Çanakkale Vicdanların Sesi Olmalıdır..!

Demliyazılar

 

Gelibolu’ya tarihi ve kültürel geziye gittiğimizde Rehber Hanım, İngilizler olsun, Anzaklar olsun, Fransızlar olsun tüm düşman devletlerinin oralarda anıt mezar kurmaları 1930’lu yıllardan başlarken ve oralara atalarını ziyaretler ederken, bizim henüz 15-20 yıl öncesinden bilinçlenmeye başladığımıza dikkat çekti. Ne kadar da acı değil mi?

Metrekareye 6 bin merminin düştüğü, tahminen 250 bin şehidimizin olduğu Gelibolu Yarımadasında her adım atışında sanki bir şehidin üzerinden geçecekmiş hissi verirken, dudaklarda hiçbir an duaların, Kur’anlar’ın eksik olmaması gerekir diye düşünüyorum.

Evet, insan Çanakkale’nin Gelibolu’sunda ayrı bir âleme dalıyor. Hüzünle kahramanlık arasında gidip gelirken o günün şartlarıyla bugünün şartlarını insan kıyas etmeye hayâ ediyor.

İsterseniz 43. Alay 1. Piyade Taburu 1. Bölük, 1917 yılı yemek listesine bir göz atalım;

15 Haziran Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yağlı buğday çorbası ve ekmek.

26 Haziran Sabah: Yok. Öğlen: Yok. Akşam: Üzüm hoşafı, ekmek.

18 Temmuz Sabah: Üzüm hoşafı. Öğlen: Yok. Akşam: Yarım tayın ekmek.

8 Ağustos Sabah: Yarım ekmek. Öğlen: Yok. Akşam: Şekersiz üzüm hoşafı, ekmek yok

21 Temmuz 1917'den itibaren ordu emriyle ekmek istihkakı 500 grama indirilmiştir.

Gezimiz boyunca gelen insanlar acaba bu bilinçle mi geldiler?

Geldilerse eğer etrafa saçılan yemek artıkları neden?

Yiyemeyeceğini bildiği halde alıp da yemekleri çöpe atarken en küçüğü 17’lik vatan yiğitlerinin o halleri hiç aklına gelmedi mi dersiniz?

Seviniriz, övünürüz biz böyle kahramanların torunlarıyız diye.

Mağrur oluruz, gurur akar her yanımızdan.

Ama o yiğitlerin çektikleri çileleri hiç düşündük mü, onların yanı başındayken?

Hele ki 250 kilonun üzerindeki top mermisini bir anda kaldırıp 3-4 basamak çıkıp da İngilizler’in o ünlü Ocean gemisini yerle yeksan eden, savaşın seyrini değiştiren Koca Seyit'e ne demeli? Komutanı ona ne dilerse yapacağını söylemiş, o da doyamadığını, ekmeğinin bir dilim daha artmasını istemiş, lakin birkaç gün sonra, ekmeği arkadaşlarından fazla olduğu için vicdanı rahat etmediği için, o da arkadaşları gibi bir ekmekle kifayet etmiş. Bize bundan daha büyük ders ne olabilir ki?

Hatta bununla da kalmıyor Koca Seyit ve onun biricik kızı Ayşe. Devletin ona maaş bağlamasını kendisi gururuna yediremezken kızı da onunla aynı düşüncede olup babasının almadığı maaşı kendisinin de alamayacağını söylüyor. Şimdi bir de, neredeyse her dönem devleti söğüşleyenlerin ne kadar gurursuz ve ne kadar şereften yoksun olduklarını hatırlayalım.

O zamanlar yenilen kurşun, verilen can, çekilen eziyetler vatan ve millet içindi.

Kâğıt üstünde biz onların torunuyuz ama vicdanlarda onların torunları mıyız?

Onlar kadar vatan sevgimiz var mı?

Vatan için canımızı mı veririz yoksa vicdanlarımızı mı satarız?

