'CUMHURİYET MUHAFIZLARI'

Ramazan KERPETEN

“Cumhuriyet Muhafızları”. Onlar, rejimin bekçileriydiler…

Irak’taki, Saddam rejiminin Cumhuriyet Muhafızları’ndan bahsediyoruz…

En iyi eğitimi almış, en iyi donatılmış ve en iyi hareket kabiliyetine sahip adamlarıyla Irak Silahlı Kuvvetleri'nin çekirdeğini oluşturmuş olan Cumhuriyet Muhafızları; Rus yapısı T-72 tankları ve çok yoğun hava savunma sistemiyle donatılmıştı. Bu birlikler, Batılı askeri uzmanlarca, Amerikan ordusunun düzenli kuvvetlerinden daha üstün olarak değerlendiriliyor, Amerikan Donanması'ndaki seçkin birliklere benzetiliyordu.

Gönüllülük esasına göre asker alan bu birliklerin elemanları iyi maaş alıyor, araç ve lojman gibi ayrıcalıklardan da yararlanabiliyorlardı. Cumhuriyet Muhafızları sadece Sünni kökenliler arasından seçiliyorlardı ama laik bir anlayıştaydılar.

Saddam Hüseyin'in özel muhafız birliği olarak kurulan Cumhuriyet Muhafızları, İran-Irak Savaşı'nda (1980-1988) geliştirilip düzenli ordunun yerini alabilmeleri için sayıları 150 bine çıkarılmıştı ama 1990'da Kuveyt'in işgali sonrasındaki Körfez Savaşı'ndan sonra sayıları azalmıştı.

Ergenekon'un içinde yer alan gizli bir tanığın itiraflarına göre; Saddam’ın bu Cumhuriyet Muhafızları, Ergenekon sanıklarına da ilham kaynağı olmuştu. Gizli tanık 17'nin itiraflarına göre; Veli Küçük, Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni basmak için 150 kişilik özel bir tim oluşturmak istemiş ve bu eylem gurubuna “Cumhuriyet Muhafızları” adını vermişti.

Evet, Saddam’ın bu Cumhuriyet Muhafızları için efsaneler anlatılıyordu, Iraklılar, onlardan korkuyor, aynı zamanda da Amerikan işgaline karşı onlara güveniyordu. Nitekim Amerikalılar Bağdat yakınlarına gelip Saddam Havaalanı'nı ele geçirdiklerini açıklayınca Irak Enformasyon Bakanı Muhammed Sait El Sahaf herkesi meraka boğan bir açıklama yapmıştı: “Sıkı durun! Bu gece düşmanı bir sürpriz bekliyor!”

Sahaf’ın umduğu sürpriz şuydu;

Bir kriz anında Saddam Hüseyin kaçabilsin diye çok önceden saraydan havaalanına döşenmiş tünellerden Cumhuriyet Muhafızları geçecek ve Amerikalılara baskın yapacaklardı. Amerikan askerleri adım adım Bağdat’a doğru ilerlerken ve ciddi bir mukavemet olmazken, herkes, “Dur bakalım, Saddam ve askerlerinin bir bildiği vardır elbet” diyordu.

Evet, o sözde hesap buydu… Sahaf gibi birçok Iraklının; tünellerden geçip havaalanını basmasını beklediği saatlerde Cumhuriyet Muhafızları'nın komutanları, bir Amerikan nakliye uçağıyla Almanya üzerinden Amerika'ya uçuyordu.

Sonradan anlaşılmıştı ki; Cumhuriyet Muhafızları’nın komutanları ile Amerikan güçleri arasında gizli bir pazarlık yapılmıştı. Muhafız komutanları, hiç savaşmamaları karşılığı Irak dışındaki güvenli yerlere nakledilecekler, büyük miktarda para ve yeni Irak yönetiminde görev alacaklardı. İsteyenler, aileleriyle ABD yurttaşlığına geçecek ve Amerika'da oturma izni elde edecekti.

Bu satılık komutanlardan sadece savaşmama sözü değil, Bağdat'ta bombalanacak stratejik mevkiler ve Saddam'la adamlarının yerine ilişkin bilgileri de vermişlerdi. Saddam ve oğullarıyla birlikte birçok Iraklı yetkilinin de can verdiğine inanılan El Mansur otelinin bombalanması o bilgi sayesinde mümkün olmuştu. Usta gazeteci Can Dündar, bir araştırma yazısında buna dair detayları gözler önüne seriyordu…

 Hâsılı; kendi halkına kan kusturan, korkutan Cumhuriyet Muhafızları - içindeki küçük bir grup hariç- ilk ciddi tehlike anında ülkeyi savunmasız, altın tepsi içinde işgalcilere teslim etmişti... İşgal sonrasında da ülkenin direnişi; o ezdiği, korkuttuğu halka düşmüştü. Zira ezilen, tecavüze uğrayan yine aynı halk idi. İş başa düşmüştü yani…

Cumhuriyet Muhafızların asıl işi; Saddam ve Saddam’ın Baas rejimini korumak idi. Bundan da nemalanıyor, seçkin, ayrıcalıklı zümre muamelesi görüyorlardı. Dış tehdide göre değil, iç tehdit olarak gördükleri halk içindeki muhaliflere göre bileylenmişlerdi. Halkın bir masum itirazı halinde tepkileri çok haşin olabiliyordu.

Dışarıdan bir saldırı anında, işi zorda görünce ilk fırsatta kaçmışlardı. Karşı koysalardı ne olurdu? İhanette aracılık yapan subay, sonradan Türk medyasında konuştuğunda aynen şöyle demişti: “Şimdi devriye gezen Amerikalı askerleri görüyorum. Hem vallahi, hem billahi biz bu adamları yenerdik, ihanet olmasaydı. Hava gücümüz olmamasına karşın.”

Yenerler miydi, yenmezler miydi bilinmez ama tarihe farklı geçmiş olurlardı en azından…

“Niye anımsıyoruz bunları, ülkemizde ortalık toz duman iken” derseniz… Bir parçası olduğumuz Ortadoğu coğrafyasının bir yerinde yaşananlar, diğerlerine de emsal olmaya namzettir de ondan…

 

rkerpeten@gmail.com

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (3)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.