Bugün Aklıma Güzel Bir Fikir Geldi

Erol BATTAL

Nimet Çubukçu Milli Eğitim Bakanı olduğu ilk günlerde, Eğitim-Bir-Sen Sendikası Yönetimi olarak ‘Hayırlı olsun` ziyaretine gitmiştik. Ziyarette dile getirdiğimiz eğitimin ve eğitimcilerin sorunlarının tamamını “Hemen hallederiz, çözeriz” diyordu. Ziyaretin sonunda salona medya mensupları da alındı. Biz Nimet Çubukçu’nun “Hemen hallederiz, çözeriz” dediği konuların hiçbirini, medya huzurunda dile getirmedik. Çünkü bunların kısa vadede çözülemeyeceğini biliyorduk. Ancak Nimet Hanım, gazetecilere; “Sözleşmeli öğretmen uygulamasına son veriyoruz, bugünden itibaren sözleşmeli öğretmen almayacağız. Ayrıca İlk-San’ı da feshedeceğiz” dedi. Bakan, bunları söylerken, 5.000 yeni sözleşmeli öğretmen alımı ile ilgili başvurular yapılıyordu. Muhabirin biri, “Artık hiç sözleşmeli öğretmen alımı olmayacak mı” diye sordu ve Bakan Hanım tekraren, “Hayır, artık sözleşmeli öğretmen almayacağım” dedi. Aynı muhabir, “On gün sonraki sözleşmeli öğretmen alımlarının başvuruları iptal mi edilecek” diye sordu. Nimet Hanım durakladı, galiba on gün sonraki alımları unutmuştu. “Ha bu son olacak, bundan sonra olmayacak” diyerek durumu kurtardı. Ancak sözleşmeli öğretmen istihdamı hâlâ devam etmekte, İlk-San aradan dört yıl geçmesine rağmen sürdürmektedir.

Bu örnekler, var olan, yanlış uygulamaların kaldırılmasının kolay olmadığını bunların kaldırılmasının ciddi maliyetler istediğini, binlerce kişiyi etkilediğini, söyleyen kim olursa olsun “Ben istemiyorum, aha da kaldırıyorum” demekle kaldırılamayacağını gösteriyor. Ekonomik bedeli olan ve çok sayıda kişiyi çeşitli şekillerde ilgilendiren uygulamalara son vermek için belli bir çalışma, ciddi bir planlama gerekir. Var olan yanlışların ortadan kaldırılması bir planlama, bir zaman isterken; yeni yanlışların uygulamaya sokulması aynı oranda bir planlamaya, bir zamana ihtiyaç duymamaktadır. Sabahleyin erkenden kalkan “Bugün aklıma güzel bir düşünce geldi” diyor ve o ‘güzel düşüncesini’ hemen hayata geçirmeye çalışıyor. Önce düşünceye afili bir isim bulunuyor, konu tartışılmadan büyük bir hevesle işe girişiliyor, onlarca kişi emek veriyor, ihaleler açılıyor, makineler, teçhizatlar alınıyor, milyonlarca lira masraf ediliyor, görkemli törenler yapılıp, ateşli sözler söyleniyor. Sonra kısa bir zaman sonra ne ateşli sözlerden, ne görkemli törenlerden, ne makinelerden, ne de o afili isimden eser kalıyor. “Bugün aklıma güzel bir düşünce geldi” türü ‘projeler’ son yıllarda Milli Eğitim’de sıkça uygulanmaya başlandı. Bu tür “projelerin” büyük bir kısmının ömrü, birkaç ayı bile bulmamakta, peşinden yeni dâhiyane ‘projeler’ gelmektedir. Çünkü bu tür bol masraflı, tartışmalı ve uygulamada da faydadan ziyade zarar getirici ‘projelerin’ hesabı, sorumlularına asla sorulmamaktadır. Sadece makyajlı dönemlerinde bu projelerin sahipleri olmakta, yaldızları döküldüğünde bunlara kimse sahip çıkmamaktadır.

