CHP’nin Tayyip’i

xxx09
YILLAR önceydi... Kimselerin adını sanını bile bilmediği Recep Tayyip Erdoğan, Refah Partisi İstanbul İl Başkanı olmuştu...

"Memecanlar"
falan ortada yoktu... "Tayyip'e yakın olmak" şeklinde ifade edilen pozisyonun, geçer akçe olmadığı günlerdi yani...

O zamanlar işi çok zordu Erdoğan'ın...

Partisine "bir oy" daha kazandırmak için çırpınıp duruyordu...

"Açılım" yapıyordu: Genelev kadınlarından oy istiyor, Bağdat Caddesi'nde alaycı bakışlar altında parti çalışması yapıyor, barlar sokağı sakinlerinin gönlünü kazanmaya çalışıyor, varoşlardan çıkmıyordu...

Refah Partisi'nin "tutucu ak saçlıları"ndan gelen, "Bu çocuk ne yapıyor böyle yahu?" şeklindeki vızıldanmaları saymazsak, kimse yoluna takoz koymuyordu.

Onlara o zamanlar "yüzde 7" deniyordu...

Ve kaybedecek fazla bir şeyleri yoktu...

* * *

Benim gözümde ise Recep Tayyip Erdoğan, boş bir rüyanın peşinde giden adamdı... Hakkında verdiğim çalakalem hüküm şuydu: "Bir şey olmaz."

Fakat... Günlerden bir gün... Yeni palazlanmaya başlayan özel televizyon dünyasında gezinirken... "Deve dişi gibi" bir siyasetçi ile "bıyıkları yeni terleyen" Recep Tayyip Erdoğan'ın tartışmasını izledim... "Büyük siyasetçi" stüdyoda, "bizim" Tayyip Erdoğan ise telefondaydı...

Bir camia dayanışmasına kapılarak, "Eyvah, bu adam şimdi Tayyip'i ezecek" endişesiyle ekrana yaklaştım, televizyonun sesini açtım...

Ama o da ne? "Bizim" Tayyip Erdoğan, "deneyim abidesi" siyasetçiyi bir aparkart, iki kroşeyle yere serivermesin mi?

Samimiyeti tamdı... Mantığı sağlamdı... Konuya hakimiyeti müthişti... Entelektüel yetersizliğini iyi kamufle ediyordu... Henüz özgüveni "ananı da al git" noktasına gelmese de, sokağın dilinden konuşuyordu... Çıktığı ilk televizyon tartışmasında işi bitirmişti...

"Tamam" dedim, "olacak bu iş".

Hikayenin devamını biliyorsunuz: İyi mi oldu, kötü mü oldu bilmiyorum ama "o iş" oldu...

* * *

Geçen gün bir Teşvikiye kafesinde, CHP İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin'in anlattıklarını dinlerken, birden "94 model Tayyip Erdoğan heyecanı" ile karşı karşıya kaldığımı keşfettim...

Entel gevezeliklere zerre kadar prim vermeyen, yapmacıksız bir varoş sevgisiyle gözleri parlayan, partisine "bir oy" fazla kazandırmak için çırpınan bir adam...

"Halka inen CHP'li" falan demiyorum... "Halka inmek" tabirinin hiç yakışmadığı, yakışmayacağı adamlardan biri Gürsel Tekin...

CHP İl binasının ana baba günü gibi dolup taşmasından, AKP'nin yüzde 94 aldığı bir beldede 23 ayrı toplantı yapmaktan, bir türbanlı kadının partisine oy vereceğini söylemesini fetih havası içinde dinlemekten keyif alıyor...

Ekibini acayip motive ediyor, "hadi" dediğinde yüzlerce kişi bir araya gelip eylem yapıyor... Bir tür "solcu reis" yani...

Yeni şeyler yapıyor: Bu zamana kadar hep AKP'yi yazıp çizen Batılı gazetecilerle bir araya geliyor, onlara CHP'yi anlatıyor... Yerel basını kolluyor... Esnaf odalarını falan ziyaret ediyor... Hemşeri derneklerini ziyaret ediyor... Çöken merkez sağdan yadigár kalan belediye başkanlarını transfer ediyor... "Su", "Deprem", "Ulaşım" gibi İstanbul'un kadim sorunları konusunda yüzlerce bilim adamını bir araya getirerek bilimsel sempozyumlar düzenliyor... "Cumhuriyet Halk Evleri" projesi ile varoş kadınlarına sosyal hizmet sunuyor...

Kısacası partisini, düştüğü yerden kaldırmak istiyor...

Avantajı ise şu: Baykal'dan tam destek alıyor...

* * *

Kendisinin gözü olmadığını adım gibi biliyorum ama ben yine de söylemeden geçemeyeceğim:

Çıkan birçok isme karşın, şöyle herkese "İşte budur" dedirtecek bir aday bulamadı CHP, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için...

Bana kalırsa "uzaklarda arama" şarkısını terennüm etmek isterim...