O zamanın derme çatma sahra hastanelerinde o kahraman askerler narkozsuz, canlı canlı elleri, kolları, bacakları kesilirken onların torunları olan bizler en lüks hastanelerle bile yetinemiyoruz.

Sakın kimse yanlış anlamasın; o kahramanlar çile çekti diye biz de mi çile çekeceğiz polemiğinde değilim. Ancak şükretmesini bilmiyoruz. Hiç bir şeyle yetinemiyoruz. Bir tatminsizliktir gidiyor.

Onlar helalinden bile bir lokma yiyemezken, haramları havuduyla götürenlerde acaba nasıl bir vicdan mevcuttur?

O tarihi yarımadaya yığınla insan ziyarete geliyor şimdi.

Niçin geliyorlar acaba?

Sadece ziyaret amaçlı mı yoksa o zamanın niçinlerini, nasıllarını düşünmek için mi?

Birkaç alışveriş yapayım, birkaç mezar göreyim, birkaç dua okuyayım mı diyorlar?

Oraya giderken donanımlı gidilmeli.

Birkaç kitap karıştırılmalı ve önbilgi edinilmeli. Sadece rehberlerin söyledikleriyle yetinilmemeli.

Biz tarihimizi kitaplardan ve rehberlerden öğrenirken vicdanlarımızın ve bilincimizin de cilalanması için oraları şevkle, hüzünle, kahramanlık duygularıyla ziyaret etmeliyiz.

Böyle bir geziye vesile olanları da tebrik etmek istiyorum.

Aslında Gelibolu’ya sadece yakın yerlerden insanlar gitmemeli. Devlet tüm imkânlarını kullanarak uzak yerlerden de insanların buraları ziyaret etmeleri sağlanmalı.

Milli ve manevi duygular ancak bu ziyaretlerle ayyuka çıkar.

Şunu da söyleyeyim; orada sadece Türkler can vermemiş. Orada Diyarbakırlı Maho Ağa da şehid olmuş, Medineli Mehmet de.

Bu sınırlar içinde olan herkesin bu bayrağın üzerinde kanlarının olduğu unutulmamalı.

Sadece Türk kanıyla sulanmadı bu topraklar.

Son söz olarak da Güngören Belediyesi’ne birkaç sözüm var.

Belki yukarıdaki yazdıklarımla şimdiki yazdıklarım çelişebilir.

Allah razı olsun Güngören Belediyesi çok güzel bir hizmet yaparak binlerce insanları buraları ziyaret etmesine vesile oluyor.

Ama bu ziyaretler milletin vergileriyle yapılıyor.

Onun için tek kuruşun bile önemi var.

Bize tahsis edilen otobüs çile otobüsü oldu.

Mikrofonu bozuk olmasından dolayı Rehber Hanım’ın dediklerinin bir kısmı anlaşılamadı. Bundan dolayı da bilgilenme açısından büyük bir sıkıntı oluştu.

Klimanın olmasını bırakın otobüs sıcaktan kavruluyordu.

İnsanlar ziyadesiyle çile çektiler.

Hangi sebepten?

İhalenin teknik şartnamesine baktım; muğlak cümlelerle kurulmuş bir şartname. Ne yükleniciye herhangi bir yaptırım var ne de belirgin ifadeler mevcut.

Sayın Şakir Başkan!

Lütfen bu konularda müdürlerinizin dikkatini çekin.

Bunca yapılan hizmetin bir mikrofon ve klima yüzünden berbat edilmesine izin vermeyin. Hizmete çıkacak olan tüm arabaları kontrol ettirin ve bu ziyaretler çileye dönmesin.

Halkın çile çekerek aldığı hizmetlerin geri dönüşü olumsuz olacaktır.

Bu satırlar, dostça ve kardeşçe hatırlatmalardan ibarettir, yanlış anlaşılmayacağını umuyorum Sayın Başkan.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.