Hz. MUHAMMED' İN (as) ÜMMETİNİ ŞİKAYETİ

Kenan ÖZMEN

Efendimiz (sav), hesap gününde ümmetinden bazılarını Allah' a tek bir konuda şikayet edecek. Bu konunun ne olduğunu Furkan Sûresi 30. ayetten öğreniyoruz.

"İşte (o gün) Resûl: Ey Rabbim! diyecek. Şu benim topluluğum var ya, işte onlar bu Kur' an' ı terk edilmiş bir halde bıraktı.

Evet, Efendimizin (as) ümmetini şikayet edeceği tek konu bu.
Kur' an' ı terk edilmiş bir halde bırakmak. 
Peki, Kur' an nasıl terkedilir?

Hiç süphesiz Kur' an, sonsuz hidayet ve rahmet kaynağıdır. Ancak Kur' an' ın hidayet ve rahmet kaynağı olması herkes için geçerli değildir. (Bakara, 2) 

Yalnızca Kur' an' ı okumak, ezberinde tutmak, elinde, evinde, kütüphanesinde bulundurmak hidayet ve rahmetin garantisi olamaz.  

Okuyup anlaşılmadığında, anlaşılanlar hayata tatbik edilmediğinde, Kur' an terkedilmiş bir halde bırakılmış demektir. 

Teşbihte hata olmaz.

Diyelim ki, ölümcül bir hastalığa yakalandınız ve bu hastalığı tedavi edebilen tek hekimden bir reçete aldınız. Peki, bu reçeteyi ne yaparsınız?

Bardağa koyup suyunu mu içersiniz? Yoksa reçeteyi ezberleyip sabah akşam okur musunuz? Ya da besteleyip güzel sesli birinin dilinden mi dinlersiniz? Yoksa onu altın yaldızla yazdırıp, süslü kılıflar içerisinde duvara mı asarsınız?

Peki, bütün bunları yapsanız ve hastalığınıza derman bulamasanız, hekimi mi suçlarsınız yoksa reçeteyi mi suçlarsınız? 

Ya da bir savaş meydanındasınız diyelim. Komutanınız size savaşı kazandıracak bir plân verdi. Bu plâna da reçeteye yaptığınız muamelenin aynısını yapsanız, savaşı kazanabilir misiniz? Peki savaşı kaybettiğinizde sorumluluğu ve suçu komutana atabilir misiniz?

Ya da, delice sevdiğiniz yârinizden bir mektup aldınız diyelim. Bu mektubu açmadan, okumadan ne kadar dayanabilirsiniz?

Bir dakika bile beklemek çok zor değil mi?

Yârimizden gelen mektubu açmak için bile bir gün sabremedezken, Rabbimizin gönderdiği kurtuluş reçetesini bir ömür boyu açıp okumamışsak, Rabbimiz bize darılmaz mı? Efendimiz (as) bizi şikayet etmez mi?  

Düşünsenize bir kere; günde kırk sefer okuduğumuz Fatiha' nın bile ne anlama geldiğini bilmiyorsak, Kur' an bize darılmaz mı?

Rabbimizin o sonsuz rahmetiyle biz kullarına bir reçete olarak tenezzül buyurduğu ilahî mesajını, "acaba Rabbim bana ne söylüyor, ne demek istiyor" diye merak bile etmezsek, bugün insanlığın içerisinde bulunduğu bireysel, toplumsal, ahlâkî, sosyo, kültürel, ekonomik rezilliklerden nasıl kurtulabiliriz?

Bütün hastalıklara şifa olan muhteşem bir eczaneye sahip olup, bin bir türlü hastalığın pençesinde bitkisel hayatta yaşamaya mahkum olan akılsız bir hastadan ne farkımız kalır?

Ve bu rezil durumumuzun suçlusu kimdir? 

Kur' an ay' ı Ramazan' ın son demlerini yaşıyoruz. Unutmayalım ki, Ramazan ay' ına değer katan, onu diğer aylara üstün kılan, "Kur' an" dır. Ramazan' daki sıradan bir geceye inerek onu "bin aydan hayırlı kılan" ve "Kadir" eden Kur' an, tağutî sistemlerin çöplüğü haline çevirdiğimiz yüreklerimize de nazil olmalıdır.

"Ey iman edenler" diye başlayan ayetleriyle, bir sınıfı, bir grubu, bir cemaati, bir cinsiyeti, belli diploma sahiplerini, vs. değil, "müslümanlık iddiasında bulunan herkesi" hedef alan Kur' an' a yönelmek için içerisinde bulunduğumuz mübarek zaman diliminden daha büyük bir fırsat olabilir mi?

Vesselâm.

kenanozmen@gmail.com

Yorum Yap
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Yorumlar (1)
Yükleniyor ...
Yükleme hatalı.