Gelir dağılımında adalet nasıl sağlanacak?

xxx135

İktidar partisinin seçim beyannamesi sanki 12 Haziran seçimi için değil de 12 yıl sonrası için hazırlanmış havası veriyor. Sanki 12 yıl daha iktidarda kalacaklarının teminatını almışlar gibi. Elbette ülkeleri yönetenlerin ileriye dönük planlar yapması gerekir. Devlette süreklilik esas olduğu içinde uzun yılları kapsayan planların sekteye uğraması düşünülemez. Ancak, partilerin geleceğe dönük planları birbirinin aynı değildir, olması da beklenmez. Her partinin ülkenin sorunlarına yönelik projeleri farklılık arz eder en azından öyle olması gerekir. Ne var ki iktidar partisi ile CHP'nin vaatleri arasında benzerlikler de dikkati çekiyor. Birinin sosyal demokrat diğerinin liberal olduğu düşünülecek olursa böyle bir benzerliğin izahı güç olmaktadır.

Sanıyorum seçmenin karşısına çıktıklarında bu benzerliklere inandırıcı bir gerekçe bulurlar. Ya da izaha gerek duymadan yok aslında birbirimizden farkımız diyerek bir gerçeği ikrar etmiş olurlar.

Demek istediğim o ki sağıcısı ve solcusu ile bunların birbirinden farkları olmadığını yıllardan beri dile getirdiğimiz düşüncemiz bu vesile ile bir kez daha doğrulanmış oldu. Bu noktaya dikkat çektikten sonra esas üzerinde durmak istediğim hususa geçmek istiyorum.

İktidar sözcüleri büyümede ülke olarak rekor kırdığımızı, milli gelirimizin bir triyon dolara ulaştığını övünerek ifade ediyorlar. Bu büyümenin nasıl olduğu ayrı bir konu ancak biz artan milli gelirden fakir ve dar gelirlilerin payına ne kadar düştüğü üzerinde durmak istiyorum. Bir senede dolar milyarderlerinin sayısı 13'ten 39'a çıkmış olması sözü edilen büyümenin toplumun geneline yansımadığını göstermesi bakımından önemlidir.

Uygulanan ekonomik politikalar netice itibariyle zengini daha zengin yaparken fakir fukaraya kemer sıkmak düşüyorsa böyle bir gelişmenin iftihar edilecek bir yanı olmadığını söylemek haksızlık olmaz sanıyorum. Bir ülkenin imkanları sadece bir avuç zengini daha zengin yaparken fakir fukaranın payına birşey düşmüyorsa ciddi bir problemle karşı karşıyayız demektir. Elbette hızlı trenin ülke çapında yaygınlaştırılması gerekmektedir, zenginlerin fakirlere göre daha hızlı büyümesini anlamak mümkündür. Ancak, milli gelirden adalet ölçülerine göre her kesim pay alamıyorsa toplumsal sorunların giderek büyüdüğünü söylemek felaket tellallığı olmaz. Toplumun her kesimine insanca yaşayabileceği şartların sağlanması yöneticilerin öncelikli meselesi olması gerekir. Eğer bir ülkede birileri rahatlıkla bir trilyon lira verip bir ev alabiliyor da geniş bir kesim başını sokacağı küçük bir apartman dairense sahip olamıyorsa sanıyorum o toplumda huzur ve barış içinde yaşamanın çimentosu olan kardeşlik duygularının yeşermesini beklemek hayal olur. Bu bakımdan uygulanmakta olan ekonomik politikaların sosyal içeriğinin olmadığını söyleyebiliriz. Her ne kadar iktidar partisi ilk seçimlerde IMF politikalarına sosyal bir içerik kazandıracağını söyleyerek milletten oy istemiş ise de geçen zaman içinde küçük esnafın giderek yok olduğunu, fakir fukaranın beli biraz daha bükülürken dolar milyarderlerinin sayısının artırılmış olması bir büyüme ifadesi olsa da sağlıklı bir büyümenin göstergesi olmaz.

Bunları söylerken sanıyorum servet ve zengin düşmanlığı yapmadığımızı izaha gerek yok. Bizim üzerinde durmaya çalıştığımız husus fakirlerin insanca yaşamalarını sağlayacak bir ekonomik güce kavuşturulmalarıdır ki fakir fukaranın zenginin malında gözü kalmasın. Sosyal devlet böyle hayata geçirilir. Böyle bir ortamda büyümenin de bir anlamı olur.

Dikkat ediyorum işçi, memur, emekler ile küçük esnafa yönelik iktidar partisi ile anamuhalefet partisi beyannamelerinde ciddi bir çözüm söz konusu değil. Onlar güya büyük vaatlerde bulunuyorlar. Vaatlerini ciddi bir programa da dayandırmadan önce vatandaşın oyunu alalım da ondan sonra duruma göre icabına bakarız mantığı sergiliyorlar.

Hemen belirtelim ki küresel sermayenin dikte ettirdiği ve yönlendirdiği ekonomik politikalarla bu ülkede sosyal devlete ulaşılması mümkün değildir. Özelliklede borç faizlerini ödemeye öncelik verilen ekonomik politikalar dertlinin derdine derman olmayacaktır. Çözüm Milli Görüş iktidarındadır.