«Elhümdülillâh Müslüman» ama hayırlarda yarışmıyor!

Ahmet ERKALEM

Müslümanlar cehil dairesinden çıkamaz, rakiplerini geçen üstün vasıflarla teçhizatlanamazlarsa her daim, her alanda mağlubiyete, hezimete dûçâr olur, kafalarını taştan taşa çarpar, kâfirlerin elinde oyuncak olurlar. Açın bakın, gazetelerde Müslümanlarla istihza edilmeyen gün yoktur!

 

    أُولَٰئِكَ يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَهُمْ لَهَا سَابِقُونَ

     Lafa gelince “elhamdülillah müslümanım” diyenler, Allah'ın (c.c) «Ulâike yusâriûne fîl ħayrâti ve hum lehá sâbiqûn.» “İşte bunlardır ki, hayırlarda sür'at yarışı yaparlar ve bunlar onun için tâ önde gidenlerdir (23. Sûre/ Mü'minûn; 61. âyet) emrini iyi anlamalı...

     Hayırlarda yarışmak için hayrın ne olduğunu, şerrin ne olduğunu bilmek, ikisi arasındaki farkların idrâkinde olmak gerekir. Bu ise, ancak ve yalınız ilimle mümkündür...    

     Mü’minler; Sevgili Peygamberimizin (Salat ve selâm olsun O’na) “Ya Öğreten,  ya öğrenen, ya dinleyen, ya da ilmi seven ol. Sakın beşincisi olma (bunların dışında kalma), helâk olursun..” şerefli sözündeki hedefi iyi anlamalı. İlimde ilerlemeden, cehil dairesinden çıkmadan yapılacak yarış, hayırlarda değil, benliklerde (nefislerde) gerçekleşecek bir yarış olur ki, mükâfaatı da ancak Cehennemdir!

     Müslümanlar cehil dairesinden çıkamaz, rakiplerini geçen üstün vasıflarla teçhizatlanamazlarsa her daim, her alanda mağlubiyete, hezimete dûçâr olur, kafalarını taştan taşa çarpar, kâfirlerin elinde oyuncak olurlar. Açın bakın, gazetelerde Müslümanlarla istihza edilmeyen gün yoktur!

     Müslümanlar böyle kalmaya devam ederse, haliyle “aptal yerine” konulacaklar, kendilerini “ka’le alan” yani ipleyen de olmayacaktır... Tavşan dağa küsecek, dağın haberi olmayacaktır.

     Hükûmet bugün bir talih olarak Müslamanlarda olabilir. Fakat zaman zaman en yüksek düzeyde ifade ya da itiraf edildiği gibi, iktidarda oldukları halde muktedir olamamakta, klasik, modern yahut postmodern darbelerle; (demokrasiyi askıya alarak) iktidardan uzaklaştırılabilmektedirler...

     Bu ülkede, sorulduğunda, “elhamdülillah müslümanım” demeyenlerin sayısı cidden azdır. Tepelerden başlayalım: Gidin muhterem (ve gerçekten samimi olduğuna inandığım) sayın Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’a sorun, “elhamdülillah müslümanım” diyecektir... Cumhurbaşkanımız, başbakanımız, TBMM başkanımız, tüm milletvekillerimiz de elhamdülillah Müslüman...

     Hergün Müslümanlara türlü şekillerde saldıran, din denildiğinde tüyleri diken diken olan; sizlere “kısa kıllı, bidon kafalı, göbeğini kaşıyan adam” türünde nitelemelerde bulunanlara sorun; onlar dahi “elhamdülillah müslümanım” diyeceklerdir. Yani muhterem okurlarım, kimi samimi, kimi gayr-i samimi; hemen herkes “elhamdülillah Müslüman.”

     Ülkemizde hristiyanlığı ya da yahudiliği kripo olmayan, ibadetlerini alenen kiliselerinde yahut havralarında serbestçe yapan küçük bir azınlık dışında herkes nüfus cüzdanlarında Müslüman, lafta da Müslüman...

     Herkes Müslüman ama İslâm horlanıyor, İslâm bir türlü gerçek iktidar olamıyor! Bunun nedeni; vasıfsız olmak, vasıfsız kadrolarla sahneye çıkmaktır.. Yani hayırlarda yarışmayı doğru kulvarda yapmamak...

     Tavşan dağa küsüyor, dağın haberi olmuyor dedim. Pekâlâ, müslümanlar dağın tá kendisi niçin olmasınlar? Engel ne? En büyük engel yine müslümanların tá kendisidir.

     Kur'ân iddiamızı teyid ediyor: “Sizi çarpan her musibet, kendi ellerinizin (ihtiyarınızın) işleyip kazandığı (günahlar) yüzündendir. (Bununla beraber Allah) bir çoğunu da affeder (de musibete uğratmaz.)” (Şura Suresi, 30. âyet)

     Muhterem okurlarım, haddimiz olmayarak, acizane tavsiyelerde bulunuyoruz. Ve elhamdülillah; Müslümanları horlamak gibi bir gayemiz de yoktur. Mesele hep birlikte davâyı omuzlamak, içinde bulunduğumuz ve inşaallah son demlerini yaşayan zulüm ve kaos karanlığını yırtmaktır.

     Adam (lafın gelişi adam), İslâm çarşafına “Kara Çarşaf” diyor, daha hayâsızları da var: “Kara Fatma” diyor bazıları da. Fatıma validemize kurban olası, ismi batasıca kefere-i fecere; İslâm hanımlarına “hamam böceği” demiş oluyor yani...

     Şu âyet-i celîleleri okuyunuz. İsteyen tefsirlerine de bakar:

     «(Münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında “İman ettik” derler; kendi başlarına kaldıkları zaman ise, “Allah'ın size açtıklarını (Tevrat'taki bilgileri), Rabbiniz katında sizin aleyhinize bir hüccet (delil, belge) olsun diye mi onlarla konuşuyorsunuz? Hâlâ akıllanmayacak mısınız?”derler. ۞ (Peki) Onlar, Allah'ın gizli tuttuklarını da, açığa vurduklarını da bildiğini bilmiyorlar mı? ۞ Onlardan bir kısmı da ümmîdir. Kitabı bilmezler; (bildikleri) bir sürü asılsız şeylerden başkası değildir ve yalnızca zannederler (cahilce bilgiçlik taslar, ükelâlık yaparlar). (II. Sûre/ Bakara Sûresi; 76, 77, 78. âyet-i celîleler.)

     Artık aklımızı başımıza, cesaretimizi yüreğimize, ferasetimizi kalp gözümüze yerleştirip üstün gayret göstermenin, netice almanın zamanıdır. Devletimize, milletimize ve vatanımıza sahip çıkmak, üzerimizdeki belâ ve musibetleri def ü ref edebilmek için hayırlarda yarışmak, din ve diyanetimize sahip çıkmak zorundayız. 02 Nisan 2009

NOT: YAZI UZUN OLDU AMA CUMA GÜNÜ BAŞKA YAZI YAZMAYACAĞIM, BUNALIRSANIZ İKİ GÜNDE OKURSUNUZ... Ahmet ERKALEM

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.