Biz bu şerbeti içeriz

Recep KOÇAK

Deniz Feneri Derneği yöneticileri geçtiğimiz Perşembe gecesinden itibaren hafta sonu boyunca Erzurum’daydı. Yılın ilk genişletilmiş istişare toplantısının Doğu Anadolu Bölge Temsilciliğinde yapılması kararlaştırılmıştı.

Cuma günü Erzurum Valisi Sayın Seyfettin Azizoğlu, Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Sekmen, Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ömer Çomaklı, Ticaret ve Sanayi Odası Başkan Vekili Şevket Demir, Esnaf ve Sanatkâr Odaları Birliği Başkanı Rasim Fırat ve Ak Parti İl Başkanı Murat Kılıç ziyaret edildi.

Ziyaretlerde Deniz Feneri’nin yola çıktığı günden beri Erzurum’da ve Doğu Anadolu Bölgesinde yaptığı yardım faaliyetleri, ülkemizde ve dünyanın 65 ülkesinde ihtiyaç sahiplerine nasıl kol kanat gerdiği ve dünyanın mazlumlarına nasıl umut ışığı olduğu konuşuldu.

Erzurum’un mülki ve idari erkanı ile STK yöneticileri Deniz Feneri’nin bugüne kadar yaptığı hizmetleri unutmadıklarını ifade ettikten sonra, bundan sonraki çalışmalarda işbirliği yapmaya ve desteğe hazır olduklarını söylediler.

Biz Erzurum’dayken Deniz Feneri’nde uzun yıllar hizmet vermiş kadim dostum İbrahim Altan Bey 4 Ocak 2010 tarihli yazımı facebook hesabından paylaştı. 10 yıl önce Deniz Feneri büyük bir algı operasyonuyla yıpratılmış, düzenli olarak yardım götürdüğü onbinlerce yetim, öksüz, dul, yaşlı ve hasta nice ihtiyaç sahipleri mağdur edilmişti.

O günlerde derneğin genel başkan yardımcısıydım. Diğer yönetim kurulu üyesi arkadaşlarla, personelimiz, gönüllülerimiz ve bize inancını kaybetmeyen, iftiralara itibar etmeyen bağışçılarımızla birlikte ayakta kalma mücadelesi verdik.

Şükürler olsun ki şimdi Deniz Feneri dimdik ayakta ve 2016 yılını toplanan bağışlar ve ulaştırılan yardımlar bakımından son yedi yılın en başarılı yılı olarak tamamladı.

Habername.com’da 7 yıl önce sizlerle paylaştığım “Biz bu şerbeti içeriz” başlıklı yazıyı tekrar dikkatinize sunmak istiyorum. O günden bugüne nelerin değiştiğini kimlerin “ocağına ateş düştüğünü”, kimlerin elinde kırmızı dosya sallarken “kırmızı noktalık” olup yuvarlanıp gittiğini hep birlikte ibretle takip ettik. Süreç elbette tamamlanmadı. Yaşayanlar başka ibretlik gelişmelere de şahitlik edecekler. Daha önemlisi ise ahiretteki büyük hesap. Orada da işini doğruluk üzere yapanlarla, hayatını hile üzerine bina edenler, kardeşlerine tuzak kuranlar, başkalarının haklarını gasp edenler mutlaka hesap verecektir. Ve o hesap daha çetin olacaktır.

İftiracılara inanıp yardım kuruluşunu terk edenler, hatta “yapmışlardır” diye şüphe ızhar edenler için vakit henüz geçmiş sayılmaz. Şayet tevbe için çok geç kalmadılarsa, yani vefat etmedilerse.

Allah bizleri sıratı müstakiminden ayırmasın, her daim iftiralardan korusun. Sevdiği ve razı olduğu kulları arasına dahil etsin. Amin.

……………..

Siz hiç iftiraya uğradınız mı?

Nedir ki iftira? En basit tanımıyla, çirkin bir işi yapmadığınız halde yapmakla suçlanmanızdır iftira.

Hiç iftiraya uğramamış olanlar çok şükretmeli, hamd etmeli. Ancak başınıza “iftira belası” gelmediyse öyle bir durumda iftiraya uğrayanların nasıl derin acılar yaşadığını anlamanın tek yolu kalıyor; “damdan düşenler”in yazdıklarını okumak ya da onları dinlemek.

