İsveç'e kaçıyor. 6-7 sene kadar Amerikan adaletinden kaçıyor. Ailesi ile ancak 2 sefer görüşüyor. O da ailesinin İsveç'e gelmesiyle. Bu arada mütecavizin sakat abisi ölüyor. Cenazesine de gidemiyor. Her neyse kız tarafı mahkemeyi sıkıştırıyor ve mahkeme mütecavizin ailesinin evini arama yetkisi vererek polisler evi didik didik arıyor. En sonunda annesinin çantasında onun İsveç'teki adresini buluyorlar. FBI onu İsveç'te bulup Amerika'ya getiriyor. Ailesi onu 1 milyon dolar kefaletle dışarıya çıkartıyor.

Sonra mahkeme oluyor. Bu mahkemeye kadar medya tecavüze uğrayan kadını hiç deşifre etmiyor. Medyanın gözü sadece mütecavizde. Yani medya kadın rencide olur hiç araştırmıyor. Bu arada kız evleniyor.

Mahkemeye yapıldığı gün kız ilk kez medya kızı görüyor. Mahkemede kız tanıklık yapacağı için İncil’e el basarak yemin ettiriliyor. İlk mahkemede kız kaybediyor. Jüri mütecavizin avukatına kanarak kız aleyhine karar veriyor. Ama ikinci mahkemede ise kız kazanıyor.

Bu filmde Türkiye ile Amerika arasındaki şu farklar apaçık şekilde göze çarpıyor;

1. Amerika'da medya hiç bir zaman kişileri rencide etmiyor. Hakları mahfuz kalıyor.

2. Amerika hiç bir zaman vatandaşının hakkını gasbetmiyor. İsveç'te olsa bile suçluyu yakalayıp mahkemenin huzuruna getiriyor.

3. Mahkemede İncil üzerine yemin edilerek insanların inançlarını da gö zardı etmiyorlar.

 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.