Halkımız Bu Tabloyu Çok Özlemiş

Demliyazılar

Birkaç gün önce haber sitelerinde yer alan ve köşemde de yer vermiş olduğum resim aslında toplumun özlediği bir resim.

Bu resim çok manalar ifade ediyor.

Biz Peygamber Ocağı olarak biliriz asker ocağını.

Kınalarla gönderirlerdi bizleri askere.

Askere gitmek toplum içinde önemli farklılıktı.

Askere gitmeyene kız vermezlerdi bir zamanlar toplumda.

Ama artık bu anlayış gitti, farklı bir anlayış geldi.

Komutanlar askeri asker olarak görmüyorlar ve onları asker olarak eğitmiyorlar.

Yeri geliyor evlerini taşıttırıyorlar, yeri geliyor çocuklarına, köpeklerine bakıcılık yaptırıyorlar.

Evladlarımız gitsin vatana, millete faydası olsun diye gönderen analar, babalar hiç uğruna çocuklarının ölüm ya da şehid haberlerini alıyorlar.

Kimini disiplin koğuşunda kendi zevkleri uğruna aç, susuz bırakıp ölüme terk ediyorlar, kimini eğitim zayiatı deyip tabutunu ailelerine veriyorlar.

Bundan dolayı da gençler hatta aileleri askere eskisi kadar şevkle göndermiyorlar.

Bazı şeylerin değişme zamanı gelmedi mi?

Gençler gerçek asker olmak istiyorlar.

Vatanına gerçekten faydalı olmak istiyorlar.

Ordu bu gençleri istediği gibi kullanmasın; hem gerçek bir asker olarak onları yetiştirsin hem de onların inançlarına saygı göstersin.

İnanç insanlar için temel bir ihtiyaçtır.

Her insan ne olursa olsun; ister ateist, ister Mecusi, ister Hıristiyan, isterse Şamanist olsun, mutlaka sığınmak isteyeceği bir inanç biçimi vardır.

O varlıktan mutlaka medet umar.

Bir ateist bile uçak düştüğü zaman hemen dudaklarıyla bir şeyler mırıldanmaya başlar ve hiç inanmadığı Varlık’tan bir şeyler ister.

Askerlik gibi bir yerde de bu daha da doğaldır.

Hele ölüm her zamankinden daha fazla yakınken.

Onun için Peygamber Ocağı’ndaki askerler rahat rahat namazlarını kılmalı, oruçlarını tutmalı, diğer ibadetlerini yapmalıdır ve buna da komutanları kolaylık sağlamalıdır.

Ben bu satırları yazarken aklıma Rahmetli Müftü Amcam Zübeyir Koç’un aile kütüphanesine hediye ettiği “Kore’de İslamiyet” adlı kitabı aklıma geldi.

Rahmetli Amcam Kore Savaşına 1955 yılında katılmış ve 7. Tugay imamı olarak görev yapmış.

1983 baskılı İbrahim Eminoğlu tarafından hazırlanmış olan kitap aslında o zamanın bir gazetesinde çıkan yazı dizisinin bir araya getirilmesinden oluşuyor.

Oradan size bir hatırayı alıntı yapacağım ve şu anda özlenen o tablonun Kore’ye giden askerlerin ne güzel yaşadığını göreceksiniz.

Malumunuz 1950 yılında Japonya’nın istilasında bulunan Kore’ye kuzeyden Ruslar, güneyden de ABD işgal etmişti.

O zamanki Birleşmiş Milletler, Rusya’nın oraya hükmetmemesi için ABD’nin yanında olmuş ve Türkiye olmak üzere Avustralya, Belçika, Fransa, Filipinler, Güney Amerika, Hollanda, İngiltere, İsveç, Kanada, Siyam, Tayland, Yeni Zelanda ve Yunanistan askeri kuvvet yardımı yapmışlardır.

Söz konusu kitabın 28.ci sayfasında yer alan hatırayı dikkatlice okumanızı ve böyle bir tablonun toplumda ne kadar özlem duyulduğunu çok iyi anlayacaksınız.

