EVLİLİK VE KARARSIZLIKLAR

Naim ÖZGÜNER

Artık evlenirken evlilik sözleşmesi, sağlık raporu istenmektedir. Boşanmalar artınca, mal paylaşımında haksızlıklar olunca, evlenirken saklanan sağlık sorunları, evlendikten sonra ortaya çıkınca, tedbir amaçlı her iki taraf ta bir akit üzerinde mutabakat isteyecektir. Başta saklanan gerçekler mevzu edilse, belki de netice bu kadar sıkıntılı olmayacaktır. Güven ve şüphe zedelenmeyecektir. Onun için her zaman dediğimiz ve savunduğumuz bir gerçek vardır; evlenecek olan adaylar, hiçbir şeyi birbirinde ve birbirinden saklamamalıdırlar. Sonradan öğrenilip de ortaya çıkmasından daha isabetlidir baştan mevzu edilmesi ve gerçeklerin söylenmesi!

Mesela bunlardan bir tanesi; gelin olmaya aday hanımefendi, gördüğü hormon tedavilerinden sonra kendisine çocuğunun olmayacağı söylenmiş. Bu durum onu üzmekle beraber, ailesine ve evleneceği kişiye söylemesi ve ya söylememesi mi gerekir! Kimseye söylemediği zaman ömür boyu kendisini kandırmış olacaktır. Ailesini ve aday eşini de kandıracaktır. Hayat, ömür boyu rollerle devam edemeyecektir o zaman. Hem ailesine hem de evleneceği kişiye söylemeli ki, evlilikte önemli bir unsur olan sevgi sadakat ve güven zedelenmesin. Evladı verecek olan Allah’tır. Bazen de tıbbın dediği olmayabilir. Onun için böyle bir durumda en doğru karar, saklamamak ve aile ve eş olacak olan kişiyle paylaşmaktır. Hem evlilikte sevgi, çocuğun olmasına endeksli bir durum değil ki! Çocuğu olmayan birçok aileler vardır ki mutlu ve huzurludurlar. Biz Mevla’dan gelen her şeye razı olanlardanız. Ama bu, tedbirsiz tevekkül manasında değildir.

Ayrılıkların bir çeşidi de nişanlı ve ya sözlü iken vefat etmektir. Bu durum Allahın takdiridir. Evlenmeye karar veriyoruz da ölüme karar vermiyoruz. Çünkü o bizim elimizde olan bir durum değildir. Elimizde olsa kimse ölmek istemeyecektir zaten. Ölen nişanlısını çok sevdiğinden, ihanet olmasın diye bir daha evlenmemeyi düşünenler de olabiliyor. Ahrette cennete girmek nasip olursa, nişanlısıyla orada evlenmeyi düşünüyor. Böyle bir insanın evlenmesi halinde dünyada eşine olan sadakatini düşünemiyorum. Takdir edilecek bir durumdur. Ama bizler her şeyden önce insanız ve ölenle de ölünmüyor. Kimse cennete gideceğine kesin diyemez. Orasını Allah bilir. Biri cennette diğeri de a’raf ta da kalabilir. Cennete girilmiş olsa bile orada ki evlilik hayatını tanzim edecek ve düzene koyacak olan Allah dır. Onun için fıtrata karşı gelmemek gerekir. Dünya hayatının süsü, ziyneti, mutluluğu, huzuru ve küçük cenneti olan evliliği yapmak gerekir. Buna ben de dahilim. Tabî ki her şey nasibe bağlıdır.

Bazı insanlar evlilik hususunda birkaç adım attıktan sonra, içlerine bir karamsarlık düşüp evlenemeyeceği korkusunu yaşamaktadır. Sonra da artık içleri evliliğe ısınmamaktadır. Güven yok olup yerini şüphe alırsa kararsızlık baş gösterir. Net olmayan konuşmalar, daima şüphe getirecektir. Bu durumun sıkıntısını yaşayan konuştuğum birçok insan, kandırıldığının farkına varmamaktadır. Olmasını istediği gibi dinlediği için, düşündüğü gibisinin tersini aklına getirmemektedir. Devamlı ertelenen bir karar, kararsızlık demektir. Bir defa şüpheyi buradan bilmek gerekir. “ama, bilmiyorum ki, yalnız…daha erken değil mi, şimdi olmaz, sen bilirsin, ne acelesi var…” gibi sözler, kararsızlığın belirtisidir. Kadın erkekte gelecek, erkek kadında geçmiş arar derler. Erkek geleceği veremiyorsa, kadının geçmişini sorgulamaya hakkı yoktur. Her kesin bir geçmişi olabilir, ama istikbal gelecek adına kurulacağından, şimdiye kadar böyle gelen şeylerin, şimdiden sonra böyle devam etmeyeceğini bilmek gerekir. Kadında erkekte gelecek görmüyorsa, birbirlerini oyalamanın mantığı yoktur.

