EBU ZERR'İL-GIFÂRÎ (MESİH'ÜL-İSLAM) -1-

Teslime Gülsen NURDOĞAN

''Yer, Ebu Zerr'den daha doğru hiç kimseyi taşımamış, gök de ondan daha doğru birini gölgelememiştir.'' Hz. Muhammed aleyhisselam..

İki bölüm halinde yayınlayacağımız bu yazı ilk müslüman olan sahabelerden Ebu Zerr'il Gıfâri hakkında. Beşinci müslüman Ebu Zerr'il Gıfâri'yi araştırdım ve itiraf edeyim ki bu yazıyı hazırlarken, bu muhterem sahabinin kıymetli hatıraları bana huzur ve saadet verdi. Eminim ki sizler de okurken aynı huzur ve saadeti duyacaksınızdır.

Ebu Zerr'il-Gıfârî.. Gıfâr'lı Zerr'in babası.. İlk müslüman olanların beşincisi, yürekli, mert, azim ve irade sahibi.. Resulullah aleyhisselamın, doğruluğuna dair hadis irad ettiği, methettiği sahabesi Ebu Zerr.. Muhammed aleyhisselamın sahabeleri arasından çok seçkin, Peygamberimizin çok sevdiği bir zât-ı muhterem, radyallahü anh...

İslam hayatını okurken çok etkilendiğim bölümlerden biridir Ebu Zerr'il-Gıfârî'nin müslüman oluşu ve Resulullah aleyhisselamın ona, ya Eba Zerr, diye başlayan nidaları... nasihatleri.. Allah'ım bizi onlarla cennetinde görüştür! Buluştur!..

Ebu Zerr'il-Gıfârî'nin gerçek adı Hz. Cündüb b. Cenade b. Kays b. Beyaz b. Amr'dır. Doğum tarihi bilinmemekle birlikte vefatı hicretin 32. senesi (Miladi 651/652)dir.

Ebu Arapça'da baba demek. Ebu Zerr de, Zerr'in babası demek. Araplarda künyelendirme ilk oğulun ismi ve sülale belirtilerek yapılır. Ebu Zerr'il Gıfârî, Gıfârlı Zerr'in babası demek.. Gıfâr kabilesine mensup demek..

Gıfâr, Prof. Dr. Muhammed Hamidullah'ın, İslam Peygamberi kitabında da bildirdiğine göre Yanbû liman şehri yakınında oturan bir kavimdi. Burası Mekke'yi dış dünyaya bağlayan Veddan vadisiydi...

Gıfârîler şehirlerarası yollarda hırsızlıkları ve Kâbe'ye giden hacıların mallarına bile hürmet etmeyip bunları yağmalamalarıyla şöhret kazanmışlardı. Bazı kaynaklarda, yoldan geçenlerin yol hakkı olarak verdiklerinin az olması, yetrli olmaması onları böyle bir hürmetsizliğe itmiştir, diye bildirilmektedir. Yoksa Araplar haram aylara çok hürmet gösterirler, bu aylarda kavgayı cidali bile keserlerdi.

İşte düşünün ki Ebu Zerr, böyle eşkiya, yağmacı bir kavimden çıkmış fakat gönül ehli yürekli bir zattır. İşte Ebu Zerr, kavminin yaşantısını sürdürmekle beraber son derece hassas gönlü olan bir adamdı.. Eşkiyadan evliya, evliyadan eşkiya çıkaran Allah ne büyüktür!

O, ölüden diri çıkarır, diriden de ölü çıkarır. (K. Kerim)

Müslim'in Sahih'inde geçen bir hadise göre:

Allah'ın haram aylarına tecavüz edilmesi ile ilgili bazı olaylar belki de Gıfâriler'in bölgesinden geçerek hacca gitmekte olan kafileler arasındaki bir çok kadın ve çocuğun canhıraş feryad-ü figanı Ebu Zerr'il Gıfâri'yi bir pişmanlık ve nedamete sevketmiş ve daha sonra da kabilesi mensuplarının, pişmanlığından dolayı kendisini azarlamalarını işitmemek için kabilesini terketmişti. Yaşlı annesi ve kendisinden küçük erkek kardeşini de yanına alarak annesinin akrabaları arasına sığındı.

Ebu Zerr şöyle anlatmaktadır: ''İslamdan önce ben üç yıl boyunca Allah'ın bana ilham ettiği tarz ve şekillerle Ona ibadet etmiştim.''

Bir müddet sonra o, bu şekil bir sığınmayı da bıraktı, kendisinin evvelce eziyet çeken hacıların gittiği güney bölgeye, Mekke'ye doğru yollandı ve şehir dışındaki bir köye yerleşti. Bir gün oradan geçen bir yolcudan kulağına geldi ki putperestliğe karşı duran dînî bir hareketi kutsal şehirde biri başlatmış. Durum hakkında daha çok bilgi toplamak üzere kardeşini Mekke'ye gönderdi. Eve dönünce kardeşi ona şunları anlattı:

''O, tam senin gibi; tek bir Allah'a ibadet ediyor, iyilikle muamele etmeyi emrediyor ve ayrıca kendisinin Allah'ın Resulü olduğunu söylüyor. Mekkeliler onu, bir şair yahut gizli şeyleri bilip açıklayan bir kahin olarak itham altında tutuyorlar. Bana gelince ben isim yapmış bir şairim; o, asla bir şair olamaz!

