GATA ile cami arasındaki farklar

xxx09

ANTALYA Büyükşehir Belediye Başkanı CHP’li Prof. Mustafa Akaydın şöyle demiş:

“Camiye ayakkabı ile giriliyor mu ki GATA’ya türbanla girilsin?”

Söyleyin şimdi hangisine yanalım?


Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un bile sahip çıkmadığı uygulamaya bir CHP’linin sahip çıkmasına mı?


Yoksa...


Üniversite profesörü bir belediye başkanının “mantık” dersinden çakmasına mı?


Ya da...


Hiçbirine yanmayıp “GATA” ile “cami” arasındaki farkları anlatmaya mı çalışmalıyız?


Hadi bakalım...


“Gayret bizden / başarı Allah’tan”...

* * *


GATA:
Kul yapısıdır...

CAMİ: İlahi yapı...

GATA: Burada “Hop! Hemşerim giremezsin” diyene, “Niye ki birader” diye çıkışılır...

CAMİ: Burada kural koyucuya çıkışmaya kalkarsan akıl sağlığından kuşku duyulur...

GATA: Buraya her dinden, her renkten, her sınıftan insan “vatandaş” kimliği ile girer...  

CAMİ: Buraya her dinden, her renkten, her sınıftan insan, “kurala uyarak” girer...

GATA: Hastaya kimlik sorulmaz... 

CAMİ: Mümine kıyafet sorulur...

GATA: Kuralları kullar koyar...

CAMİ: Kuralları yaratıcı koyar...

GATA:Bu kurum ile “inanç” arasında hiçbir bağlantı yoktur.

CAMİ: Bu kurum baştan sona “inanç” ile ilgilidir...

GATA: Hasta ziyaretine gelen bir insanın giysisine karışılmasının mantığı yoktur.

CAMİ: Ayakkabıyla girersen halıları kirletirsin...

GATA: Mabet değil hastanedir.

CAMİ: Devlet kurumu değil mabettir...

* * *


Son söz:


Eğer
“ayakkabı” ile “başörtüsü” arasında hiçbir fark gözetmezsen sittin sene iktidara gelemezsin...

 

Gençken yapılacak 10 şey

 

*  BİR: Küçük bir “Fight Clup” denemesi yap... Bırak birileri ağzını burnunu kırsın...


*  İKİ: İnternetin imkanlarından yararlanarak ünlü bir köşe yazarını işlet...


*  ÜÇ: “Çavdar Tarlasında Çocuklar” romanını erken oku, benim gibi geç kalma.


*  DÖRT: Hayatında en az iki kez platonik takılarak yaratıcılığını geliştir...


*  BEŞ: Bir hafta sadece geceleri yaşayarak bunalım takıl...


*  ALTI: “Guguk Kuşu” filmini üst üste beş kez seyret...


*  YEDİ: İbret almak maksadıyla Eyüp Sultan Mezarlığı’nı dolaş...


*  SEKİZ: Haftalarca uğraşıp tavladığın kıza aniden “Leyla’dan geçme faslındayım” şarkısını söyle...


*  DOKUZ: Pintinin tekine hiç unutamayacağı bir kazık at...


ON:
Meşhurun tekine “Pardon, isminiz neydi?” diye sor...

 

‘Mağara Adamı’

 

GECİKMELİ seyrettim Beşiktaş Kültür Merkezi’nde her cumartesi sergilenen “Mağara Adamı” adlı oyunu...


Daha doğrusu şöyle oldu: Önce oyuncu Alper Kul’u tanıdım, sonra oyunu seyrettim.


“Kadın dünyası”
ile “erkek dünyası” arasındaki devasa farkı anlatan bir oyun “Mağara Adamı”.


Bu oyun dünyanın dört bir tarafında sahneleniyormuş, her yerde çok tutuyormuş, şu kadar milyon kişi izlemiş, her yerde olay oluyormuş falan...


Bu veriler beni etkilemedi...


Sadece şu iki şeyden etkilendim:


*  BİR:
Cem Yılmaz / Şahan Gökbakar / Ata Demirer’e mahkum olmuş bir izleyici olarak oyuncu Alper Kul’un alternatif olabilecek çaptaki olağanüstü performansından...


*  İKİ:
Oyunun özellikle yerlileştirilen ve bize özgü hale getirilen bölümlerdeki sıkı esprilerden...

 

Kim kimi arasın

 

MADEM Deniz Baykal, Cüppeli Ahmet Hoca’ya “geçmiş olsun” telefonu açıyor, açabiliyor...


O halde şu türden jestler bekleyebiliriz:


*
 BİR: Kemal Kılıçdaroğlu, Melih Gökçek’i arayıp, “Oğlunuz SES TV’nin başına geçmiş, hayırlı olsun” diyebilir...


* 
İKİ: Başbakan Tayyip Erdoğan, Ertuğrul Özkök’ü arayıp, “Yine mi şarap?” diyebilir...


* 
ÜÇ: Emine Erdoğan, Olcay Baykal’ı arayıp, “Nerelerdesiniz... Hiç görünmüyorsunuz?” diyebilir...


* 
DÖRT: Bülent Arınç, Meclis’teki üç kadın milletvekilini, Canan Arıtman, Emine Ayna ve Güldal Mumcu’yu çaya davet edebilir.


* 
BEŞ: Recep Akdağ, Osman Durmuş’u arayıp, “Gel seninle bilek güreşi yapalım” önerisinde bulunabilir...