Özellikle eğitimle ilgili bir düşüncenin proje aşamasından önce toplumla paylaşılması, taraflarca tartışılması, fizibilitesinin yapılması, pilot uygulamalarla denenmesi ve bu deneme sonuçlarına göre program haline getirilerek, yetkililerin görev sürelerine bağlı kılınmadan uygulamaya sokulması gerekir. Bu aşamalar yaşanmadan, düşünceler hemen uygulamaya geçirildiği için, belki yararlı sayılabilecek birçok düşünce heba edilip bir sürü emek ve para ziyan edilmektedir. Son üç ayda Milli Eğitim Bakanlığı; biri uygulama, diğeri planlama aşamasında iki projesini kamuoyuyla paylaştı. Uygulama aşamasında paylaşılan proje, yine afili bir isim taşıyordu. F.A.T.i.H.

F.A.T.i.H. içerisinde telmihlerin, edebi sanatların bolca bulunduğu bir isimdi. Açılış için bütün bir merkez ve taşra eğitim bürokrasisi Ankara’ya toplandı, Başbakan açılışa çağrıldı. “Eğitimin kurtuluşu; modern zamanların teknolojisi eğitimin can simidi” dendi. Günlerce F.A.T.İ.H tartışıldı. Kimileri “Projeye yakışır dâhilikte bir isim” dedi; kimileri, “Fatih Belediyesi’nin kakalaması” dedi. İhaleler yapıldı, makineler alındı. Sanki ilk kez, teknoloji, bilgisayarlar okullara sokuluyormuş gibi lanse edildi. Hâlbuki daha öncede benzeri projeler, okullarda uygulanmış, akıllı sınıflar, bilgisayar sınıfları, teknoloji sınıfları oluşturulmuş, milyonlar harcanmış ve bunların büyük bir kısmı hiç kullanılmadan modası geçtiği için okulun deposuna kaldırılmışlardı. Bugün, F.A.T.İ.H’den kimse bahsetmemekte ve F.A.T.İ.H’te daha aradan iki ay geçmeden kendinden öncekilerin akıbetini yaşamaktadır. Son günlerin ikinci dahi projesi ise; yabancı, İngilizce öğretmeni projesiydi. Her yıl 10.000 tane olmak üzere, 4 yılda 40.000 yabancı öğretmen getirilerek; hem öğretmenlerimiz hem de öğrencilerimiz eğitilecek, halkımızın İngilizceyi sular seller gibi konuşması sağlanacaktır.

Bu proje iyi ki F.A.T.İ.H gibi uygulama aşamasında kamuoyuyla paylaşılmadı. Önemli bir fikir olduğu için, uygulamaya geçilmeden daha proje aşamasında halkımıza duyuruldu. Ya 10.000 yabancı öğretmeni getirip, Şura Salonu’na ve bahçesine toplayıp kura çekimi aşamasında duyursalardı ne yapılacaktı. Galiba bu proje şanssızlık eseri erken duyurulduğu için, bir türlü yeniliklere açık olmayan halkımızın tepkisiyle karşılaştı ve askıya alındı. Ve halkımız İngilizceden şimdilik mahrum kaldı. Plansız, programsız yapılan bu tür uygulamaların faydalı ya da faydasız oluşuna bakılmadan yaşadığı bir diğer sıkıntı ise ömürleriyle ilgilidir. Faydalı da olsalar bu tür projeler bir program haline getirilmeden uygulamaya sokuldukları için, ömürleri proje sahibinin görev süresiyle sınırlı kalıyor. Mesela Hüseyin Çelik döneminde başlatılan 100 Temel Eser Okutma projesi, Hüseyin Çelik’in gidişiyle birlikte sadece bu eserleri basan yayınevlerinin takibine terk edildi. Hâlbuki güzel bir projeydi, program haline getirilip, geliştirilebilirdi. Neyse, önemli değil; belki bir gün, bir başkasının, “Bugün aklıma güzel bir düşünce geldi” projesiyle yeniden hayat bulabilir.

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.