Kahin ise ben bu gibi kimselerle çoğu defa karşılaştım; o, hiç bir noktada onlarla benzerlik halinde değildi. Kahinler yalancıdır; halbuki o, sözü doğru bir insan olarak biliniyor. İyiliği emrediyor ve kötülüğü yasaklıyor.''

Ebu Zerr, aradığı kimsenin bu olduğunu anlamıştı; tek başına şehre doğru acele yürüdü fakat Muhammed aleyhisselamın ismini güvenlik endişesiyle kimseye soramadı. Mescid-i Haram'IN avlusunda yatıp kalkmaya başladı. Çünki kimsesiz bir insan için en güvenli yer Mescid-i Haram'dı.

Kısa sürede dağarcığındaki yiyeceği tükendi, o da tam bir ay boyunca sadece zemzem suyuyla iktifa etti. Bir ay boyunca zemzemden başka bir şey yiyip içmediği halde şişmanladığını söylemektedir.

Bir gün Kâbe'nin avlusunda sefil kılıklı bir kişiye müslüman olduğunu zannederek, Muhammed aleyhisselamı sorunca müşrik olan bu kişi:

-Ey Kureyşliler, işte bir müslüman! diye bağırdı. Herkes onun üzerine atıldı ve acımaksızın dövdüler. Ebu Zerr bu durumu şu sözlerle ifade eder:

-Kendime geldiğimde, akan kanlarla kızıla boyanmış bir puta döndüğümü gördüm...

Kâbe avlusunda onun yaşadığı olaylardan biri de şudur:

''Bir gece Kâbe etrafında iki kadının tavaf etmekte olduğu dikkatini çekti ve onların Isâf ve Nâ'ile adlı biri erkek, diğeri dişi putlara yalvarıp yakardıklarını işitti. Ebu Zerr daha fazla kendini tutamadı ve

-Evlendirin onları, diye kadınlarla alay etti. (Efsaneye göre Isâf ve Nâ'ile Curhum'lu iki aşık çiftti, şehvani hırslarına galip gelemeyip gizlice mabedin içine girmişler ve o anda taşlaşıp kalmışlardı. İşte bu taşlar bir uyarı olarak bir yükseklik üzerine konmuş ve araya giren nesiller boyu meselenin tarihi unutulmuş gitmiş ve insanlar bunlara da tapmaya başlamışlardı.)

Ebu Zerr; Isâf ve Nâ'ile adındaki bu aşıklar kendi muradlarına dahi erememişken ey kadınlar, acaba sizin dileklerinizi nasıl yerine getirecekler?!.. demek istemişti.

Ebu Zerr'il-Gıfâri, yanlışa asla tahammül edemeyen yüksek ruhlu bir zattı.

Kâbe'nin avlusunda gizli gizli Muhammed aleyhisselamı araştıran Gıfârlı sahabi sonunda bir müslümanla tanıştı ki, Hz. Ali kerremallahü veche.. Kendisinden dinleyelim:

O sırada yanıma Ali b. Ebu Talip uğradı ve,

-Şu adam herhalde gariptir sanırım, dedi.

-Evet garibim, dedim.

-Öyle ise kalk benimle birlikte bizim eve gel, dedi. Onunla birlikte gittim. Ne o bana bir şey sordu, ne de ben ona bir şey haber verdim. Sabaha çıkınca Resulullah aleyhisselamı sormak için, kuşluk vakti Mescid-i Haram'a gittim.

Fakat hiç kimse Resulullah hakkında bana bir haber ve bilgi vermedi. Yine Ali bana uğradı da, evlerine varınca:

-Senin işin nedir? Sen bu şehre ne için geldin, diye sordu. Ona:

-Gizli tutacağına söz ver, dedim. Öyle yaparım, deyince:

-Bize erişen habere göre; burada bir zât çıkmış, kendisinin peygamber olduğunu söylüyormuş. Onu tanıması için kardeşimi göndermiştim. Kardeşim bana gönlümü tatmin edecek bir haber getirmedi. Bu yüzden onunla kendim buluşup görüşmek istiyorum, dedim. Bunun üzerine Ali bana:

-Sen geldiğine isabet ettin, akıllılık ettin. Bu zât Allah'ın Rasülüdür, hak peygamberdir. Sabah olduğunda sen beni takip et. Ben senin için korkulacak bir şey görürsem, ya ayakkabımı düzeltiyormuşum gibi duvara doğru yönelir dururum, ya da su döküyormuşum gibi yaparım. Sen durup beni bekleme git. Ben geçip gidersem, sen arkamdan gel ve benim girdiğim yere sen de gir, dedi.

Ben de kendisiyle birlikte girdim...

NOT: YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN BU LİNKE TIKLAYINIZ..

http://www.habername.com/yazi-gulsen-nurdogan-ebu-zerril-gifari-mesihul-islam-2--9863.htm

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.