Tarihin tozlu sayfaları arasında küçük bir gezintiye çıkıp, en bilinen iftira olaylarını okumak bir parça fikir sahibi yapabilir insanı. Mesela Hz. Aişe (r.anha) validemize yapılan çirkin iftira. Sonrasında yaşananlar.

Bu sabah, AKRA FM’den Merhum Mehmet Zahid Kotku Hocaefendi’yi dinledim. Sohbette merhum Hocaefendi besmelenin faziletinden bahsederken Hacı Bayram-ı Veli (k.s) ile ilgili bir hikâye anlattı.

Kıssaların bazıları belki kısmen, belki tamamen gerçek dışıdır. Ortaya çıkmalarında çeşitli saikler söz konusudur.

Ne var ki, kıssaların hemen hepsinde okuyan ve dinleyenler için önemli “hisseler” vardır.

Bu hikâyenin tarihen sabit olup olmadığının araştırmasını tarihçilere bırakıp biz hissemizin peşine düşelim.

Altıncı Osmanlı Padişahı Sultan İkinci Murat zamanında Hacı Bayram-ı Veli’nin şöhreti bütün ülkeye yayılmış. Hacı Bayramı Veli’ye padişahın saygısı, muhabbeti varmış. Padişah, -Hacı Bayram ile özel bir yakınlık içinde olmasa da- onu, topluma faydalı insanlar yetiştiren ve ülkede rafine insanların sayısının artmasına önemli katkı sağlayan birisi olarak gördüğü için özel destek vermiş.

Mesela, -rivayete göre- Hacı Bayramı Veli’nin talebelerine askerlik ve vergi muafiyeti gibi imtiyazlar verilmiş.

Hacı Bayramı Veli’nin çok etkili sohbetleri, faydalı terbiye yöntemleri bir yana, bu türden özel kolaylıkların da etkisi ile çevresindeki mürit ya da öğrenci halkası çok hızlı büyümüş.

Hikâyeye göre, Sultan İkinci Murat’ın veziri Hacı Bayram-ı Veli’nin giderek güç kazanması ve nüfuzunun artmasından ciddi rahatsızlık duyarmış. Belki dedikoducuların, cahillerin, hasetçilerin ulaştırdığı yalan-yanlış bilgi ve haberlerin de etkisi ile vezir Hacı Bayram’a diş bilemeye başlamış.

Vezire göre Hacı Bayramı Veli’nin ortadan kaldırılması gerekiyormuş. Bir fırsatını kollamış ve uygun bir zamanda padişaha bu konuyu açmış, “Sizin koltuğunuzda gözü var. Giderek kontrolü zor hale geliyor. Bugünden tedbir alınmazsa ülkemizin başına bela olur” demiş.

Padişah, vezirin öne sürdüğü delilleri ve ısrarı karşısında, “Ortadan kaldırın o halde!” demiş.

Vezir, “Adamları çok kalabalık, dikkat çekmeyen, özel bir yöntem uygulamamız lazım” hatırlatmasında bulununca padişah, “Öyleyse saraya davet edin. Başka misafirlerimiz de bulunsun. Şerbet ikram edersiniz. Onun bardağına zehir koyarsınız, içer, kıvrılır” demiş.

Planlandığı gibi davetliler padişahın huzuruna alınmış. İkramlar başlamış. Hacı Bayram hazretleri bardağı eline almış, “Padişahım” demiş, “Biz bu şerbeti içeriz ama vezir gider!”

Padişah sükût etmiş.

Hacı Bayram-ı Veli, “Bismillah” deyip içmiş zehirli şerbeti.

Salonunun diğer köşesinde oturmakta olan iftiracı vezir bir âhh çekmiş ve düşüp ölmüş.

Padişah durumu anlamış.

Hacı Bayram-ı Veli Hazretlerinden bir dilekte bulunmuş, “Beni de talebeleriniz arasına alır mısınız?” demiş.

Alınmış.

İftiraya uğrayan tüm dostlar müsterih olsunlar.

“Bismillah” deyip içelim hazırlanan zehirli şerbetleri.

Gerisini müfteriler düşünsün. Korkması gerekenler mağdurlar, mazlumlar ve iftiraya uğrayanlar olmamalı.

İftiracılar korksunlar. Zira onlar için iki cihanda da sadece zillet vardır. Ömrü olanlar dünyadaki kısmını görecektir. Sabır!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.