ÇANAKKALE RUHUNU GERİ İSTİYORUM

Ahmet TÜRKAN

Dost ve düşman hiç kimse Çanakkale Ruhu karşısında olumsuz düşünemez. Bunca yıldır yazılan ve çizilen her olay Çanakkale ruhunun muhteşem olduğu üzerine. Rabbim biz Müslümanlara öyle güzellikler ihsan etmiş ki, savaşta düşmana bile kalleşlik etmemişiz.

Peki öyle ise bize ne oldu?

Ne oldu da son dönemde TSK dine karşı irtica paranoyasına girdi.

Eksik olan ne ki?

Çanakkale’de henüz sönmemiş bir ruh vardı. O da İslam olmaktan gelen muhteşem ruh.

İslamdan çıkmadığımız halde o ruh neden kayboldu?

Manevi değerlerimiz törpülendi ve savaşma yeteneği darbe ruhuna dönüştü.

Maneviyat ve düşman algısı yerini çıkarlara bıraktı. İnsanlar görünüşte vatanlarının sınırlarını dağlar ve derelerle çizseler de esasında vatan manevi değerler üzerine kurulur. Ülkelerin sınırları zamanla değişebilir, hatta bir milletin vatanının tamamı da değişebilir. Şahıslarda olduğu gibi milletlerde de hicretler görülür. Türk Milleti göçleri ve hicreti en çok yaşayan milletlerden biridir. Hangi toprağı seçmişse izah etmeye çalışacağım moral değerlerin gücü ile, kısa zamanda orayı tekrar vatan etmesini bilmiştir, Milletimizin sahip olduğu bu değerler onu bin senedir inşa eden millet yapan değerlerdir.

Taraf Yazarı Ahmet ALTAN  siyasilere "SİZ OSMANLI'NIN NEYİYLE ÖVÜNÜRSÜNÜZ"  diye soruyor.

Ben siyasi değilim. Aşağıda anlatmaya çalışacağım sebepler yüzünden; ben Çanakkale Ruhunu geri istiyorum.

Olması gereken moral değerler.[1]

Vatan:Önce vatan deriz. Vatan neresidir? Ekmeğimiz, aşımız, evimiz, üzerinde horlanmadığımız, bin yıldır kurbanlar verdiğimiz topraklar.

Hür semalarında ezanların çınladığı, gök kubbeye benzesin diye, ovalarına serpilen kubbelerinde, Kuran seslerinin yükseldiği topraklar! Kanımızın döküldüğü yerlerin, gökteki yıldızlara kadar bizim olduğunu anlatan, bayrağımızın dalgalandığı topraklar.

Şairin;

Kim bu cennet vatanı uğruna olmaz ki feda?

Şüheda fışkıracak toprağı sıksan şüheda!

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hüda,

Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüda… dediği topraklar.

“Vatan sevgisi imandandır” diye sevdiğimiz, bir genç kızın oyasına işlediği gibi, türbelerle, medreselerle, kervansaraylarla işlediğimiz topraklar. Dünyadan çok ahrete yakın duran mezar taşları ile gelecek nesillere emanet bıraktığımız topraklar. Vatanımız…

Şehadet:Medeniyetimizin en temel değerlerinden biri de şehitliktir. Türk milletini asırlardır canlı tutan, cihanı fethedecek bir ruhla onu yüce hedeflere yönelten şehitlik kavramı, onu diğer milletlerden ayıran en bariz vasfıdır. Bu kavram bizi tarihimize bağlayan en sağlam bağımızdır aynı zamanda. Şehadet kelimesini duyduğumuzda bütün duygularımız hemen kanatlanıverir. Onunla, Uhut sahrasından Niğbolu ovasına bir Cuma sabahı Malazgirt ovasına giriveririz. Yine o kelime ile Sakarya ve Çanakkale içinde yaşadığımız bir an oluverir ansızın da onun için Çanakkale ruhunu geri isterim. Şehit cenazelerinde top yekün namaza duran ordu isterim, sadece selam duran ordu değil.

Millet:Tarihin, dinin ve dilin tek tek ördüğü bir nakışız biz Anadolu üzerinde; Renklerimiz biraz farklı ama tek renkten nakış olmaz bilirsiniz. Bu renklerimizi soldurmak isteyen, biri birine karıştırmak isteyenlere aldırış etmeden, nakıştaki yerimize sahip çıkmalıyız. Nakış ahengimizi bozmamalıyız.

