Hatice

Fatma Ç. KABADAYI

Ne zamandır onu görmediğimi fark ettim, sıradanlaşan hayatta gözden kaçanlar da olurmuş; Hatice gibi…

Onunla yıllar öncesinde bir akşamüstü kapımın zilini çaldığında tanışmıştık. Kızını, oğlumun doğum gününe getirmişti, aynı sınıfta okuyorlardı o zamanlar, kendisi gibi tombiş kızını kapıdan bırakıp gitmesine izin vermeyip ısrarla içeri davet ettim. Çocuklar içeride eğlenirken biz de mutfakta çay içip genel mevzulardan konuşmuştuk. Hafifin üstündeki kilosu, güler yüzlü olması onun en belirgin özelliğiydi. Üşenmeyip yorgun haliyle davetimize kızını getirmesi de benim için büyük incelikti. Kızıyla, ders programıyla, geri kaldığı konularla o kadar ilgiliydi ki onun da çalışma saatlerinin benimkiyle aynı olmasından dolayı kendimi gerçekten ilgisiz bir anne gibi hissetmiş ve suçlanmıştım. Kız çocukları konuşkan olduğundan olsa gerek okulda olan bitenden haberi oluyordu Hatice’nin. Hemen hemen aynı yaşlardaydık, adlarımız eski modeldi; giyim tarzımız, hayattaki amaçlarımız farklı olsa da aynı mahallede oturan sabah işe, akşam eve giden hayatı seven, merhametli insanlardık.

O günden sonra ne zaman yolda karşılaşsak hal hatır sormaya, birlikte yürüdüğümüz mesafenin kısa olmasından dolayı üstün körü sohbet etmeye başladık. Haliyle derin konulara girecek vakit olmuyordu. sabahları o sağ tarafa ben sol tarafa ayrılarak iş yerimize yöneliyorduk. O çalıştığı kurumda temizlik işlerine bakıyordu ama aynı kurumdan aldığı kalorifer yakma belgesinin olması da onu takdir etmeme ayrı bir sebepti. Bir kadın kendini her yönüyle geliştirmeli idi. O belgeden benim de olsun istiyordum. Babaannemin her şeyi öğren gün gelir lazım olur dediği geliyordu aklıma.

Bir akşam yine yolumuzun kesiştiği o sokakta epeyce bir önde iken gördüm onu. Gerçekten zor yürüyordu. Kilolarından dolayı inip kalkan kalçaları giydiği dar pardesüden dahi kendini belli ediyordu. Kısa boyu ile hafif yukarı doğru yavaş adımlarla yürürken düşündüm de… Sonra vazgeçtim.

Geçenlerde iş arkadaşlarımdan biri bahsetti Hatice’den. Çalıştığı yerde epeyce bir havaya girdiğini, önüne geleni azarlamaya başladığı falan söyledi. “Allah Allah” dedim. Acaba evde bir sorun mu var da işine yansıtıyor? Çünkü tahmin edebiliyorum kimsenin ona gerçek anlamda “Nasılsın?” diye sormadığını, gözlerinin içine bakıp samimiyetle dinlemediğini. Yıpranmış her elin binlerce hikâyesi olduğunu biliyorum ya da bazı insanların ince düşünmekten yıprandığını. Bilirsiniz, zamanla insan hayatın gerçeklerine alışır, kabullenir, çözüm üretir ya da pes eder. Hatice hangisini seçmişti acaba? Bu yılın sonunda iş yeri değişikliği yapacaklarından haberi olmuş muydu? Üzülmüş müydü ya da kendisi için daha iyi olacağına mı karar kılmıştı? Bunların cevabını ancak ondan; çalıştığı kurumun küçük köhne ve bakımsız mutfağında, kare plastik masanın diğer tarafında o otururken bardağı avucumla sımsıkı sarmalayıp sıcacık bir çay içerken öğrenebilirdim. Yine etraftan duyduğum kadarıyla ve neyse ki elindeki farklı belgelerinden dolayı temizlik ve çay işlerini ondan alıp kurumun başka işine vermişler onu. İş yoğunluğundan dolayı gidip şöyle derin derin konuşup derdini öğrenmek istemedim değil ama mümkün olmadı.

Erteledikçe ertelediğim bu isteğim, iş güç derken azalarak kaybolup gitti.  Ayların birbirini kovaladığını iki yılın geçtiğini hiç fark etmedim.

Geçenlerde iş çıkışı yine aynı yoldan, eve kavuşmanın özlemiyle adım atarken önümden yürüyen zayıfça bir kadın gördüm. Yürüyüşü bildik, görünüşü hayattan bezmiş gibiydi. Yaklaştığımda ayak seslerine başını çevirince tanıdım; Hatice…

Aradan geçen zamanda neler yaşadığını ayaküstü sormanın uygun olmadığını düşündüğümden yine öylesine ve bütün samimiyetimle “nasılsınız, kız nasıl, sağlık olsun,” demekten ileri gidemedim. Görünüş olarak da hayli değişmişti. En çok da bakışları… Pardesüsü epeyce bollaşmış, elma yanakları çökmüş buna rağmen saçları gürleşmişti. Yeni tanışıyor gibi yüzüme bakarken sırf ayıp olmasın diye başından atar gibi cevapladığını hissedebiliyordum. Hiç gülmüyor, içten de davranmıyordu.

Bir iki dakika sonra soracak bir şeyim olmamasının daha iyi olacağına karar vermemle ağzımdan “Bugün bana karşı soğuk davranman yorgunluğunla mı ilgili?” diye sorma gafletinde bulundum. Yine şaşkınlıkla bakarak; “Siz de beni Hatice sandınız sanırım, ben kardeşiyim,” deyiverdi. Şaşkınlıktan dilimi yutacaktım. Onu çok özlediğimden mi kardeşini ona benzetmiştim bilemedim. Oysa Hatice iş yeri değiştirildikten sonra o yoldan hiç geçmez olmuş. İyiymiş, rahatmış. Başka bir şey sormadım, soramadım.

Velhasıl; ne zamandır onu görmediğimi fark ettim, sıradanlaşan hayatta gözden kaçanlar da olurmuş; Hatice gibi…

 

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.