Bomba gibi bir soru

xxx78

Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'un Kazım Karabekir'i anma töreninde yaptığı konuşmada sorduğu “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl cami bombalamayı düşünür?” sorusu yürek dağlayıcı ve haklı bir soru. Halkın 'Peygamber Ocağı' gözüyle baktığı, başkaları “Hurra, hurra” diye bağırırken askerleri “Allah Allah” sesleriyle taarruz eden bir ordunun cami bombalaması düşünülebilir mi?

'Balyoz Planı' İstanbul'da 1. Ordu bünyesinde ve çok sayıda üst düzey komutanın katılımıyla yapılan bir 'seminer planı'nda iktidara el koymak için başvurulacak toplumu yönlendirme eylemleri arasında iki camiye bomba konulmasını da kapsıyor. Fatih ve Beyazıt camilerinde patlatılacak bombalarla tahrik edilecek insanların 'kıyama' kalkması bekleniyor. Bu amaçla kışkırtıcı tipler kullanılması da senaryoda unutulmamış...

Akla zarar bir senaryo bu. Eğer doğruysa Türk Silâhlı Kuvvetleri (TSK) içinde birilerinin böylesine deli saçması senaryolar eşliğinde darbe planları yapması gerçekten de 'hicap duyulması' gereken bir olay.

Ya doğru değilse?

İş zaten tam da burada düğümleniyor. Onbeş-yirmi yıl öncesine kadar herhangi bir zaman diliminde böyle bir senaryo birileri tarafından dillendirilse, kamuoyunun tamamına yakını, böyle bir ithamı yapanın üzerine yürürdü. TSK'nın bütün araştırmalarda ülkemizin en güvenilen kurumu olarak çıkması boşuna değil.

Zaman zaman yapılan yanlışlara, milli iradeye ket vuran darbelere rağmen, bizim milletimiz, kişileri suçlasa bile kurum olarak TSK'nın şanına nakise getirecek her türlü ithama bizzat göğüs germeyi bilmiştir.

Sosyal ve siyasal araştırmalarıyla tanınan bir kurumun başındaki kişi, daha dün, TSK'nın güvenilme oranında ciddiye alınması gerekecek çapta bir düşüş olduğundan söz ediyordu.

İnsanlarımız, giderek artan oranlarda, darbe ifşaatlarıyla ortaya dökülen tabloya inanır duruma geldi. 28 Şubat 'post-modern darbesi' için malzeme arayışına girmiş, bulamadığında doğaçlama kabilinden 'sahte şeyhler' devreye sokmuş, sonradan hepsi yer yarılıp içine girmiş gibi buharlaşan dönemin şarlatanlarından yararlanmış bir kurum gibi görünüyor bazı gözlere TSK...

Şimdi kendisinin oturduğu koltuğun bazı eski sahiplerinin “28 Şubat gerekirse bin yıl sürer” türü sözleri hatırlandığında, o günlere yol açan mizanseni sahneye koyanın 'ordu içinde küçük bir grup' olduğuna da kolay kolay inanmıyor.

“Kol kırılır yen içinde kalır” ya da “Birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için” türü felsefeler, şimdikine benzer ortamlarda, o felsefeyi yaygın biçimde uygulayanların içinde yer aldığı kurumlara zarar veriyor. Bugün olan da muhtemelen budur...

Taraf gazetesince yayımlanan 'Balyoz Planı' 1. Ordu tarafından hazırlanmadı mı? Genelkurmay'a sadece bazı yönleri duyurulmuş kapsamlı bir 'darbe planı' değil mi bu? Hazırlık safhasında yer almış subaylar ile ilgili ortalığa saçılan bilgiler sahte mi, yoksa hakiki mi? Org. Başbuğ, planla ilgili “Aklı ve vicdanı olan hiçbir kimsenin kabul etmesi mümkün değildir” noktasına 2003 yılı mart ayının başlarında yapılan toplantıya katılan silâh arkadaşlarına bizzat sorarak mı gelmiştir?

O soruyu bize de sormasında hiçbir mahzur yok, hatırı için istediği türde bir cevap da verebiliriz; ancak “Allah Allah diye taarruz eden bir ordu nasıl cami bombalamayı düşünür?” ağır mı ağır sorusunu 'Balyoz Planı'nı hazırlamakla suçlanan kişilere de sorsa iyi olacak...