Boşuna söylemiyor…

xxx444

Ergenekon'dan söz açıldığında “Görmedim, bilmiyorum, duymadım”ı başarıyla oynayan “askere en yakın gazeteci” Mehmet Ali Kışlalı; vaktiyle çok söylemiş “Sezer'i ararız” diye…

Kışlalı'nın son rektör atamalarından sonra Çankaya'da Sezer'in oturduğu günlere özleminin arttığı anlaşılıyor:

“Arıyoruz, daha çok arayacağız” diye iç geçiriyor.

Kışlalı, “kendi reyi haricinde tek oy alabilen bir ismi rektör olarak atayan” Sezer'i gayet tabii arayacaktır…

Eski Cumhurbaşkanı'nın dogmatik “kamusal alan” uygulaması gözlerinin önüne gelecektir…

Sezer'e “özel istihbarat” sağlayan “birim” vasıtasıyla kimi üst düzey bürokratların BÇG'ye nazire yaparcasına “fişlendiği” günlere de selam duracaktır.

Kışlalı, Çankaya'ya Abdullah Gül'ün çıkmış olmasından duyduğu rahatsızlığı her bir vesile ile dışa vuruyor:

Hiç eksik etmediği “laikçilik” onun son derece konforlu paravanı; Gül'ün seçilmesinin “Yıllanmış Statüko'nun Kaybetmesi” anlamına geldiğinin farkında, karnı bundan dolayı ağrıyor!

Yandaşlarının Gül'e sütunlarında açtığı “statükocu” ateşi örnek göstererek; o kalemler üzerinden “Gül benim de Cumhurbaşkanım değil” demeye getiriyor, Kışlalı…

Bakınız, Cumhurbaşkanı Gül tarafından ataması yapılmayan İTÜ Rektörü Prof. Dr. Faruk Karadoğan'ın Kışlalı ile çok benzer bir yönü var:

İTÜ'nün yayınladığı geleneksel yıllığın ilk üç sayfasında, Atatürk'ün fotoğrafını Cumhurbaşkanı'nın ve Rektör'ün resimleri takip ederdi.

Gelgelelim, 2008 yıllığında Cumhurbaşkanı'nın fotoğrafı yoktu…

Karadoğan, Gül'ü sansürlediğini itiraf edecek değildi, ya!

“Her yıl olduğu gibi bu yıl da aceleye geldi” diyerek komik ötesi bir savunma yapıverdi:

“Cumhurbaşkanı Sezer”in fotoğrafları mı? Asla “acele”ye gelmemişti.

Gül'ün atadığı rektörlerden 12'si “üniversitelerinde en çok oyu alan” isimlerden tercih edilmişti. 9 rektör ise en çok oyu alanlar arasından seçilmemişti…

İTÜ 'eski' rektörü Karadoğan'ın dışında; Akdeniz Üniversitesi'nin koltuğunu “siyasi” bir makam haline getirmesiyle ün yapmış rektörü Prof. Mustafa Akaydın da en çok oyu aldığı halde elenenler arasındaydı:

Üniversitesinde kimlerin cirit attığını 6 Nisan'da meydana gelen olaylarda görmüştük. Alnında Zülfikar dövmesiyle “Sakallı Provokatör” kampusta öğrencilerin üzerine bir şarjör mermi boşaltmıştı.

“Kolayca üniversite kampusuna girebilen” tahrikçi Ö.U. savunmasında “JİTEM elemanları tarafından kullanıldığından” söz etmişti.

Üniversitesinde bunlar olurken, Prof. Akaydın CHP sözcüsünden farksız icraatlar peşinde koşturuyordu:

“30 Rektörlü Kaos Komitesi”nin başındaydı; Yargıtay ve Danıştay'ın hükümete yönelik bildirilerine de destek vermişti.

Akdeniz Üniversitesi rektörlüğüne veda ederken “Atatürk'ün makamı işgal altında” diyordu, Akaydın!

Üniversitelerdeki rektör seçiminde oy kullanan öğretim üyeleri; yardımcı doçent, doçent ve rektörlerden oluşuyor:

Prof. Akaydın'ın rektör olduğu dönemde göreve başlayan yani “yeni oy” demek olan öğretim üyelerinin sayısı kaç idi, dersiniz? El Cevap: 312

Akaydın, 293 oy alarak birinci gelmişti!

Gazi Üniversitesi'nde Rektör Kadri Yamaç 732 oyla birinci olmuştu, değil mi? Onun dönemindeki “yeni oylar”ın sayısı ise: 772 idi!

Yamaç rektörlüğü kaybettikten sonra “YÖK, ey Gazi senin öğretim üyelerinin yarısını yok sayıyorum demiş oldu” diye feveran ediyordu.

Önceki dönemde Rıza Ayhan, Kadri Yamaç'tan üç kat daha fazla oy alarak birinci gelmesine rağmen Sezer tarafından elendiğinde neden hiç kimse “oyların yok sayılmasından” dem vurmamıştı?

Cevabını CHP Sözcüsü verdi, ya: “Ahmet Necdet Sezer'i korumak için!”

“Kışlalı Paşa” boşuna demiyor; “Sezer'i arıyoruz, daha da arayacağız” diye