EĞİTİM ŞART (I)

Av. Mehmet YALÇINKAYA

Yıllarını eğitim camiasının içinde harcamış, eğitimin her kademesinde görev yapmış, 20 yıla yakındır da Genel Müdür seviyesinde üst düzey yönetici pozisyonunda hizmete devam eden, dostum Hasan Ali Gökdemir, 2015-16 eğitim öğretim yılı için takipçileri ile şu cümleyi paylaşmış: “Tatil uzayınca öğrencilerin bile okulu özlediğine şahit olmak güzel. Bu özlem yarın sona eriyor. 2015-2016 öğretim yılının öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz, velilerimiz ve ülkemizin geleceği için hayırlı ve başarılarla dolu geçmesini dilerim.”

Ben de kendisine şu yorumda bulundum: “Sevgili müdürüm, buna rağmen okulu özlemeyen öğrencileri ne yapalım?” İkaz sadedinde kendisinden beklediğim tarzda güzel bir cevap vermiş sağ olsun: “Onlar da aile sevgisi çok baskın demek ki…”

Aile sevgisinin çok baskın olması eğitimde bazen ciddi sorunlar çıkartabiliyor. Bunu 15 yıllık öğretmenlik hayatımdaki tecrübelerden de biliyorum. Fakat asıl üzerinde durmak istediğim konu, çocuklarımızın kahir ekseriyeti okulu sevmelerine rağmen, öğretmenlerinin birçoğundan, işgüzar idarecilerden, okulda yapılan, kendi akıl ve bilgileri düşünüldüğünde anlamlandıramadıkları bir sürü faaliyetten uzak duruyorlar. Hatta bir cümle ilerisini söylesem ağır kaçar mı bilmiyorum ama nefrete yakın duygular da beslediklerine eminim.

Lafı uzatmaya gerek yok. Görevini hakkıyla yerine getiren öğretmenlerimizin ellerinden büyük küçük ayrımı yapmadan öpüyorum. Hayatta “şans” diye bir şey varsa o şansın bir çocuğun ilk öğretmeninin “gerçekten iyi bir öğretmen” çıkması olduğuna da inanıyorum.

İlkokula yeni başlamış bir çocuğun kendisi de on beş yıl öğretmenlik yapmış velisi iseniz okuldan ve öğretmenden ne bekler siniz? Öncelikle çocuğunuza okulu, okumayı, kitabı, dersi sevdirmesini umarsınız. İstersiniz ki, çocuğunuzun küçücük gönlü pır pır etsin, akşamları eve döndüğünde ertesi günü iple çeksin. Eve, üç saat sürecek olsa bile bitmeyecek ödevler verilmesin. Eline yeni kalem almış minicik parmakları yorgunluktan kırılmasın.

Okul açıldıktan iki hafta sonra sınıftaki çocuklar okula gitmek istememeye başlamışlarsa bu işte bir yanlışlık yok mudur? Optik formla ilkokul birinci sınıfta tanışan kaç tane öğrenci vardır Türkiye’de?

Şairin “Ey benim sarı tamburam/Sen ne için inilersin? İçim oyuk derdim büyük/Ben onun için inilerim!” dediği gibi bu haftaki yazımı okuyucularımla dertleşmeye ayırdım.

Geçen dönem, defalarca hatırlattığım halde, gayesi ve vermek istediği mesajları farklı olan kitaplar niçin birinci sınıf çocuklarına zorla okutturulur?

Birinci sınıf velileri olarak oluşturduğumuz ortak whatsapp grubumuza 10 Mayıs 2015’te şöyle bir mesaj çekme zorunluluğu hissetmiştim: Arkadaşlar veli toplantısında da okuma kitaplarını gündeme getirmiştim. Allah aşkına birisi çıkıp söylesin. Kurşun Asker kitabının çocuklarımıza vermek istediği mesaj nedir? Aşk, hakaret, intikam, başkalarının duyguları ile alay etmek, sonuçta trajik bir ölüm hem de yanarak… Bu kitaplardan rahatsız olan başka bir velimiz yok mu veya ben Don Kişotluk mu yapıyorum?

Gelelim bu seneye. Okulun açıldığı ikinci gün (29 Eylül Salı gününü kast ediyorum) “dikte etmek” şeklinde yazılı sınav gibi ilkokul 2. sınıf öğrencilerinden kaçı sınava tabi olur?

İlk hafta etüt çalışması yok. İnşallah haftaya başlayacak. Annesi yetişemediği için kızımı okuldan ben almak zorunda kalıyorum. Salı ve Çarşamba günü, okuldan aldığım kızımı işyerime götürdüm. Saat üç gibi ödevlerine başladı. Beş buçuk oldu hâlâ bitmedi. Çalışma arkadaşım ikinci gün dedi ki “Abi senin çocuk sanki KPSS’ye hazırlanıyor, Allah aşkına ilk günden ne bu ödevler?” diye isyan etti. Bu kadar karamsar tablo çiziyorsam, inanın sebepsiz değil.

Ey benim cefakâr, çilekeş öğretmenlerim! Gelin, kendimizi bu yıl aşalım. Her sene üstüne bir şey koyarak ilerleyen müfredatı siz olsanız da olmasanız da çocuklarımız nasıl olsa bitiriyorlar. Siz, okulu, kitabı, okumayı, hayatı sevdirerek çocuklarımızın gönlünde başka bir kapı açın. Veliler olarak bizler, çocuklarımız severek, isteyerek, aşkla, şevkle sabahleyin uyansınlar, okullarına koşarak gitsinler istiyoruz. Umarım bu sözlerimle haddimi aşmamış olurum.

Haftaya inşallah önemli gördüğüm bir noktaya dikkat çekip, âcizane bir hatıramı paylaşarak yazımı bitireceğim.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.