…  Yolculuğundan bir kesit alacağımız, Müslüman Türk askerlerini Kore’ye götüren diğer gemi, “Eltinge” adlı bir Amerikan nakliye gemisi. Bu gemideki olayı Hâkim Kd. Binbaşı Necmeddin Alkan’ın “COSIN – Sakin Sabahlar Memleketinde Bir Yıl” adlı eserinden aktaracağız. Adı geçen eserde “Kızıldeniz’de Ulu Allah’a Yalvarı” başlığı altında toplanan ve edebi bir şekilde kaleme alınan bu olay şöyle anlatılıyor;

14 Haziran 1955 Perşembegünü, daha sabahtan geminin süvarisine çıkılmış ve Peygamber Efendimiz’in, İslam’ın ölmezliğini sembolleştirdiği Kâbe hizalarından geçilirken, dini bir merasim yapmak istediğimiz bildirilmişti. Süvari teklifi gayet uygun bulmuş, kabul etmişti. Varılan anlaşmaya göre Eltinge (gemisi) Mekke hizasına gelmezden yarım saat evvel Kur’an-ı Kerim okunmaya başlanacaktı ve o hizaya varınca da gemi rotasını değiştirip burnunu Kâbe’ye dönecek, Müslüman Türkler namaz kılacaklardı.

Tugayın İmamı Zübeyir Koç, ikinci kafile ile geleceğinden, gemimizde Kur’an-ı Kerim’i hoparlörden okuyacak, cemaate topluca namaz kıldıracak, din kaidelerini bilir bir şahsın aranıp bulunması için faaliyete geçilmiş ve askerlerimiz içinde, hizmete gelmezden önce köylerinde imamlık içinde birkaç kişi olduğu anlaşılmıştı. Hele bunlardan birisi, değme imamlara taş çıkartacak derecede bilgiliydi. Kafile kumandanımızın tane tane söylediği emri can kulağı ile dinliyor ve merasimde ifa edeceği hususları hafızasına işliyordu.

Saat 13.15’te, erat üst güvertelerde, subaylar ait güvertelerde toplanmış idiler ve merasim için hazır bulunuyorlardı. Ortalığa derin bir sükûnet hâkim olmuştu. Etrafta yalnız, resim çekecekleri anlaşılan Amerikalılar saygılı tavırlarla dolaşıyorlar, fotoğraf makinelerini hazırlıyorlardı. Güvertenin kızgın zemin demirlerine diz çökmüş veya bağdaş kurmuş bekleşen binlerce genç Müslüman Türk, denizden Cenabı Hakk’ın emsalsiz elçisinin huzuruna götürülüyormuş gibi, memnun ve itaatli, cesur bakışlarla ve hiç konuşmaksızın, sıcaktan buğu buğu tüten Kızıldeniz’e bakıyorlardı. Filhakika geminin etrafı, ateş dumanı gibi yakıcı, daracık bir sis tabakası ile çepeçevre sarılı idi ve insan zannediyordu ki, hemen biraz daha yol alınınca, ömrü hep asil davranışlarla geçmiş, ilettiği Kur’an ile baştan sona Hz. Allah’ın emsalsizliğini ayniyle yeryüzündeki insanlara bildirebilmiş büyük Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa’nın (sav) dünyamız içinde taht kurdukları şanslı topraktır, geminin baş ucunda önümüze çıkıverecektir. (… Ama belli ki daha uzaktaydık. Mekke hizasına ve elan yüzen Eltinge (gemisine), Güneye doğru gidiyordu.)

