Elde edilenler iki paranteze sığmaz

xxx78

BAĞDAT

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün her bakımdan 'tarihi' olma özellikleri taşıyan Irak gezisi, uzaktan gazel okuyan politikacıların keyfine bırakılırsa, iki dar paranteze sıkıştırılıverecek: “Cumhurbaşkanı 'Kürdistan' dedi” ve “Neçirvan Barzani 'geniş af' istedi” parantezlerine...

Oysa iki günlük gezi sırasında burada çok önemli gelişmeler yaşandı, ülkemiz için ilerlemeler gerçekleştirildi.

Türkiye bölgenin en önemli ülkesi; önemi, etrafının 'dost' ve 'müttefik' sıfatlarına uygun düşecek ülkelerle çevrili olmasıyla yakından ilişkili... Artık eskinin 'dört bir tarafı düşmanla çevrili' değil Türkiye; 'düşman' denmeyi hak eden ülkelerin sayısı hızla azalırken, 'dost' diye anılabileceklerin sayısı her geçen gün artıyor. Irak'ın da 'dostlar' halkasına katılması gerekiyor.

Irak'la yakınlaşma Türkiye'nin güvenliği ve yarınla ilgili hesapları açısından doğru bir açılım değil yalnızca; Irak'ın geleceğini Türkiye'ye bağlama bakımından da büyük bir önem taşıyor. Türkiye ile Irak'ın yakınlaşması tarih ve coğrafyanın iki ülkeyi yönlendirdiği bir zorunluluk...

Büyük rahneler yaşadı Irak, henüz sıkıntılarını geride bırakmış da değil. Önünü göremiyor bile. Hem yol arkadaşlığına hem de rehberliğe ihtiyacı var. Bu bölgede herhalde bir tek Türkiye bu ikili hizmeti Irak'a sunabilir.

Kendini derleyip toparlayamazsa, önümüzdeki dönemde meydana gelecek ABD'nin bölgeyi terk etmesi durumunda, Irak hızla bir 'başağrısı ülke' haline dönüşebilir. Türkiye için de 'başağrısı' bir ülke... Bunu iki ülkenin şimdiki liderleri en az bizim kadar görüyorlar. Görüyorlar ki, Cumhurbaşkanı Gül'ün Irak'a ziyareti gerçekleşebildi.

İki ülkeyi bugüne kadar birbirinden uzak tutan taşınan karşılıklı endişelerdi. İki ülkenin de kendisini çok aşan, bölgeyle ve global yapıyla ilgili endişeleri... Irak'ın birlik ve bütünlüğünü koruyamaması, bir ara beklendiği üzere üçe bölünmesi, Türkiye için en kötü senaryoydu. O senaryo geride kaldığı için Türkiye bugün çok rahat hareket edebiliyor. Iraklılar için de Türkiye'nin tahakküm senaryoları bulunduğu yanlış algılaması uzak durma ve beklenen jestleri yapmama sebebiydi.

Şimdi iki taraf da birbirini daha iyi anlıyor ve bağımsız topraklarında güvenlikli yaşama idealini gerçekleştirme yolunda işbirliğine zorlanıyor. Bunun için ilk şart, henüz bütünüyle güvenlikli sayılamayacak Irak'ın topraklarından kaynaklanan etnik terörün kökünün kazınmasıdır.

Geldiğimizden beri Irak'ın her eğilimden, farklı etnik/dini kimlikten yöneticileri, en keskin sözlerle adını da gizlemeyerek 'PKK terörü'nü sona erdirme yolunda sözler veriyorlar. Cumhurbaşkanı Celal Talabani ile ülkenin kuzeyindeki Kürdistan bölgesinin başbakanı Neçirvan Barzani'nin “PKK ya silahlarını bırakacak, ya ülkeyi terk edecek” demesi herhalde ilk kez işitilen güçlü ifadeler... İki ülkenin ilgili birimleri epey uzun süredir belli bir olgunluğa eriştirdikleri plana son biçimini verdiler. Esasen varolan yasal çerçeve yeterli değilse, o çerçeveyi daha da genişletecek bir yeni adım da atılabilecek...

Böylesine 'tarihi' özellikler taşıyan bir gezi iki parantez arasına sığmaz.