Bu millet yüceliğini en kara günlerinde gösterir, kara fırtınaların estiği günlerde anlarsın yiğit toprağı nasıl sever. Anadolu’nun yiğitleri nasıl bir kahraman oluverir. Aslında ordu millettir, millet de ordu. Çanakkale’de olduğu gibi. Bu gün de millet ordu olmalı, ordu ise millet. Milletin manevi değerlerine sahip çıkarak. Kendini milletten üstün görmeden, milletin içinden geldiğini bilerek. Onun için Çanakkale Ruhunu geri istiyorum.

Sancak:Biz millet olarak dar günlerimizde hep sancağın altına sığındık. Hz. Peygamber Bedir’de Beyaz sancağın altında secdeye kapanmış şu duayı yapıyordu.”Ya Rabbi, eğer sen bu bir avuç insanı helak edersen bir daha yer yüzünde sana ibadet edecek kimse kalmayacaktır.”

Millet olarak şanlı Resule inandığımız günden beri hep o ruhu taşıdık. Hep sancağa sığındık. Çanakkale’de, Sakarya’da bu ruh ile Rabbimize yönelerek aynı sancağa sığındık. İstiklal Marşını bu sancak uğruna yazdık.

Birde Moral Değerlerimizin Karşı karşıya olduğu tehlikeler var. Onları da şöyle sıralanabilir.

Batı medeniyeti karşısında komplekse kapılma: Türk İslam medeniyeti 11. Yüzyılda aldığı medeniyet öncülüğünü 800 yıl sürdürdü. Son 100 – 150 yıllık batı üstünlüğü ise bu günlerde sekteye uğrama yolundadır. Belki 50 yıl sonra batı medeniyetinin adı bile olmayacaktır. Medeniyetin nimetlerini yanlış kullanan, nefislerine mağlup bir batı hem kendini hem evlatlarını hastalıklı, uyuşmuş, sarhoş hale getirip bırakmıştır. Kendini koruyamayan, insanını koruyamayan batı medeniyeti karşısında komplekse kapılmaya gerek yoktur. Hatta son 5 yılda gelinen ekonomik ve sosyal sonuçlar bile iddiamızı ispat etmeye yetmektedir.

Demokrasi götürmek üzere girdiği her yerde ölüm ve kan bırakan batı artık bizim için örnek olmaktan çoktan çıkmıştır. Komplekse hiç yer yoktur.

Yanlış Laiklik Yorumu:Savaş gücüne yönelmiş ikinci büyük tehlike laikliğin yanlış yorumlanmasıdır. Geri kalmış toplumların genel özelliklerinden biri üretilen sanal tehlikeler etrafında toplumsal enerjilerini tüketmeleridir. Günümüzde medeniyetimiz ve dini hayatımızla ilgili her tezahür, aynı sanal tehlikenin konusu haline getirilmiştir. Anayasal güvence altına alınan dini özgürlükler medeniyetimizin temel değerleri, laikliğe aykırılık iddiası ile peşinen mahkum edilerek terörden daha tehlikeli olarak nitelendirilmiş ve mütedeyyin Müslümanlar bu uğurda fişlenmişlerdir. Ordu kendi bağrından çıkan mütedeyyin komutanları bu algılamasından dolayı suçlamış ve baştan beri izah etmeye çalıştığımız moral değerlerin dışına itmiştir.

Şimdi şunun cevabını nasıl vereceğiz. 1000 yıl haçlı saldırılarına karşı; İslam inancını laiklik karşıtı olarak algılamak için mi durmuştuk?

Moral değerlerimiz vatanımıza ait olma duygusunu canlı tutan hayat damarlarımızıdır. Moral değerlerimizi besleyen kaynakların kurutulması, medeniyetimize ve milletimize doğrudan yöneltilmiş bir tehlike sayılmalıdır.

Bizi bir arada tutan milli ve manevi değerlerimiz, inci dizisinin ipine benzerler. İp koptuğunda, kopan sadece dize olmaz, inciler elden gider.

Onun içindir ki Çanakkale Ruhunu geri istiyorum.

 

Ahmet TÜRKAN-Habername



[1]Dr.Ramazan Balcı;Asker ve Dini Değerler sempozyumundan.2008

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.