Saat 13.40’a varınca, Eltinge süratini yavaş yavaş düşürmeye ve muvakkat imamız da hoparlörde ağır ağır Kur’an-ı Kerim okumaya başladı, sesi güzeldi de. Allah kelamını içten duyarak, dinleyenlere de duyurarak ümitli bir yalvarışla okuyordu. Hafifçe titreyen dudaklarından dökülen mübarek kelimeler, askerlerimizin yüreklerinde Allah’ı hep hissetme gücünü doğuruyor ve bu birlikte hissetme fikrinin meydana getirdiği son derece saygılı – adeta nefes alıp vermemek derecesinde – pek sakin bir duruş ve dinleyiş havası, geminin üzerinde görünmez melek kanatlarının titreşimlerinin ruhları büyülemesi gibi, ruhlarımızı anbean büyüleyen ilahi bir atmosfer yaratıyordu. İçinde yaşadığımız bu sahne cennet kapısından geçmeye hak kazanmış ve o kapı önünde dizelenmiş mü’minlerin zevki ile bezenmiş kadar tatlı idi.

Saat 14’e doğru Eltinge, doğu yönünden geniş bir dönüş çizmeye başladı. Bu dönüş sırasında durgun sularda açtığı yarım daire şekilli uzun şişik izler deniz sathını kıvrım kıvrım yapıyordu. Demek ki tam Mekke hizasındaydık artık, kuş uçumu kadar bir mesafedeydik. Kâbe’ye, el değecek ve gönül serecek kadar yakın…

Kur’an-ı Kerim okunması bitince kafile kumandanımız bütün birlik adına çok ala bir duada bulundu. Ulu Allah öyle bir yalvarış yalvardı ki, kalbimiz koptu yerinden, gönüllerimiz için için ağlamaklı oldu. Hepimizin namına onun tarafından söylenerek Peygamber Efendimize, tevcid buyrulan ve (7000 vatan evladının Kore’ye sağ – salim gitmeleri, büyük vazifede muvaffakiyet sağlayıp memleketimize şeref kazandırmaları ve sonra yine sağ – salim yurdumuza dönmeleri için, Cenabı Hakk’ın nezdinde asla reddedilmez şefaatini esirgememesi) yolunda pek halisane duacı bir seslenişti bu.

Elting edurmuştu…

Kesif sis hâlâ yalancılıktan önümüzü kapalı tutuyordu. Bu kurşuni perde arkasından, güneş kalın sütunları andıran şiddetli ışık sızmaları yolluyordu. Kumandanımızın duası henüz bitmişti ve bütün canlı mevcuduyla gemi, beşer vicdanını tatlı – tatlı işleyişinde cihanla alaka kesilerek sadece iç dünyamıza dönüldüğü sıralardaki gibi bir sessizliğe bürünmüştü. Saatlerce böyle durulsa insan bu cins sessizliğe yine de kanmazdı.

Amma pek sürmedi bu unutulmaz sükut. Albayımız “Şimdi Hakk yolunda topluca namaz kılalım” demesi üzerine ayağa kalkıldı. Türk askerleri saf saf el bağladılar, sonra başlar öne eğildi, dudaklar kıpırdamaya koyuldu. Yüzümüz güneşin doğduğu yere, Tanrı’nın büyük elçisi olduğuna iman getirdiğimiz, Muhammed Mustafa’nın (sav) İslam’da ruh ve fikir birliğini işaretlediği Kâbe’ye dönük, kalbimiz şu kâinatın Sultanı olduğuna iman getirdiğimiz Allah’ın büyük sevgisiyle dopdolu bir halde, tarihi namazımızı kıldık…”

Sizleri bilmiyorum ama ben bu satırları okurken yazarın güzel anlatışından dolayı sanki gözümün önünde film izlemiş gibi oldum.

Bu sahneleri yeniden yaşayabilecek miyiz?

Bence artık bundan sonra bu sahneler yavaş yavaş görülecek ve gençlerimiz Peygamber Ocağında gerçek bir asker olacaklar.

Bu arada şunu da ifade edeyim; Rahmetli Müftü Amcam Zübeyir Koç’un vesile olduğu kırkbinden fazla Koreli mevcuttur. Onun için sizden kendisi için bir Fatiha okumanızı istirham edeceğim.

Ayrıca birkaç gün sonra kutlayacağımız Kurban Bayramınızı da en ulvi duygularımla tebrik eder, Rabbim böyle güzel günlerin bizi birbirimize kenetlemesini niyaz ederim.

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (5)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.