Dimyat'a Pirince Giderken...

Hakkı ERÇETİN

“Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmak” deyiminde geçen Dimyat Mısır’dadır. Nil’in Akdeniz’e dökülürken oluşturduğu muhteşem deltada yer almaktadır. Her yeri sulak arazi olan bu muhit hakikaten bir pirinç deposudur.

İskenderiyye şehrinden Port Sait(Bur Said)’e gitmek üzere şoförüyle birlikte bir taksi kiralamıştık. İki şehir arası yaklaşık 300 km.lik bir mesafe olup delta nedeniyle sofra gibi dümdüz verimli bir ovalık alandan oluşuyordu. Bir sürü şehir ve köylerden geçtikten sonra Dimyat’a yaklaştık. Normal olarak transit yol Dimyat şehrinin içinden geçmiyordu. Ancak buraya kadar gelip te Dimyat’ta bir pirinç pilavı yemeden olmaz diye düşündük.

Taksi şoförüne Dimyat’ta bir pirinç pilavı yiyip yola devam edeceğimizi söyledik. Ancak şoförümüz bizi lüks sayılabilecek bir balık lokantasına götürdü. Burada belirtmekte fayda var, biz ne desek şoför bizi böyle bir yere götürecekti zaten. Turizm ana sektör olduğu için sistem böyle çalışıyordu. Yani şoför lüks bir lokantaya müşteri götürüp buradan komisyonunu alacaktı.

Bu arada seyahat grubumuz 4 kişiden oluşuyordu. Arkadaşlardan biri “biz ne desek boş, bu şoför bizi sonuçta böyle bir yere götüreceği için işimizi burada halledelim” dedi. Bunun üzerine lokantaya girip 4 adet pilav siparişi verdik. Garsona bizi anlayıp anlamadığını iki dilde sorup “anladım” cevabını alınca pilavları beklemeye koyulduk. Sıcak bir havada yolculuk yaptığımız için serin bir yerde mola vermek bize de iyi gelmişti. Ancak yarım saat geçmesine rağmen bizim pilavlar gelmek bilmiyordu. Süre kırk dakikayı geçince ben garsonu çağırdım ve bizi anlamadığını söyledim. Lokanta balık lokantası olduğu için tezgahta hazır yemek bulunmuyordu. Normal bir lokanta olsa en azından istediğimiz yemeği gösterip getirmesini isteyecektik.

Genç garsona hem Arapça hem İngilizce olarak bizi anlamadığını beraber mutfağa gitmeyi ve istediğimiz şeyi orada göstermeyi teklif ettim. Garson ısrarla anladığını biraz beklememizi söyledi. 10-15 dakika sonra içinde çeşitli balıklar olan kocaman bir tepsi ile geldi ve “bakın ve seçin” dedi. Yaklaşık 1 saat bekledikten sonra maruz kaldığımız bu hareket tabir yerinde ise bizim sigortaları attırdı. Hepimiz birden bağırıp çağırmaya başladık. Bu hareketimiz üzerine garsonların her biri bir köşeye kaçtı. Biz sinirle “kalkın gidiyoruz, yemekten vaz geçtik” dedik. Ama bu sefer de araba ve şoför ortalıkta yok. Vatandaş arabayı yıkamak için lokantadan ayrılmış. Sinirle bir şekilde ortalıkta dolaşıp arabanın gelmesini bekliyoruz.

Bize balık tepsisini getiren garson hem korkudan titriyor hem de bir taraftan “Allah rızası için 5 dakika müsaade edin” diye yalvarıyordu. Biz mecburen oturup arabayı beklerken bizim pilavlar nihayet geldi. Genç garson hem özür diliyor hem de bize gitmememiz için yalvarıyordu.

Neyse, mecburen gelen pilavları yedik. Ancak şunu itiraf etmeliyim ki yediğimiz pilav benim hayatımda yediğim en lezzetli pirinç pilavı idi. Ona pilav demek biraz hakaret olurdu. Baharatları ve safranıyla kendi çapında bir yemekti ama kolay yedirtmiyorlar işte…

Pilavlarımızı (balık fiyatına) yedikten sonra arabamız geldi. Lokantadan ayrılırken manzara şuydu. Lokanta sahibi başta olmak üzere bütün çalışanlar tek sıra olmuş özür üstüne özür diliyorlardı. Lokanta sahibi elinde içinde yaklaşık 3-4 kilo kuru tatlı olan bir paket tutuyor ve acizane bu hediyeyi kabul etmemizi ve onları affetmemizi istiyordu. Tamam biz haklıydık ancak bu derece bir uğurlama bize de biraz garip gelmişti. Bunun nedenini bir gün sonra öğrenecektik.

Dimyat’tan ayrılıp Port Sait’e geldik. Gelir gelmez şoför otel bulmamıza yardımcı olmak istedi. Tabii biz sinirle ret ettik ve biz nerede dur dersek orada durmasını söyledik. Gözümüze kestirdiğimiz bir otele bakmak için durduk. Otelin odalarına baktık. Oteldeki bir suit oda dört kişinin kalmasına fazlasıyla yetiyordu. Bu suit odayı normal bir oda fiyatı ile tutmayı teklif ettik. Garip bir şekilde pazarlıksız teklifimizi kabul ettiler.

Sabah kalkınca otel lobisine inip arkadaşları beklemeye başladım. O sırada orada bulunan 8-9 yaşlarında bir erkek çocuğu yanıma geldi benle sohbet etmeye başladı. Ben de onu biraz sevip sohbetine karşılık verdim. Resepsiyonda duran görevli bana “ bizim çocuk sizi niye seviyor biliyor musunuz?” dedi. Ben de “bilmiyorum, neden?” diye mukabele ettim. “Sizi Çeçen olduğunuz için seviyor” dedi. Ben de “Çeçen olduğumuzu kim söyledi?” diye sorunca “sizi getiren taksi şoförü” diye cevap verdi.

Böylece mesele anlaşılmış oldu. Dimyat’taki lokantadaki saygı, özür ve hediyenin, suit odanın normal oda fiyatına verilişinin sebebi buymuş meğer. Biz Dimyat’ta lokantada sinirlenip biraz terör estirdiğimiz zaman şoför gelip “bunlar çeçen” demiş. Biz ona böyle bir şey söylemedik, o kendince bu yakıştırmayı yapmış. Mısır’da “Çeçen-Arapça söylenişi ile Şeşen” deyince korkuyla karışık bir saygı gösterildiğini öğrenmiş olduk. Bu vesileyle Mısır’da serbest seyahat esnasında işe yarayan sihirli bir kelimeyi öğrenmiş olduk. Ne zaman bir satıcı veya herhangi birisi aşırı derecede sırnaştığı zaman “Ene Şeşen” deyince bir adım geriye çıkıyor ve özür dileyip gidiyordu.

Normal zamanda Mısır’ı ziyaret edeceklere bu önemli bilgiyi not etmelerini ancak bu günlerde gideceklerse bunun çok işe yaramayacağını ve çelik yelek giymelerini tavsiye ederim vesselam… 

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.