Birbirimize En Büyük Vazife!

Ramazan KERPETEN

Günümüzde birçok tarihi hasletlerimiz perdelendi. Bazen müslümanlar arasında birbirine karşı kibirli ve suizanlı yaklaşımlara şahit olabiliyoruz. Sanki kendimiz, kusursuzluğun, mükemmelliğin mihengiymişiz gibi; bir çırpıda kardeşlerimiz hakkında hükümler veriyor, hayalimizdeki darağacında asıveriyoruz. Halbuki, müslüman müslümana karşı hüsnüzanna memurken.. ve halbuki mayasını karan din büyüklerinde bu tavır esas iken..

İşte iki din büyüğümüzden örnek bir yaklaşım; bir topluluğun yaptığı davranış hakkında art niyet arayışına girmeye temayülü olanlara ve de hepimize ibretli bir hadise (Bu anlatımın, başka hak dostları için anlatılan versiyonu da vardır): 

Bir adamcağız kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır. Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir şey yapmış 
olmak için bunu Hacı Bektaş-ı Veli Hazretleri'nin dergâhına kurban olarak bağışlamak ister. (O zamanlar dergâhlar aynı zamanda “aşevi” fonksiyonu da görüyordu.)

Durumu Hacı Bektaş-ı Veli'ye anlatır, ama o büyük zât: "helal değildir" diye bu kurbanı geri çevirir.

Bunun üzerine adam Mevlevî dergâhına gider ve aynı durumu Hz.Mevlana'ya anlatır. Hz.Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder. Bunun üzerine o adam; “aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu kabul etmemiş olduğunu” söyler ve Hz.Mevlana'ya bunun sebebini sorar.

Bunun üzerine Hz.Mevlana şöyle der:

- Biz bir karga isek, Hacı Bektaş-ı Veli bir şahin gibidir. Öyle her leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama O kabul etmeyebilir.

Bu tavır ve duruş karşısında adam üşenmez, kalkar, Hacı Bektaş Dergâhı’na gider ve Hacı Bektaş Veli'ye; “Hz.Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini” söyleyip, bunun sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.

Hacı Bektaş Hazretleri de şöyle der:

- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Hz.Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir... Bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin 
gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı; O, senin hediyeni kabul etmiştir.

***

Şimdi bu hadiseyi günümüz ortamında değerlendirecek olursak;

Bir müslüman şahıs ya da bir topluluk, buna benzer bir hadise ile muhatap olsa... Kim bilir belki de, birbirini tekfirle suçlamalara kadar bile gidilebilirdi mesele..! Günümüzün bazı üzücü misallerini gördükten sonra..!

Neydi o zaman eskilerin farkı? Bir kere onlar birer tevazu âbidesiydi. Herkesi, hususan da Hak yolunda hizmet eden herkesi kendisinden yüksek görüyor ve de onlara karşı tam bir tevazu ve hacalet içinde bulunuyorlardı.. Dolayısıyla da, başkalarının yaptıklarına ve sözlerine hep hüsnüzan ediyor, yapılanlarda bir hikmet arıyorlardı...

İnanana yakışan budur…

Temennimiz;

hepimizin de –bir inanan olarak-

böyle “olmamız gerektiği gibi” olabilmemiz.. (31 Mart 2010)


rkerpeten@gmail.com

RAMAZAN KERPETEN

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (2)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.