Flört dönemi uzun süren beraberliklerde, çoğu netice ayrılıkla bitmektedir. Kadın bir manada kendini kullanılmış hisseder. Evlenmeyi ciddi düşünen kişiler, flört dönemini uzatmamaları tavsiye olunur. Birbirine alışan iki kişi, nikah beraberliği olmadığı için, ayrılması kolay olabilir. Uzun süren flört dönemleri, birbirini iyi tanımaktan ziyade, beraberinde birbirine nikahsız alışmayı getirmektedir. Eş gözüyle bakılmayan aday, sevgili çerçevesinde kabul görecektir. Bir birinden gizli hallerin olması kaçınılmaz olacaktır. Nuri Sesigüzel’in eski bir şarkısı vardır: “Son günlerde halini, beğenmiyorum seni; benden bir şey gizliyor, yere bakan gözlerin” de dediği gibi, sevgili kaldıkça, yere bakan gözler bir şey gizleyecektir. Aidiyet duygusu olmayınca bilgi verme, izin alma, söz vermeler asgari olur. Adayların birbirlerini tanıma adına, adına flört dedikleri nikahsız beraberliği, kadının mazisi ve erkeğin geleceği adına uygun görülmemektedir.

Pek çok genç kızın ortak korkusu, kendilerine uygun bir eş bulamamalarıdır. Sonra da hiç evlenemeyecekleri endişesidir. Aslında denk ve uygun eş illaki vardır ve olacaktır. Ama biz bilemediğimiz için, olmasında belki acele ediyoruz. Belirli bir yaşın üzerinde olunca karar vermek zor oluyor. Alışılmış bekarlık hayıtının bırakılması kolay olmuyor. “Artık evliliği kendime uygun bulmuyorum” sözünü, yaşı orta yaşına gelmiş bir çok insandan dinlemişimdir. Sorumluluk almak zorlaşmaktadır. Kalan hayatı, bir başkasıyla paylaşmak, kendi özgür hayatının sonu zannediyor. Halbuki hayat, paylaşmaktır, bir iken, birlik olmaktır, ben iken biz olmaktır. Evlilik ve yuva gibi bir nimeti kurabilecek iken, basit sebeplerle uzaklaşmak, kaybedilen nimetin farkına varmamak demektir. Kazanılacak şeyin değeri ne ki, terk edilmeye değsin. Kafada akıl ve mantık, kalpte de sevgi varsa, seçim size aittir artık. Ve kolay olacaktır. Kalbimizde doğru olmaya bakalım. Ne istediğimizi bilelim. Korkularımızı bir kenara atalım.  

İnsanların geçmişlerinde yaşanılmışlıklar vardır. Gerçekleşmesi için her şey mümkün hale getirilir. Beraber alınan kararlar, verilen ümitler, beslenen duygular, hep geleceğe matuftur. Mantıklı ve akıllı davranırken bazı hatalar da olmuyor değildir. Geçmişte yaşanılan hatalar, doğruluk adına başkalarına itiraf edilmesi doğru değildir. Hem o itirafınızdan dolayı gelecekte, yıllar sonra anlattığınız için mahcup olmayacağınızı bilemezsiniz. Başkalarına anlatmamak esastır. Kalben ve vicdanen duyulan pişmanlık varsa, o sizi tekrar aynı hatalara götürmeyecektir. Ama pişmanlık duyulmalıdır. Ki sonra ki evliliğe giden yolda atılan adımlar samimi olsun.

İnsan söz vermemeli ve ya söz verdiğinde sözünde durmalıdır. Gelecek adına alınacak kararlar, beraber alınmalıdır. Tek başına karar alınmamalıdır. Çünkü düşünülen hayat tek başına yaşanılmayacaktır. Zenginlik, güzellik, kültür, eğitim, dindarlık, iki tarafın denkliği için önemli kriterdir. Bunlarda bariz farklılık, gelecekte huzur ve mutluluğu engeller. Anlaşamama durumu baş gösterir. Sonradan pişman olmaktansa, baştan çok iyi düşünülmelidir. Ortada bırakılmışlık, terk edilmişlik, hiçte güzel bir durum değildir. Kendini aşmış, gerçekten kalben çok sevmiş, karşılıklı ümitlerin yeşerdiği, bu gibi dünyalıklara pek fazla takılmadan hedefinin ömür boyu mutluluk olmasını isteyen kişilerseniz, aradaki mesafe sizin için önemli olmayacaktır. Evlilikle ilgili bir sıkıntısını benimle paylaşan bir okurum (erkek), eşiyle tartıştıkları bir zamanda, eşi, yattıkları yatağı kastederek: “annemin aldığı yatakta yatıyoruz, senin annen ne yaptı ki!?” diyerek, tartışırken eşinin, yatağı koz kullandığını anlatmıştı. En ufak bir tartışmada, kendisinde daha çok var olduğunu kabul eden bir taraf, bu küçük düşürücü kozları kullanacaktır. Bu gibi eş adayı, denk olsa ne olur?

Beraberliklerin adı konulmalıdır. Uzun süren beraberlikler, hayal kırıklığı ile son bulabilmektedir. Evlilik adına söz verilip devam eden uzun beraberlik, gizli hesapları da beraberinde getirir. Aldatmanın bir türüdür. Ümit vermek, vaatlerde bulunmak, bazı bahaneleri ileri sürerek beraberliği uzatmak, evliliği ciddi konuşmaktan kaçınmak, güveni zedeleyen durumlardır. Makul sebeplerle olmayacaksa, bunu her iki tarafta kabul eder. Ama beraberliği zevkine olsun diye uzatmak için gizli ve kaçamak bahanelerle devam ettiriliyorsa, ciddi düşünenin duygularıyla oynanmış olur. Kullanılmış olur.